Geri Bildirim

Bir Ses Böler GeceyiAhmet Ümit

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.582
Gösterim
Adı:
Bir Ses Böler Geceyi
Baskı tarihi:
Temmuz 2010
Sayfa sayısı:
144
ISBN:
9789752897427
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
Dolunayın ışığında bir köy mezarlığı... Mezarlığın duvarına çarpan bir cip. Gecenin karanlığında uçuşan düşler. Issız köyün ortasında kocaman bir cemevi. Konuğunu yitirmiş bir mezar. Cem töreninde arınmayı bekleyen bir ölü. Bu olanların sessiz tanığı, bir araştırma görevlisi. Yıkılan idealleriyle, sürüp giden yaşamı arasında sıkışıp kalmış bir adam. Alevi inancına farklı bir bakış. Mistik bir gerilim romanı...

"Gözüne kestirdiği dal parçasını çekerken çalılığın arkasında bir karartı fark etti. Feneri oraya doğru tuttu. Yanılmamıştı, az ilerde yeşil renkli bir mezar taşı mahzun bir edayla onu süzüyordu. Bu defa korkmadı, hatta içinde, 'Bu mezar neden mezarlığın dışında?' diye merak bile uyandı. Bir-iki adım daha yaklaştı. Ama bu mezar bozulmuştu, iki yanında toprak birikintileri yığılıydı. Yeni bir ürperti dalgası sardı bedenini. Mezarın içini görmemesine karşın, upuzun yatan ölünün yer yer etleri dökülmüş yüzü geldi gözlerinin önüne. Öte yandan aklı hâlâ mantıklı bir açıklamanın peşindeydi. Belki de bu mezar henüz ölmemiş biri için kazılmıştı. Neden olmasın? insanların ölmeden önce de mezarlarını hazırladıklarını biliyordu; iyi de, kazmakla hazırlamak arasında büyük fark vardı. Belki yeri alınır, hazırlıklar yapılırdı ama ölmeden mezar kazdırılır mıydı? Belki de bu mezarı aç kalmış vahşi bir hayvan açmıştı. Eğer öyleyse mezardaki ölüyü paramparça etmiş demekti. Doğrusu, böyle bir görüntüyle karşılaşmak istemezdi. Yine de merakı ağır bastı; cesaretini toplayıp el fenerini mezarın içine doğrulttu. Mezar gerçekten de boştu."

(Tanıtım Bülteninden)
Kitap genel olarak iki koldan ilerliyor. Bir kol 1980 darbesi ve öncesinde bir solcunun başından geçen olayları ve davasını kısa kısa bölümlerle anlatıyor; diğer kolda ise Alevi vatandaşlarımızın bir hadisesini anlatıyor. Ahmet Ümit bu iki kolu anlatırken hem hafiften mesajlar veriyor hem de bu iki yön hakkında ufak da olsa bilgiler veriyor. Solcuların bir kısmının davalarına ne gözle baktığını, ne gözle davalarından kolayca vazgeçen insanları gösterirken, bir taraftan da Alevi vatandaşlarımızın hem gelenekleri hakkında bilgileri verip hem de her toplumun içinde olan yanlışlar gibi bu kesiminde içinde olan kişiye özgü yanlışları romansallaştırarak gösteriyor. Kitap içinde üçüncü bir kol var ki o da kitabın esas kurgusu zaten.

Kitap basit bir dille, basit bir betimlemelerle başladı diyebilirim, Ahmet Ümit’in ilk kitaplarından olduğu için bu şekilde ilerlediğini düşündüm ama çok da fazla sürmeden dil daha bir oturarak, betimlemelerin edebi yönü daha bir artarak kitap kendi içinde yazımı birden değişip kendini okutmaya başladı. Sonunda da olaylar daha bir tuhaflaşarak özellikle son 30 sayfada okuru içine tamamen çekip okuttarabiliyor..

Çok güzel aman aman bir kitap, kesin okumanız lazım diyemem ama okuyunca da beğeneceğiniz, keyif alacağınız, keşke okumasaydım demeyeceğiniz bir kitap.
Ahmet Ümit'in ilk polisiye romanı olarak ''Sis ve Gece'', ilk romanı olarak da ''Bir Ses Böler Geceyi'' adlı eser olmuştur. Sitede polisiye uzantısı altında yerini alsa da bu kitap bir polisiye değildir. Aslında Ümit'in acemilik döneminde yazıldığı için polisiye roman türünde yazacağı eserler için bir antrenman diyebiliriz. Bunun yanında sosyal ve dini dokusu altında az da olsa polisiye kalıntılarını görebiliriz. Zaten puanlama ve yorumlarda da, diğerlerinin aksine bu eserin zayıf kalması, -demin söylediğim gibi- acemi ve toy bir yazar olduğu zamanın ürünü olduğu içindir.

