·112 syf.····Okunma: 05 Eylül 2024 00:34 Okumanın hazzına vardığım o ilk zamanlardan beri Ömer Hayyam en sevdiğim şairlerden biri. Doğu medeniyetine olan büyük ilgimin de etkisiyle kendisini anlatan pek çok eseri ve şiirleri ile rubailerinin yer aldığı kitapları önemli ölçüde okudum. Hatta ilk gençlik yıllarında, bir arkadaşımın yakıştırmasıyla "Hayyam-ı Sâni" yani ikinci Hayyam olarak anıldım ve bu takma adı da çeşitli platformlarda kullandım. Eğer çeviri bir eser okuyorsanız, çevirmenin sınırlılıkları sizi de kuşatıyor. Bu kitap da maalesef çevirisini yetersiz bulduğum eserlerden biri. Dümdüz bir Türkçe ile çevrildiğini ve rubailerin ruhunun yansıtılmadığını hiç çekinmeden söyleyebilirim. Ömer Hayyam yalnızca bir şair ya da düşünür değil, başlı başına bir felsefe ve düşünce biçimi. Ancak kendisinin derinliği, bu çeviride asla hissedilmiyor. Hayyam okumaya bu kitapla başlamış olsaydım, asla kendisine ve ikinci bir Hayyam konulu kitaba merak salmayacağımı da açıkça ifade edebilirim.
Mesela kitabın 68.sayfasında şöyle bir rubai çevirisi var;
"Tanrı, ey Tanrı,
Cevap ver bize:
Göz verdin, güzellikler verdin, mutluluğu tattırdın!
Bakma, görme diyorsun. Tatma diyorsun.
Dolu bir kadehi boşaltmadan ters çevirin bakalım."
Aşağıda da internet üzerinden kolayca bulunabilen, tahminen aynı rubainin bir başka çevirisini paylaşıyorum;
"Tanrım; bu güzel yüze vermişsin emek,
O sümbülü koklamak, saçın' ellemek.
Sonra da ona bakma, dersen, anlamı:
Dolu kadehi ters tut, hiç dökme demek!"
Bu bile farkı anlamak için yeterli bir örnek. İki çeviri incelendiği zaman, ilkinin duygudan ve Hayyamî coşkudan ne kadar yoksun olduğu açıkça görülebilir. Bu yüzden kitabı doyurucu bulmadım.