Adı:
Kar Kokusu
Baskı tarihi:
Şubat 2013
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752897410
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Yarı otobiyografik bir roman. Sovyetler Birliği henüz dağılmamış. Türkiye'de askeri diktatörlüğün en karanlık günleri. Moskova'daki uluslararası okulda eğitim gören Türkiyeli devrimciler. Askeri diktatörlüğün istihbaratçıları onların peşinde. Ve karlar üzerinde bir cinayet. Cinayet sorgusuyla başlayan iç hesaplaşma. Hayatın anlamı nedir? Gerçeği kim temsil ediyor? Sadece Türkiye Komünist Partisi'nin değil, uluslararası devrimci hareketin bir dönemine de farklı bir bakış.

"Mehmet koruluğun sınırındaki dereye geldiğinde, Leonid yine yaklaşmıştı pencereye. Ama Mehmet onu görmedi. Gözleri geçeceği derenin üzerindeki küçük köprüye takılmıştı, yerler buzdan parıldıyordu. Köprüye doğru bir adım atmıştı ki, ayağı kaydı. Düşmekten son anda tahta korkuluğa tutunarak kurtuldu. Doğrulup yeniden yürümeye başlayacaktı ki, arkasında birinin varlığını hissetti. İrkilerek başını çevirmeye çalıştı ama geç kalmıştı; derinden gelen bir ses duydu, aynı anda sırtında şiddetli bir darbe hissetti; hızla öne savruldu ama elleri hâlâ korkuluklarda olduğu için yere düşmedi. Başını çevirip vuranı görmek istedi, başaramadı. Bakışları usulca aşağı, göğsüne kaydı, hiçbir şey göremedi. Ama sırtındaki ağırlık hissedilmeyecek gibi değildi. Birkaç saniye ayakta kaldı, başı dönüyor, kusmak istiyordu. Engellemek istedi, başaramadı, ağzından koyu bir sıvının boşaldığını fark etti. Elleri korkuluktan çözüldü, yüzüstü yere yıkıldı. Düşerken başını köprünün buzlanmış tahta döşemesine çarpmıştı, ama hiç acı duymuyordu. Yalnızca hızla uzaklaşan birinin ayak seslerini işitti."

(Tanıtım Bülteninden)
Rakı sofrasında kim yoksa , ne eksikse ona içilirmiş adap gereği.
Roman boyunca içilen votkayı saymazsak en sonda iki kadeh rakı kaldırılıyor biri Sovyetler Birliği’nin şerefine, biri Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefine. Sovyetler Birliği’nin hâlâ birlik olduğu yıllar kurgu zamanı: 29 Ocak 1986.
Okuduğum 11. Ahmet Ümit romanı. İlk şaşırtmaca mekânda.İstanbul, Beyoğlu, Tarlabaşı ‘ndan çıkıp taaaa Moskova’ya uzandık. Kar, kış, kıyamet üçlemesi...
Buz kıracağı ile öldürülen (Temel İçgüdü benzeri değil karlar üstünde ve üzerinde palto ile )düşlerinin ülkesinde öldürülme talihsizliğine uğrayan Mehmet’le iktidar için değil muhalefet için yaratılan komünistlerin(yabancılaşmayı ortadan kaldırıp aşkı aşk, şiiri şiir yapmışlar) dünyasında...