Ahmet Ümit'i bilmeyenemiz yoktur zaten. Niye bilinmesin ki? Sade, okuyucuyu anında kurguya hapseden güzel anlatımıyla hemen hemen herkesin sevdiği bir yazar olmuştur. Eh, Dünya'da olduğu kadar, ülkemizde de (klasiği ayrı değerlendirirsek) edebiyat türlerinin içinde en çok polisiye sevilmiştir. Peki yabancı yazarlarda iyi bir polisiye yazarı var da bizde yok mu? Elbette var. Tahtını pek kaptırmayan Ahmet Ümit bunlardan bir tanesidir. Sağlam kurgusu, yormayan anlatımı, üst düzey betimlemeleri, okuyucuların beğenmesi için en büyük nedenlerdir. Bu eserde de hem siyasi-politik hem de dini açıdan bol bol zengin bir bilgiyle karşılaşıyoruz. Hocasını terminalden alması gereken Fakülte çalışanı Süha, arabasıyla gece çıktığı yolda ansızın yaptığı bir direksiyon hareketiyle kaza yapar. Gözlerini açtığında ise kendini bir mezarlıkta bulur. Etrafını şöyle bir yokladığında ise korkunç sesler duyar ve kıyıda duran tek başına bir mezar görür. Bu durum Süha için adrenalin dolu bir hava yaşamasına sebep olur.

Yazarımız küçük bir mezarlık fikri ile daha sayfanın başından okuyucuyu etkiliyor. Korku ve gerilim yaşarken, birdenbire diğer sayfalarda klasik edebinin içine giriveriyoruz. Süha korkunun verdiği şokla bir yandan geçmişini düşünürken bir yandan da gördüklerini anlamaya çalışır. Kitabı okudukça, 1980 öncesi ülkemizde yaşananlar ve üniversite öğrencilerinin bu duruma etki ve tepkilerini öğrenirken, bir yandan da, diğer bir sorun olan Alevi insanlarının hem ülkemizde hem zihinlerde nasıl yankı bulduğunu, nasıl yalnız olduklarını keşfediyoruz. Yazar, bizi(okuyucuyu) bir anda 30-40 sene öncesine götürebildiği gibi, aynı anda da küçük bilgilerle, farklı inançlara bağlı insanların hayatlarını büyük bir hayret ve merakla öğretmeyi iyi beceriyor. Tabii ilk sayfalarda verilen heyecanı ortalarda bulamayınca, özellikle ilk başlardaki konunun birden sönüvermesi benim için biraz üzücü oldu. Bunun haricinde sade ve güzeldi. İyi okumalar...

Benzer kitaplar

Kitapta solcu Süha tamamen tesaduf olarak kaza yapınca yardim istemek için gittiği bi köyde soğumasın ve dedelerin sohbetlerine şahit olmuştur. Alevlerin inançlarını güzel anlatmış yazar İsmailin kafasindakileri ni sorgulayıcı ve hayatını nasıl sonlarsigini anlatmış yazar ehh fena değildi diyebilirim.
Neden bilmiyorum ama bir çırpıda okuyamadım kitabı. Çekmedi beni içine... Her elime aldığımda anca bir bölüm okuyabildim. Konular arasında bir bütünlük yakalayamamam sanırım bunda en büyük sebep. Bir yandan Süha’nın solcu geçmişi ve bir yandan toplumumuzun çoğu tarafından yanlış bilinen ve olduğundan çok daha farklı anlatılan bir dini topluluk “alevi”ler... kesiştikleri tek nokta; Süha’nın da alevi olması... olayların sonu da havada kaldı,sonuca bağlanamadı. Anlatım durağan olduğundan sıkıcıydı. Yalnız cesetle ilgili geçen son bölümde sosyal mesajın verilme şekli ilginçti. “Kişi nasılsa karşısındakini de öyle görür” sözünü bir ceset aracılığıyla anımsayabileceğim aklıma gelmezdi. Okunmalı mı? Okunacak o kadar çok kitap varken,daha iyi kitaplara zaman ayırılabilinir. Kitapla kalın.
Alevî kültürünü çeşitli özellikleriyle satırlara yansıtan Ahmet Ümit, bu topraklarda inanç, mezhep, ırk farkı olmadan birlikte yaşayabildiğimizi gösteriyor.
Alevilik ve solculuk hakkında cok guzel tespitler yapan kitabi bitirdiginizde bir suru bilgi edindiginiz ve çarpıcı sonla biten bir kitap . Kitabin değindiği konular ilgimi çektiği için kitabi bir çırpıda okudum . Eleştirilen insan profilleri ve eski dostların yemekte buluştuğu bolum kitapta en çok hoşuma giden yerler oldu . Rahatlıkla onerebilecem bir eserdi
Ahmet Ümit, henüz tam olarak bildiğim bir yazar değil. Daha önce masal masal içinde kitabını bir solukta okumuştum öyle ki başladıktan bitene kadar 4 saat gibi bir sürede bitiremeden bırakamamıştım. Gerek dilindeki sadelik gerek uyandırdığı merak beni çok etkilemişti. Başka bir kitabını okumak için fırsat bekledim ve sonunda bir ses böler geceyi kitabını aldım.

