“Yolu tarif edebilmenin mümkün olduğunu sanırız. Sokaklara, köylere, şehirlere verdiğimiz isimlerden öte değildir tarifimiz. Yol tarifsizdir. Yolcunun yüreğindeki çentiklerdir.”
.
.
“Dil en çok yaraya değer,..”
.
“Kadın en çok suskunluğunu bölüşür, derdi Nenanne’m. Rumca susmuş, Türkçe bölüşmüş, kadınca konuşmuştu iki ihtiyar.”
.
.
Ah nerden başlasam nasıl anlatsam bilemedim, Suların sultanı Lal Hatice gibi sustu kelimelerim, yazarım diye düşündüğüm tüm cümleler cümbezin dalına takılı kaldı. Çocuk gelinler yüzyıllardır bu coğrafyanın kanayan yarası oldu, oldu da yavru vatanımızın Kıbrıs’ın da yarasıymış meğer bilememişiz. İngiliz sömürgesi başladığında dili,dini, ırkı fitne tohumlarına çevirip komşuyu komşuya kırdıranların kendi ektiğine muhtaç ettiği ada halkının Filistinlilere gelin olsun diye sattığı dokuz bin kızımızın hikayesi Cümbezin Kızı. Nenannesinin dilinden gönlüne akan hikayelerle hayata tutunan, dokuz bin kaderdaşının yaşadıklarını kendi hayatından yola çıkarak anlatan Hatice’nin hikayesi.
.
.
Metaforları, benzetmeleri, efsunlu hikayelerindeki mitleriyle sizi kendine bağlayan farklı bir dili var yazarımızın. Öyle ki pişen pidelerin kokusunu, Gülcemal’in dumanını, Cümbezin gölgesinin serinliğini bir bir hissediyorsunuz, gözünüzde iki damla yaş uğurluyor Hatice yi ve sevdiklerini son sayfada. Yazarla tanışmama vesile olan senin seveceğini düşündüm diyerek bu kitabı öneren @hilalkadiogglu na da teşekkürü bir borç bilirim.
.
Çokça çokça tavsiye