Konuya gelir isek, farklı ülkelerden (Türkiye,Afganistan,Lübnan, Nikaragua, Brezilya ) Sovyetler Birliği’ne ( Moskova- Kurkino Köyü) gelen devrimci gençler burda Uluslararası Leninizm Enstitüsü’nde eğitim görmekte CIA, MOSSAD ve MİT takibinden uzaktalar ama aralarında bir KÖSTEBEK var.
Ben yine katili teşhis edemedim, üstelik katil :“Katil benim, ben öldürdüm Mehmet’i “notu bırakıp intihar edince bile inanmadım ona.
“Bir kadını artık sevmeyebilirsin ama çocukluğunun geçtiği kentin senin için anlamı olmalı. Orası kişiliğimizle, kimliğimizle ilgili şifreler taşıyan bir yer.Yaşadığın, yaşayacağın bir sürü olayın ipuçları oradaki sokaklarda, binaların içinde saklı. İster farkında ol, ister olma böyle bu. Ve bizi büyüten kent, artık bizi duygulandıramıyorsa, çoktan boku yemişiz demektir.” Moskova güzellemesi olarak bu alıntı beni de çocukluğumun , gençliğimin kenti , memleketimi düşündürdü: ANKARA : Sakarya Caddesi’nde yediğim kokoreçler ve Melbo’da içilen bira , Güvenpark’ta güvercinleri seyrederek verilen sigara molaları, Tunalı’da Kuğulu Park’ın dinginliği ve simit atıştırmaları, Ulus’ta Hergele Meydanı’ndaki lisemde boş derslerde kaçtığımız Gençlik Parkı, Hamamönü’nde kahve, nargile sohbetleri....
Sonsöz: Ankara’yı özledim!
Kitap Rusya'ya komünist eğitim veren bir okulda gerçekleşen cinayet ve akabinde gelişen olayları anlatıyor. Siyasete pek meraklı olmadığım için gerçekten çok çok sıkılarak okudum. Ancak polisiye bir roman okuyayım içinde komünizm gibi ögeler de olsun isterseniz önerebileceğim bir kitap.
1986 yılında Sovyetler Birliğin'de geçen bir hikaye. Türkiye'den kaçan komünistler sovyetlerde eğitim alırken yaşanan bir cinayet ve bunun üstüne yaşanan olaylar...

Yazarın diğer kitapları kadar tat vermese de okunmayacak bir kitap değil. Kısa zaten sıkılmadan okursunuz.
Konusu pek ilgimi çekmedi. Bu haliyle bile sıkılmadan okudum.Yazarın başarısının sırrı da burada sanırım. Kukla'da da siyasi bir olayı anlatıyordu ama onu daha da çok beğenmiştim.
12 Eylül sonrası Türkiye’de bir çok örgütün darbe yemesinden sonra, TKP örgüt üyelerinin eğitim için Moskova’ya gitmeleri ve eğitim sırasında karşılaştıkları gizemli cinayetler ele alınmış.
TKP’lilerin içine sızan ajan, ajanı deşifre edilmek için seferber olan TKP’li arkadaşlar ve aynı zamanda da ajanı tahmin etmenin çok güç olduğu sürükleyici bir roman.
Kitabı okurken adeta roman karakteri ile yaşıyor ve kendinizi Moskova’nın o buz gibi havasının içinizde hissediyorsunuz.
Polisiye severler için harika bir yapıt, kitabın içinde az da olsa Nazım Hikmet geçtiği için ayrıca mutlu oldum ve ben zevkle bitirdim.
Ahmet Ümit’in yazdığı ilk kitaplarından biri olmasına rağmen çok güzel yazılmış.


Kitapta en sevdiğim yer ise şu idi:
" İnsan yaşlandıkça duyguları da değişir.
Nasıl ki bir zamanlar deli gibi aşık olduğun bir kadın gün gelir seni heyecanlandırmazsa, hatta onu gördüğünde arkanı dönüp kaçmak için fırsat kollarsan, zamanla doğdun kent de senin için yabancılaşır, bir anlam ifade etmez olur. Orada yaşadığın en tatlı anılar, bir sürü ıvır zıvır günlük olayın kalabalığı altında ezilir, yok olur. Eğer bunun için canını sıkıyorsan, aptalın birisin derim sana."