Kitapta pek hakim olamadığım iki konu işlenmiş, solcu hareketleri ve alevilik. (Biraz utandım doğrusu, benim bu konularda hiç bilgim olmaması ve araştırma ihtiyacı hissetmemem ciddi bir eksiklik.) Neyse, yazar bu iki hareketi birbirine yakın hatta özünde bir olduklarını da idda ettiğini düşündüm bi ara ama sonra, bütün davaların özünde bir oldukları vurgulanmış olabilir diye değiştirdim. Sonuçta bu gün ve geçmişte kurulmuş nerdeyse bütün kuruluşlar eşitlik! Adalet! Barış! Getireceklerini iddia etmiyorlar mıydı?

Sonuç olarak "her başlangıç bitmeye mahkum dur." Der gibi, solcuların nasıl o ateşli davalarını bıraktıklarını, ne gibi yollara düştüklerini, bir güzel anlatmış. Alevilerin de yozlaştığını göstermeden geçmemiş(yani bir kısmının). Bir tarikatın büyüğü bile olsa, nasıl gurura kapılabildiğini, bilmedikleri karşısında nasıl direttiklerini bir güzel yazmış.

Her şey kişide başlar ve kişide biter. Asıl mesele inançta insan neye inanırsa inansın. Eğer inancında kararlıysa sonuna kadar mücadelesini verir ama inancını kaybeden biri artık yolun sonuna gelmiş olur. Ya sefil bir hayat sürer ya da hayatına son verir.

Şimdi size kitabı okuyun demek belki yazdıklarıma daha uygun olur ama demiyorum :) okumak yada okumamak size kalmış. Kitabın konusunu çok daha güzel anlatan kitapların olduğuna eminim ama dediğim gibi bu konularla pek ilgilenmediğim için başka bir şey söyleyemiyorum.

Bol okumalı günler dilerim... :)
Kitap başlangıç olarak asıl konuya girmeyi biraz uzun sürdürmüş. Okurken bunun verdiği geçlikten dolayı insan başta biraz sıkılmıyor değil. Ama sonra olay örgüsü işin içine girince de elden düşmesi bir eser oluveriyor birden. Anlatım oldukça sade ve akıcı bir eser. Ara sıra tuhaf fantastik denilebilecek hikayeler barındırsada yazar iplerin kontrolünü kaybetmemiş. Okunmasını tavsiye ederim. Herkese iyi okumalar...
Okurken sıradan fazla heyecan duyulmayan bir hikaye gibi.Ama sonlara doğru olaylar biraz tuhaflaşmaya daha heyecanlı hale gelmeye başlıyor hele ki son sayfalara inanamayabilirsiniz gibi.Yine genel olarak orta seviyede bir kitap.
Uzun bir hikaye denilebilir .Fakat iki ayrı dünya iç içe anlatılmaya çalışmış ve bir karışıklık ve belirsizlik bulaşmış.Bir bakıyorsunuz alevi bakışlarının dini örgüsü anlatılıyor ve mistik alemlere akıyorsunuz,sonra bir bakmışsınız sol fikirli kişilerin zorluklarının hikayelerine yaklaşarak diğer konuda ki kişilerin dünyasına dalmışsınız.Yani konunun gidişatı güzel gidiyor ama meraklandınız konuların birleştiği bir sonun güzelliği sizi karşılamadan patanada bitiyor hikaye.Birde şunu da yazmadan bitirmeyeyim ki kitabın bir bölümünde gereksiz ayrıntılı müstehcen denilebilecek ilişki anlatılmış ve baya rahatsız edici olmuş . Bence Ahmet Ümit in iyi olmayan yazılarından diyebilirim .
İnsan her şeye alışır diyorlar ya, öyle değil aslında. Başka çaren olmadığı için katlanıyorsun ama alışmıyorsun.
" Ey Talip, bu yol zordur, bu yol melamet yoludur. Bu yol demirden leblebidir, ateşten gömlektir. Son pişmanlık fayda etmez "
İnsan her şeye alışır diyorlar ya, öyle değil aslında. Başka çaren olmadığı için katlanıyorsun.
"Sana güvenirim ama bunun güvenle alakası yok. Bilirsin, küçüklüğümden beri sofuları, âlimleri dinler, hisseme düşen bilgileri toplarım. Sanırdım ki öğrendiklerim arttıkça dünyanın ve Hakk'ın sırrına ereceğim. Lakin tam tersi oldu. Öğrendikçe bilmediklerim çoğalmaya başladı. Bu nasıl bir bilmecedir, çözemedim gitti. Hal böyleyken sen nasıl anlayacaksın?"
Hepimiz Ölümlüyüz, mühim olan genç ya da yaşlı ölmek değil nasıl ömür sürdüğümüzdür.
'Benim çocukluğum bu sohbetlerin arasında geçti. Onlar daha söze başlarken neleri bilip neleri bilmediklerini anlayabiliyorum. Evet, bana çok iyi davrandılar. Ama ben iyilik değil, ilim hikmet istiyorum.'

