intiharla yaşamına son veren ve yaşadığı sürece de ölmek için adeta çabalayan bir kayıp ruhun anlatısı. çok iyi kitap diyemem, ama çok haz alarak okudum diyebilirim. özellikle çocukluk ve ergenlik anılarını okumak çok ciddi bir haz verdi bana. geçenlerde çok tatlı bir kızla konuşurken ağzımdan bir cümle çıktı. aslında çok düşünerek sarf etmediğim, önünü arkasını çok dolduramayacağım bir cümle olsa da söylediğim andan itibaren çok sevdim. kız latin danslarından çiftin birbirine oldukça yakın durduğu ve haliyle seksi bir dans olan bachata yapıyor. buradan yola çıkıp konuşurken işte, ben sanat için, ''sanat mutlu etmek, üzmek, heyecanlandırmak için değildir sadece, bunların ötesine geçmek içindir'' dedim. tabii ki sanatı duyarlılık için de kullanabilirsiniz, başka şeyler için de. bugün beethoven'ın 9. senfonisi herkesin duygularını coşturabilir mesela. ama benim söylemek istediğim şey sanat duyguların ötesine geçmek için de kullanılabilir. insanlıktan çıkmak için, duyarsızlaşmak için, insanlığın ötesine geçip insana dışarıdan bakabilmek için de sanattan daha iyi bir yol bilmiyorum ben, belki delilik olabilir, ama o zaman bilinç de pek kalmaz ortada, en azından bizim anlayabileceğimiz şekilde bir bilinç. bunların ozai ile ne alakası var derseniz, ozai insanlıktan çıkıyor. hatta kitabın başında şöyle diyor;
''yaşamım utançlarla doludur.
hatta insan yaşamının ne olduğu hakkında bir fikrim yok.''
ozai aptal biri değil, yazdıklarından anladığım kadarıyla gayet zeki bir adam. kadınlarla arası hiç kötü olmamış. varoluşsal sancılar sonucunda da anlamsızlık içinde falan boğulmamış. fakat nasıl olmuşsa olmuş, ruhu hiçbir zaman bu dünyaya ait olamamış. bu sebeple kayıp bir ruh diye adlandırdım kendisini. ama işte sanatın -edebiyat bir sanat kabul edilmezse eğer edebiyatın diyelim- gücüyle, insan yaşamının dışında nasıl kaldığını çok sade bir şekilde anlatmış, insanlığa, insan olmaya dışarından bakmış. bir travma yaşamamış, hatta çok kötü denebilecek tek bir olayı bile olmamış. bu adamın travması doğmak olmuş. yaşamı hiç sevmemiş adam, hiç sahiplenmemiş.
bugün gayet bilinçli bir şekilde insanlığın ötesine geçmeye çalışan ve adına sanatçı denen o insanlara nazire yaparcasına hiçbir çaba sarf etmeden büyük bir sadelikle geçmiş insanlığın ötesine. kendisine sorma şansımız olsaydı belki insanlığın berisinde kaldığını, hiç insan olmadığını söylerdi. ama işte anlatımdaki incelik tersini düşündürüyor bana. insana dair her değerin farkında bir yazar var karşınızda, ne var ki o değerleri hiç üzerine almamış, almaya çalışmamış. insanlığından berisinden ötesine geçerken insana pek uğramamış.
umarım ruhu huzurludur.
İnsanlığımı Yitirirken