Baştan belirtmeliyim incelememi okumak üzereyseniz bu incelmede bilge bir adamın korkması gereken şeylerden biri var: az da olsa Bilge Adamın Korkusu spoiler vereceğim. Ama girmemeniz gereken yerlere girmek konusunda Kvothe kadar becerikliyseniz sizi uzak tutamayacağımı biliyorum.
Aslında ilk kitaba üstün körü bir inceleme yazmamım sebebi buradan detaylı bir inceleme yazabilecek kadar kendime güvenmiyor olmam. Word üzerinden sayfalarca yazı ile kitabın her bir bölümü için uzun uzun yorum yapabilirim. Ve açıkçası bundan büyük bir keyifte alırım. Ancak bu program üzerinden böyle bir çalışma yapmak zor geliyor. Özellikle de telefon üzerinden yazmak. Yine de elimden geldiğince iki kitap hakkındaki genel görüşlerimi belirtmek istedim. Bu genel ve kısmen üstün körü bir inceleme olacak olsa da baştan belirtmeliyim. Bu kitabı sabaha kadar övebilirim.
Kelimelerim tökezler ve harflere hükmedemezsem beni mazur görün zaten Kvothe'nin hikâyesini Kvothe'den daha iyi kimse anlatıp yorumlayamaz.
Hikayemiz üç kısımlı bir sessizlikle başlıyor.Yoltaşı hanına hakim olan bir sessizlik bu. Ve bu sessizliğin en büyük kaynağı.. hayır yanlış söyledim. Sesim bir kaynağı olur sessizliğin değil. Sessizliğin en büyüğü Kote isimli bir adama, hanın sahibine ait. Hikaye ilerledikçe Kote isimli bi adamı tanıyoruz. Geçmişte karanlık işler yapmış bir adam bu. Bir meleği öldürmüş kendisine Kral Katili Kvothe denilen bir adam. Yoltaşı hanının geçtiği zamanda bir savaşın çıkmasına neden olmuş bir adam. Ama bu olayların nasıl olduğunu bilmiyoruz ve Kote bizlere hikayesini anlatıyor. Hikayelerin hikayesini, yazılmış en güzel hikayeyi. Evet bu kitabın nezdimde ayrı bir yeri var. Bu benim en sevdiğim kitap ve bunu rahatlıkla dile getirebilirim. 7 yıldır devamını bekliyorum ve ilk iki kitap kâdar güzel yazacaksa gerekirse on yıl hatta ölüm döşeğimdeki son ana kadar bu kitabın devamını beklemeye razıyım.
Konumuza dönelim.
Kote bize hikayesini anlatıyor. Kvothe olarak eski yaşamından kazandığı isimlerden hakkında anlatılan efsanelerden bahsediyor. Yaşamı boyunca yaptığı pek çok şeyi ele alıyor.
Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian’la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın alındığından daha küçük bir yaşta Üniversite’den atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan, ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. Belki beni duymuşsunuzdur.
Kitap boyunca Kvothe'nin Trebon kasabasını nasıl yaktığını, Felurian'la gecesini üniversite macerasını, ailesini kaybedişini, kadınlarla ilişkilerini görüyoruz. Aynı zamanda daha pek çok şeyde görüyor hikâyeler dinliyoruz. Hikaye içinde hikaye içinde hikaye okuduğumuz anlar oluyor. Yazar bu hikâyeleri bir ip gibi düğümler halinde birbirine bağlayarak örüyor, kelime oyunları ile işliyor ve bazen örümcek ağı kadar karmaşık bazen bir Yll düğümü kadar anlaşılmaz bazen se apaçık bir biçimde bizlere seriyor. Kitaptaki olayların tamamı ya ana olay örgüsüne hizmet ediyor ya bize geçmiş olaylar hakkında ipuçları sunuyor ya da ikisini birden yaparak bir şekilde mutlaka kitaba hizmet ediyor. Kitapta atanabilir önemsiz denebilecek hatta sıkılmanıza sebep olabilecek bir cümle bile yok. Ben zaman çarkı okurken Egwene'nin bölümlerinde sıkıldım. Frodo ve Sam kardeşliğin diğer yarısına göre sıkıcı gelmişti hep, Fırtına ışığında Kaladin dışında hiçbir karakterin bölümlerini sevmedim. Ancak bu kitap başka. Belki sadece Kvothe üzerinde geldiğinden belki yazarın becerisinden ama bölümlerin tamamı su gibi aktı. Rahatsızlık duyduğum birkaç bölüm oldu ama kesinlikle sıkıntı gibi değil Ambrose Eşşşoğlusu'na duyduğum katıksız nefretten ötürüydü. Evet. Sırada bu var değil mi? Duygular. En son ne zaman kitap okurken katıksız bir nefret duygusu yaşadınız? Yada hunharca kahkaha attınız? Huzur ve sevgi duyduğunuz olaylar en son ne zaman bir kitapta karşınıza çıktı? Sadece birkaç bölümde ismi geçen bir yan karakter için hüzünlendiniz mi? Kote handa önceki gece ölen Shep'i yâd ederken hüzün duydum. Sadece birkaç kez adı geçen bir yan karakterdi! Hatta belki karakter bile sayılmazdı, ama keşke Kote daha cesur davransaydı ve Shep evinde genç karısını öpüyor olsaydı. Ambrose'a duyduğum nefret, Fela ve Sim birbirlerine aşık olunca duyduğum sevinç... Bu kitap Illian'ın müzikleri gibi insana duyguları derin derin hissettiriyor. Tıpkı Yll düğümleri gibi içinize işleyip algınıza etki ediyor.
Daha fazla yazmak isterim ancak teknik sorunlar baş göstermeye ve telefonu tutarken elim ağrımaya başladı. Kitap okumaya döneceğim ve ileri bir tarihte tekrar incelemeye yazacağım. Farklı konulara değinerek kitabı yeniden ele alacağım. Düşüncelerimi okuduğunuz için teşekkür ederim.