·286 syf.····Okunma: 16 Ekim 2024 00:00 Vladimir Nabokov’un düzenli okurları onun kitaplarının benim “sözel akrobasi” adını verdiğim kelime oyunlarıyla dolu olduğunu, çünkü onun ana dili İngilizce olmayanlar arasında dili en iyi konuşan bir kaç kişiden biri olduğunu bilirler. Yalnızca mükemmel kurgular oluşturmuyor, bunun yanısıra okurları için kitaplarına bir sürü bilmece, meydan okuma ve oyun ekliyor.
Ancak onun eserleri arasında Solgun Ateş bu özellikleri açısından bir zirvedir, çünkü bütün kitap aslında okuyucular tarafından çözülecek karmaşık bir bilmeceden oluşur ve ilk yayımlanmasından 60 yıldan fazla zaman geçmesine karşın halen çözülmemiş yönleri olduğu düşünülmektedir.
Yapısal olarak da ilginç bir kitaptır. Charles Kinbote tarafından yazılmış bir Önsöz ile başlar. Kinbote rivayete göre uzak bir ülkeden, Zembla’dan gelmiş bir öğretim üyesidir ve bu önsözde bir sonraki bölümde göreceğimiz ve saygıdeğer, yakın zamanda rahmetli olmuş akademisyen John Shade tarafından yazılmış 999 mısralık şiirin nasıl kendi eline geçip yayınlandığından bahsetmektedir.
Şiirin tümü bir sonraki bölümde verilir. Şiirden sonra yaklaşık 180 sayfa süren yorumlar vardır. Metni okumaya devam ettiğinizde aldığınız ipuçları size Charles Kinbote’nin aslında Zembla’nın devrik kralı 2. Charles olduğunu ima etmeye başlar. Ama metni okumaya devam ettiğinizde garip bir şey olur. Aslında hepsi kitabı nasıl okuduğunuzla ilişkilidir. Burada ne kastettiğimi tam olarak anlamak için bu konuda en aydınlatıcı yayınlardan biri olan Brian Boyd’un inceleme kitabı Nabokov’s Pale Fire: The Magic of Artistic Discovery’ye bakmamız gerekir.
Solgun Ateş konusunda yazılmış çok fazla sayıda akademik makale var ama burada belirttiğim (ve maalesef henüz Türkçeye çevrilmemiş olan) kitap Solgun Ateş konusunda yazılmış en güçlü ve en geniş açıklamaları içeriyor. Brian Boyd kitabı okumanın birkaç yolu olduğunu gösteriyor.
Kitabı baştan sonra sırayla okumak mümkün, yani Önsöz, şiir, yorumlar ve dipnotlar kitaptaki sırayla okunabilir. Bu yolu takip ederseniz Önsözde ve yorumlardaki ipuçları ve bilgiyi hemen elde edemeyebilirsiniz ama kitabı bütüncül olarak kavrayıp yavaş yavaş tam bir anlamaya doğru ilerleyebilirsiniz.
Alternatif bir okuma ise önsözü okumaya başlayıp dipnot ve referanslarla karşılaştığınızda hemen kitabın ilgili yerine atlayıp orayı okumak ve geri dönmek şeklinde. Bu arada Nabokov’un bu yolu izleyen okurlar için bazı tuzaklar hazırladığını, belli referansları izlediğinizde kitabı baştan sona kat edip başladığınız yere geri döndüğünüzü de not edelim.
Ben doğrusu ilk okumayı tercih ettim.
Kitabı okumada tek karmaşıklık burada değil. Boyd anlatının en az üç düzeyde okunabileceğini gösteriyor. İlk düzey kaçamak bir okuma, yani Kinbote’nin önce ima edip sonra doğrudan söylediklerini doğru kabul etmeye dayanıyor. Ama yorumların hepsini okuduğunuzda Kinbote’nin akıl hastası olduğu ve bütün hikayenin onun içinde bulunduğu uç durum nedeniyle zihninin bir ürünü olduğu fikrine kapılıyorsunuz. Böylece bu edebiyattaki güvenilmez anlatıcı kavramının uç bir uygulaması haline geliyor. Üçüncü düzey ise ölümden sonra hayat ve öte dünyadan gelen mesajlar üzerine yoğunlaşıyor.
Kitapta sık sık göreceğiniz bir başka yöntem ise kelebeklerin kullanımı, özellikle de şiirin içinde. Nabokov’un pulkanatlılara olan tutkusu ve Harvard Üniversitesi Karşılaştırmalı Zooloji Müzesi’ndeki çalışmaları göz önüne alındığında bu da doğal karşılanmalı.
Nabokov’un yapıtlarına ilginç bir yaklaşımı olan bir başka eser ise Andrea Pitzer’in Nabokov: Yazarın Gizli Tarihi adlı kitap. 2014 yılında Yiğit Yavuz çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıkmış.
Bu kitapta Pitzer Nabokov’un kendisi ya da akrabaları ya da genelde insanların yaşadığı bazı acıları kitaplarına belli bir kodlamayla yedirdiğini gösteriyor. Solgun Ateş bu kitapta bir bölümü kaplıyor ve Pitzer Kinbote’nin kendi kimliği ve ülkesi hakkında neden bu kadar karmaşık bir anlatıyla ortaya çıkmasının başka bir açıklaması olabileceğini, yani bütün bunların Rus Devrimi sırasında bir Rus mültecisinin ya da Sovyet ve Nazi rejimlerinde herhangi birinin yaşadığı olayların bir sonucu olabileceğini iddia ediyor.
Bütün bunlar geçerli yaklaşımlar, ama önemli olan gerçeğin tam olarak nasıl olduğu değil, Nabokov’un bize ayrıntılı bir anlatı sunmak için devasa bir yapı kurması ve bazen gerçekleri şifreleyerek ya da başka şeylerin içine saklayarak bu anlatıyı bize iletmesi.
Eğer Solgun Ateş’i okumayı düşünüyorsanız bunu yeterli zaman ayırabileceğiniz bir dönemde yapmanızı ve tabii ki okuma tercihlerinize göre hangi yöntem hoşunuza giderse öyle okumanızı tavsiye ederim.
Pale Fire Türkçeye Solgun Ateş adıyla çevrildi ve 2013 yılında İletişim Yayınları tarafından basıldı. Yiğit Yavuz’un o dönemdeki çeviri serüvenine az da olsa vâkıfım ve hatta metnin bazı bölümlerini tartışmışlığımız da var. Bu kadar zor bir metni çevirmek başlı başına bir başarı. Yiğit Yavuz kaçınılmaz bir şekilde Çevirmenin Notu şeklinde dipnotlar kullanmış ve kendi önsözünü de yazarak Boyd’un bahsettiği üç düzeye bir de dördüncü olarak çeviri düzeyini eklemiş. Görebildiğim kadarıyla da şiirin çevirisi sırasında her zaman vezne uyamamak dışında müthiş bir iş çıkarmış. Tabii ki onun önsözü de okuyucuya kitabın içeriğinin dışında başvurulan başka kaynaklardan ipuçları sunmuş oluyor. Bu nedenle kitabın özgün okuma serüveninde kalabilmek için belki de çevirmenin önsözünü en sonda okumak ve kaçırdığınız şey olup olmadığını görmek Nabokov’un beklentisine daha yakın bir okuma deneyimi sunabilir.