·336 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Haziran 2020 14:18 Az bilindiğini düşündüğüm ve ama nedenine anlam veremediğim muhteşem bir kitap.Bu kitabı keşfedip okuduğum için kendimi şanslı ve gururlu hissediyorum.
Toplumcu gerçekçi roman sever misiniz?Tek kelime ile bayılırım.Derdi olan,söyleyecek şeyi çok olan,bana yeni bakış açıları kazandıran ve bilgilendiren kitaplar tercihim olmustur hep.
Bu kitap bu türün en güzel örneklerinden.Tam anlamıyla bir devrim ve devrimcilerin romanı. Ama öyle yanlı, siyasi propaganda ya da ideoloji dayatan bir kitap değil kesinlikle.
Kitap,ilk başlarında biraz Monte Kristo Kontu'nun hikayesini hatırlatıyor ama sonra farklı yerlere evriliyor.
Katolik bir din adamı olarak ogrenim görmek için Italya'da ruhban okuluna giden Arthur isimli koyu dindar bir genc,hayranlık duyduğu, hocası sayılabilecek Peder tarafından hayal kırıklığına uğrar,sevdiği kızdan ummadığı bir tepki görür. Ve yasadigi travmalardan uzaklasmak için, kendine intihar süsü vererek kayıplara karışır.
Yıllar sonra ise dini reddetmis, devrimci, siyasetçi ama devrimciliğini fikirleriyle, sorgulamalariyla, eleştirileri ile yani kalemi ile yapan "Atsineği"lakapli bir gazeteci olarak geri döner.
Ama sadece bu devrimci ruh yok kitapta. Tanri arayışı, inanç ve inançsızlik arasındaki bocalayisi, hayal kirikliklarini, öfke ve intikam duygusu, baba oğul ilişkisinin duygusallığı da var,Katolik kilisesinin hegomanyasina verilen savaş da var.
At sineği, malumunuz atlara dadanan,kandan beslenen bir parazit sinek.
Ayrıca yüzsüz, yapışkan,kovsan da gitmeyen insanlar için de kullanılır
Bir de Yunanlı filazof Sokrates'in meşhur savunmasında söylediği şu sözler vardır:
"Ben Tanrı tarafından bu devlete gönderilmiş bir at sineğiyim’’ diyor ‘‘Ve bu devlet, koca cüssesi nedeniyle yavaş hareket edebilen ve canlanması gereken bir attır. Ben de Tanrı’nın bu devlete musallat ettiği bir at sineği gibi bütün gün boyunca her yerde sizi uyandırıyorum, hareketlendiriyorum, azarlıyorum ve ikna ediyorum. Ve eğer Tanrı sizi düşünerek bir at sineği daha göndermezse, hayatınızın geri kalanını uyuyarak geçirirsiniz.”
Ve kitaptaki asıl metafor budur