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Ses Böler Geceyi
Baskı tarihi:
Temmuz 2010
Sayfa sayısı:
144
ISBN:
9789752897427
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
Dolunayın ışığında bir köy mezarlığı... Mezarlığın duvarına çarpan bir cip. Gecenin karanlığında uçuşan düşler. Issız köyün ortasında kocaman bir cemevi. Konuğunu yitirmiş bir mezar. Cem töreninde arınmayı bekleyen bir ölü. Bu olanların sessiz tanığı, bir araştırma görevlisi. Yıkılan idealleriyle, sürüp giden yaşamı arasında sıkışıp kalmış bir adam. Alevi inancına farklı bir bakış. Mistik bir gerilim romanı...

"Gözüne kestirdiği dal parçasını çekerken çalılığın arkasında bir karartı fark etti. Feneri oraya doğru tuttu. Yanılmamıştı, az ilerde yeşil renkli bir mezar taşı mahzun bir edayla onu süzüyordu. Bu defa korkmadı, hatta içinde, 'Bu mezar neden mezarlığın dışında?' diye merak bile uyandı. Bir-iki adım daha yaklaştı. Ama bu mezar bozulmuştu, iki yanında toprak birikintileri yığılıydı. Yeni bir ürperti dalgası sardı bedenini. Mezarın içini görmemesine karşın, upuzun yatan ölünün yer yer etleri dökülmüş yüzü geldi gözlerinin önüne. Öte yandan aklı hâlâ mantıklı bir açıklamanın peşindeydi. Belki de bu mezar henüz ölmemiş biri için kazılmıştı. Neden olmasın? insanların ölmeden önce de mezarlarını hazırladıklarını biliyordu; iyi de, kazmakla hazırlamak arasında büyük fark vardı. Belki yeri alınır, hazırlıklar yapılırdı ama ölmeden mezar kazdırılır mıydı? Belki de bu mezarı aç kalmış vahşi bir hayvan açmıştı. Eğer öyleyse mezardaki ölüyü paramparça etmiş demekti. Doğrusu, böyle bir görüntüyle karşılaşmak istemezdi. Yine de merakı ağır bastı; cesaretini toplayıp el fenerini mezarın içine doğrulttu. Mezar gerçekten de boştu."

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.043 okur

  • SihirliFlut
  • Nedim Karakuş
  • Mehmet Mustafa Erkal
  • Fatma Erkal
  • Yusuf Öztürk
  • süv ars
  • Arzu Torun
  • Ayse Melek
  • BÜŞRA ÇİL
  • Tunahan Arif Kaya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.8
14-17 Yaş
%4.2
18-24 Yaş
%15.5
25-34 Yaş
%28.7
35-44 Yaş
%32
45-54 Yaş
%12.1
55-64 Yaş
%2
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68.3
Erkek
%31.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.5 (24)
9
%9.5 (24)
8
%20.6 (52)
7
%24.5 (62)
6
%14.6 (37)
5
%9.5 (24)
4
%5.9 (15)
3
%3.6 (9)
2
%2 (5)
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları