Öncelikle kitabın Ahmet Ümit'in polisiye romanlarına benzemediğini söyleyerek başlamak istiyorum söze fakat bu sizi korkutmasın, yazarın bu kitabı da diğer kitapları gibi sürükleyici bir konuya sahip. Ayrıca kitabın iki ana karakterin arasında gidip gelmesi, aralarındaki farklılığın aslında benzerlik olması ve bunu sühanın gözünden görmemiz daha etkileyici. Kitabın sonu ise aklımızda soru işaretleri bırakıyor ve istediğimiz gibi yorumlama seçeneği sunuyor, bu yönden sonunun karmaşıklığını beğendim. Kitabın ilerleme şekli ana karakterimiz olan süha'nın arkadaşları gelmediğinden tek gitmek zorunda olduğu bir köye profosörlerini almak için gitmesiyle başlar. Gece vakti olmasından ve arkadaşlarının da onu ekmesinden dolayı söylene söylene giden süha arabadaki hakimiyetini kaybedip yokuş aşağı arabayla yuvarlanıp kaza yapar. Neyse ki bir şey olmaz fakat gece vakti mezarlığın arasından yürüyerek köye ulaşması gerekir. Yürürken mezarlığın uzağında başka bir mezar farkeder biraz daha yaklaştığında mezarın açılmış olduğunu görür ve içini bir korku kaplar mezarın içine bakmaya cesaret ettiğinde mezarın boş olduğunu görüp daha da korkar ve koşa koşa mezarlığı ardında bırakmak ister, yağmur ayağının altında çamur tabakası oluştursa bile koşmaktan asla vazgeçmez. En sonunda köye ulaşır fakat gariplikler peşini yine bırakmaz köyde kimseyi bulamaz sadece köpek sesi vardır süha yine de köyün sonuna gider ve bir yerden insan sesi geldiğini farkeder biraz yaklaşıp dinlediğinde buranın bir cemevi olduğunu anlar ve ibadetlerini bozmak istemediği için bir camın ardından dinlemeye koyulur. Bir süre geçtikten sonra içeri ellerinde tabut taşıyan kişiler girer ve bu süreden sonra tabuttaki ismailin dualanmasını isteyen aile ile bunu kabul etmeyen sofular arasında mahkeme kurulur ve biz de hem arada bir bu mahkemeyi dinleyen sühanın anılarını hem de ismailin macerasını ve onun yakınlarının hikayelerini dinleyip bir nevi mahkemeye biz de şahit oluyoruz. ucu açık bir sonla biten hikaye olayların şokunu hâlâ atlatamamama neden oluyor.