·112 syf.····Okunma: 16 Kasım 2024 03:18 Tanzimat'ın Götürdükleri ve varsa -ki muhakkak- getirdikleri.. Aslında götürdükleri de, getirdikleri de görmek isteyen göze malûm olur. Mesele bunun ne kadar “iyi, doğru ve güzel” olduğu ve ne kadar “kötü, yanlış ve çirkin” olduğunu muhakeme etmektir.
İhsan Süreyya Sırma, dikkatle okunması gereken, cümlelerine ve fikirlerine de aynı şekilde dikkat edilmesi gereken bir isim. Zira kendisi, çeşitli çalışmalarında başta Allah Resulü'nün vahiy kâtiplerinden, ulemânın “Ehli Sünnet Kapısının Kulpu, kulpa el uzatan kapıya kast eder” şeklinde bahsettiği Hz. Muaviye radiyallahu anh olmak üzere Ashab'ın bazısı hakkında edep ve ahlaktan uzak, haddi aşan bir dile/zihniyete sahiptir.
Arızalı düşüncelerine dikkat edildiği sürece kalan doğru düşünce ve çalışmalarından yaralanılabilecek de bir isim. İslam Tarihi içerisinde sanıyorum bilhassa son dönem Osmanlı tarihi hususunda istifade edilebilir.
Bu risalesinde tenkid ettiğim yerler olmakla birlikte tasdik ettiğim çokça yer olduğunu da söylemek isterim.
Hemen ilk sayfalarda 1400 yıllık İslam Tarihi'nde Müslümanların siyaset ve zihin dünyasını menfi yönde en fazla etkileyen iki şey olduğunu, bunlardan birincisinin “Aydınlanma Devri” olarak isimlendirilen Abbasiler zamanındaki tercüme faaliyetleri ve ikincisinin de Tanzimat olduğunu ifade etmekte ve çok fazla felsefeyi tenkid etmekte. Felsefe şöyle veya böyle eleştirilir, faydalı faydasız tasnifi yapılır, aksiyon ve reaksiyon olarak değerlendirilir vesaire. Lakin toptan bir felsefe düşmanlığını, belki de bu kapsamda, -her ne kadar biz kelam olarak ifade etsek de ,felsefecilere karşı/reaksiyon şekilde- İmam Gazali Hazretleri'nin yaptığı çalışmalar, yazdığı eserlerin de bir hiç olduğunu söyleme yoluna gidiliyor olabilir(belki İhsan Bey'in böyle de bir görüşü olabilir, bilemiyorum). Hasılı bu kadar kökten bir felsefe karşıtlığı beni rahatsız etti. Lakin Abbasiler'in Beytü'l Hikme tercüme faaliyetlerinin de telafisi zor, büyük hasarlara yol açtığını kabul ediyorum. Tercüme faaliyetleri ile Tanzimat da kıyas edilince İslam'a ne kadar da benzer zararlar verdiği ortaya çıkıyor.
Abbasiler'in tercüme faaliyetlerinden bahsederken bu tercümelerin Ebu Hanife ve Ahmed b. Hanbel gibi imamlarımızın da işkence görmesinde pay sahibi olduğu görüşünü savunuyor, haklılık payı olabilir bu konuda.
Girişten sonra risaleye başlarken Tanzimat tanımları ve bu Batılılaşma'ya giden sürecin başlayışını 1820'de Avrupa'yı tanımak için gönderilen Yirmisekiz Mehmed Çelebi'den başlatır ve öylece devam eden süreci ele alır.
Avrupalılar'la yapılan bazı anlaşmalarla onları gayri Müslim tebaanın resmen hâmisi kabul ederek ilerleyen dönemlerde patlak verecek azınlık isyanlarının temelinin nasıl atıldığı, Osmanlı'yı İngiltere'ye mali anlamda bağımlı kılan Mustafa Reşit Paşaların İslam'a, Müslümanlara ve tabi ki Osmanlı'ya ihanetleri, Tanzimat'ın ilanı, ilanıyla gelen yenilikler, Müslümanlardan kesilen hak, hukuk ve hürriyetlerin yanı sıra gayri Müslimlere verilan haklar, hürriyetler, İslam hukukunu alenen ihlal etme ve bu ihlali ferman üzerinde süslü cümlelerle gizleme çabası, Tanzimat'ın ilanıyla menfaat devşirenler, umduğu menfaati bulamayanlar, kendi ayağına sıkıp kendiyle birlikte tüm Müslümanları öldürenler, Ali, Fuat ve Mithat Paşaların ihanetleri, Yeni Tanzimatçılar: Jön Türkler, Sultan II. Mahmud, Abdülmecid, III. Selim, Abdülaziz, II. Abdülhamid dönemleri ve Sultan Abdülhamid'in düzeltmeye çalıştığı bazı durumlar.. gibi birçok başlık ve mesele.
Belirtilmesi gereken bir husus da, isimleri verilen sultan ve paşalar arasında Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid haricindeki isimler yerden yere vuruluyor ve şedid bir şekilde tenkid ediliyor(elbette bu eleştiriler hiçten ibaret değil, son derece haklı ve yerinde). Diğer sultanlardan bahsederken «-halife demeye dilim varmıyor-» şeklinde bir ifade kullanıyor İhsan Süreyya Sırma.
Elbette bu konuda da kendisiyle pek farklı düşünüyor değiliz.
Risalede kendisi zaten ilgili şahısların fecaatlerinden bahsediyor, buna yalnızca bir yorumla katkıda bulunmak istiyorum.
Osmanlı öyle veya böyle yaklaşık 6 asır hakimiyet sürmüş ve bunun çoğunda Halifelik makamı da ellerinde bulunmuştur. Osmanlı'yı yükselme dönemine götüren anlayış da, gerileme ve yıkılmaya götüren anlamayış da ortada iken somut dayanaklara rağmen kuru kuru Osmanlı güzellemesi yapılmamalı ve son 200(belki 300) yıllık zaman diliminde bizzat “Sultan/Halife”ler eliyle yapılan İslam'a ve Müslümanlara ihanetler görülmeli, muhakeme edilmeli ve bunlardan ders çıkarılmalıdır.
Şahsi günahları bir yana, Tanzimat gibi, Islahat gibi veya sayamayacağımız daha birçok ihanet göz ardı edilirse, “günümüzdeki pisliklerin, kötülüklerin hepsi Mustafa Kemal yüzünden oldu” yanlış anlayışına götürür. Hayır, Mustafa Kemal son noktayı koydu ve biraz da süsledi. Bu pisliklerin, kötülüklerin temelinde Mümin ve kâfiri eşit kabul eden, kâfirleri baştacı edip devletin en önemli mevkilerini onlara tahsis eden Tanzimat bulunmakta, Islahatlar bulunmakta.. Bilhassa son dönem Osmanlı tarihi, anlaşmalar ve ıslahatlar iyi okunmalı, ders çıkarılmalı.