Eğitimli ve oldukça akıllı olan, başına gelen beklenmedik talihsizlikler sonucunda, psikolojik rahatsızlıklar yaşayan ve küçük bir kasaba hastanesinde altıncı koğuşa yatırılan, İvan Dimitriç Gromov ile doktora benzemeyen ve hiç bir zaman tıbba eğilimi olmadığını söyleyen, doktorun arasında geçen felsefi, siyasi ve toplumsal konular üzerine sohbetlerini konu alan bir kitap.
Kitabı okurken doktordan daha çok Gromov'un söylemleri bana daha yakın geldi, Gromov insanları namuslu ve namussuz olarak ikiye ayırır ve maruz kaldığı adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandığı berbat koşullara karşı çıkar. Andrey Yefimıç ise tüm bunları görmezden gelirken aynı zamanda durumu değiştirmek için hiç bir çaba göstermez.
Kitap, Çehov'un da bize sorduğu soruların yanı sıra okurken de kendimize sorular sorup düşünmemize olanak sağlıyor.
-Toplumun deli olarak adlandırdığı insanları hastanelere kapatmak zorunda mıyız?
-Acıyı düşünmezsek çektiğimiz acı ortadan kaybolur mu? Yoksa acı hissettiğimiz kadar mı canlıyız?
-Her türlü zorbalığa sessiz kalan bir toplumda adaleti aramak ne kadar doğru?
-Eğer ölüm herkes için olan ve meşru bir sondan ibaretse insanların ölmelerine engel olmak niye?
Altıncı Koğuş'u okurken, bu ve bunlara benzer bir çok soruyu kendime sordum. Bazılarına cevap almak ile birlikte bir çoğunu hala düşünüyorum...