"Bunun aptallıkla bir ilgisi yok," demişti Leonid. "Bir kadını artık sevmeyebilirsin ama çocukluğunun geçtiği kentin senin için başka bir anlamı olmalı. Orası kişiliğimizle, kimliğimizle ilgili şifreler taşıyan bir yer. Yaşadığın, yaşayacağın bir sürü olayın ipuçları oradaki sokaklarda, binaların içinde saklı. İster farkında ol, ister olma, böyle bu. Ve bizi büyüten kent, artık bizi duygulandıramıyorsa, çoktan boku yemişiz demektir. "
Gene bir ahmet ümit klasiği gene son sayfaya kadar süren heyecan. Sağ-sol olaylarının en üst boyuta ulaştığı dönemde bir grup TKP (Türkiye Komünist Partisi) üyesinin Marksizm'in, siyasal ve felsefik görüşünü öğrenebilmek için gittikleri Moskovada bir üyelerinin ölümü sonucu gelişen olayları gene kendi üslubu ile çok güzel bir şekilde aktarmış.
İlk okuduğum Ahmet Ümit romanı. Tarzını Dan Brown a çok benzettim. Mekan tasvir karakter anlatim muhteşem. Sonunda şaşırmak isterdim. ....olmadı bu seferlik
Yine begenerek okudugum bir ahmet umit klasigi olay rusyada geciyor ahmet umitle rusyayi gezer gibi oluyorsunuz nedense ahmet umit nereyi anlatsa ruhum oralarda dolaniyor benim betimlemeleri o kadar sikmadan yapiyorki istemeden canlandiriyorsunuz orati gozunuzde
Ahmet Ümit’in görüşünden ötürü oldukça hakim olduğu bir konu üzerine yazmış. Karakteriyle bağdaştırdığım için midir bilmem ama hiç bir cümlesi eğreti durmamıştı. Oldukça beğendim. Keyif aldım. Heyecanladım. Üzüldüm. Kurban sandığımız aslında değilmiş katil sandığımız kurbanmış gibi farklı hisler yaşattı bana. Güzeldi.
Ahmet ümit olduğu için aldım ve genel olarak bi pişmanlık duygusu yaşamadık. Heyecan olarak gene aynı hissiyatı yaşatıyor . Çoğunlukla parti, sosyalist, kominist tarzı imgelere değiniyor. Eğer o sizi sıkmaz diyorsanız okunacak bir kitap sizler içinde.
Kitabı okumaya başlamadan sitedeki kitap hakkında ki yorumlara bir göz atınca pek can alıcı sıcaklık bulamadım doğrusu. Okuyup okumamakta tereddüt ettim. " Eh aldım mademki elime okumazlık yapmayalım." dedim. Okudum.
Evet, yazarın diğer kitapları arasında sıralamalarda aşağılarda da olsa, yine de beğendim. Ahmet Ümit klasiği .Damarlarda nasıl ki dolaşan kandır. Ahmet Ümit'in kitaplarında ise çözülmesi gereken bir bilmece dolaşır. içerik bir gizemli "cinayet" tir. Herkesin bulmaya çalıştığı ortak sorun. " katil kimdir?".
Yazarın konu ele aldığı yıllar ve o yıllarda yaşanmışlıklar maalesef ülkemizin bir gerçeği idi. Onunla tamamen yüzleşmesek de bu kitapta, dolaylı bir yakınlaşma da var. O günler yaşamış, tanıklık yapmış bir kişi olarak anlamada ve hissetmekte zorlanmadım. Konunun ve olayların geçtiği yer S.S.C.B olması dönemsel olarak yaşanan bazı gerçekleri hatırlatması açısından önemli görüyorum.
S.S.C.B de bu eğitim hususunu, Vedat Türkali "GÜVEN" adlı romanında açmıştı. Oradan bu konuya ilgi gösterenler inceleyebilirler sanırım.
İyi okumalar diliyorum.
elbette ki romanda Rusya'da bir okulda işlenen cinayet ve sonrasında yaşanan polisiye olaylar işleniyor ama, hiç bir Ahmet Ümit romanı kusursuz bir kurgudan ibaret değildir. Muhakkak ki romanda anlatılmak istenen başka bir alt metin bizi karşılar. Sovyet sosyalizminin ve komünizmin pratikteki eleştirisi olarak kabul edilebilir bir kitap. her ne kadar diyalektik bütün sorunları ortadan kaldırmış gibi görünse de , işin içine insan faktörü girdiğinde ne teori kalır ne pratik. Tıpkı iblisin Tanrının kurduğu cennet bahçesine girip, Adem ile Havva'nın nefsini kaşıması gibi, sosyalizmin temellerini sarsan da buna benzer, kendi kurduğun cenneti yine kendi hırsınla bozabilecek bir yapıya sahip olmak.
"Değiştiremedikten sonra ne yararı var ki farkında olmanın?"
"Öyle söyleme, gerçeği bilmek bir ayrıcalıktır."
"Mutsuz olma ayrıcalığı."
"Biz gerçeği bilme ayrıcalığına sahibiz ama mutsuz değiliz, aksine, sorunları çözeceğimiz için mutluyuz."
"Bak Kerem," dedi. "Benim yanımda yoldaşlarıma küfredemezsin."
"Ama sen onu tanımıyorsun."
"Seni de tanımıyorum. Ne olursa olsun kimseye küfretmeye hakkın yok."
"Peki," dedi Kerem, uysal bir tavırla başını öne eğerek. "Bir daha küfretmem."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kar Kokusu
Baskı tarihi:
Şubat 2013
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752897410
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Yarı otobiyografik bir roman. Sovyetler Birliği henüz dağılmamış. Türkiye'de askeri diktatörlüğün en karanlık günleri. Moskova'daki uluslararası okulda eğitim gören Türkiyeli devrimciler. Askeri diktatörlüğün istihbaratçıları onların peşinde. Ve karlar üzerinde bir cinayet. Cinayet sorgusuyla başlayan iç hesaplaşma. Hayatın anlamı nedir? Gerçeği kim temsil ediyor? Sadece Türkiye Komünist Partisi'nin değil, uluslararası devrimci hareketin bir dönemine de farklı bir bakış.

