Sinekli Bakkaldan aklımda en fazla kalan Peregrini ile Rabia’nın aşkı oldu. Berna Moran bu kitabı eleştirirken, kitabın ikinci bölümünü oluşturan bu aşkı ikna edici bulmadığını söylemiş. Ne Peregrini’nin Rabia’yı sevmesi ve onsuz yaşamayacağını söylemesi ne de Rabia’nın Peregrini’yi sevmesi sebeplendirilememiş. Aslında haklı elbette. Halide Edip pek başarılı olamamış bu konuda. Bu ikisi birbirlerinde ne bulmuş belli olmuyor. Fakat ben anladım bu aşkı çünkü kendimden bir şey buldum. Aşkı anladım derken aslında sadece Peregrini’yi anladım ve içimde bu bölümü yeniden yazmak arzusu belirdi.
Tabii emin olmak çok güç. Kitapta bir boşluk, eksiklik var fakat nereden kaynaklandığını anlayamadım. Berna Moran’ın kitapta savunulduğunu ileri sürdüğü şeyleri bile önceden uyarıldığım için yakaladım gibi geliyor. Aklıma sadece şu geldi. Sanırım yazarın anlatıcı olduğu yerler, karakterlerin kendilerini ifade ettiği yerler kadar ikna edici gelmiyor bana. Şu şunu düşünüyor, bu böyle hissediyor gibi anlatmalar yerine olayları görmek, konuşmaları duymak istiyorum. Bu yüzden Peregrini ile Rabia’nın sayfalarca anlatılan aşkı, eleştiri kitabında sözü bile edilmeyen zavallı Bilal’le olan flörtü kadar etkileyici değil. Rabia Bilal’in çenesine dokunuyor ve Bilal onun parmaklarını öpüyor. Yazar diyor ki Rabia çok saf olduğu için, kötülük bilmediği için uzun uzun konuşuyormuş onunla ve rahatça dokunuyormuş Bilal’e. Oysa bana hep öyle gelmiştir ki yaşanılan çağ ve ortam ne olursa olsun, bir kadın bir erkeğin ruhunu ateşliyorsa bunu mutlaka bilir. Galiba Rabia sadece mahalleliyi ve konak halkını değil, Halide Edip’i de kandırmış. Üstelik Bilal onu öptü ağzından ve öpücüğü bıçak gibi gitti Rabia’nın içine. Bence Rabia bunu asla unutamaz. Oysa umurunda değilmiş gibi davrandı Bilal evlenirken.
Anlaşılan o ki aşk kısımlarını daha kolay anlıyor ve eleştiriyorum. Herhalde İstibdat dönemi, Genç Türkler vs hakkında bilgim olmadığı için.