"Mehmet koruluğun sınırındaki dereye geldiğinde, Leonid yine yaklaşmıştı pencereye. Ama Mehmet onu görmedi. Gözleri geçeceği derenin üzerindeki küçük köprüye takılmıştı, yerler buzdan parıldıyordu. Köprüye doğru bir adım atmıştı ki, ayağı kaydı. Düşmekten son anda tahta korkuluğa tutunarak kurtuldu. Doğrulup yeniden yürümeye başlayacaktı ki, arkasında birinin varlığını hissetti. İrkilerek başını çevirmeye çalıştı ama geç kalmıştı; derinden gelen bir ses duydu, aynı anda sırtında şiddetli bir darbe hissetti; hızla öne savruldu ama elleri hâlâ korkuluklarda olduğu için yere düşmedi. Başını çevirip vuranı görmek istedi, başaramadı. Bakışları usulca aşağı, göğsüne kaydı, hiçbir şey göremedi. Ama sırtındaki ağırlık hissedilmeyecek gibi değildi. Birkaç saniye ayakta kaldı, başı dönüyor, kusmak istiyordu. Engellemek istedi, başaramadı, ağzından koyu bir sıvının boşaldığını fark etti. Elleri korkuluktan çözüldü, yüzüstü yere yıkıldı. Düşerken başını köprünün buzlanmış tahta döşemesine çarpmıştı, ama hiç acı duymuyordu. Yalnızca hızla uzaklaşan birinin ayak seslerini işitti."

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.252 okur

  • Melike
  • Mihrimah Cimşit
  • Mahmut Ayrancı
  • Hatice Akca
  • Mina Tomaç
  • Gulsev
  • Tuğba GÖKÇEL
  • Samet Sevim
  • senem bulut
  • unvr

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%4.7
18-24 Yaş
%13.7
25-34 Yaş
%27.3
35-44 Yaş
%33
45-54 Yaş
%16
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%0.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.5
Erkek
%36.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.3 (48)
9
%13.7 (46)
8
%20.8 (70)
7
%24.7 (83)
6
%11.6 (39)
5
%6.3 (21)
4
%3 (10)
3
%1.8 (6)
2
%1.8 (6)
1
%2.1 (7)

Kitabın sıralamaları