Levent Mollamustafaoğlu profil resmi
Levent Mollamustafaoğlu kapak resmi
Endüstri Mühendisliği-Matematik okudu. Boğaziçi ve Harvard Üniversiteleri'nde öğretim üyeliği ve araştırma yaptı. Mülksüzler ve Çarpık Dünya'nın çevirmeni. Proje yöneticiliği yapıyor ve tarihi romanlar üzerinde çalışıyor
Endüstri Mühendisi
Doktora
İstanbul
76 okur puanı
12 Eyl 00:44 tarihinde katıldı.
Endüstri Mühendisliği-Matematik okudu. Boğaziçi ve Harvard Üniversiteleri'nde öğretim üyeliği ve araştırma yaptı. Mülksüzler ve Çarpık Dünya'nın çevirmeni. Proje yöneticiliği yapıyor ve tarihi romanlar üzerinde çalışıyor
Endüstri Mühendisi
Doktora
İstanbul
76 okur puanı
12 Eyl 00:44 tarihinde katıldı.
  • 419 syf.
    ·7/10
    Elif Şafak romancılığının yanısıra tabii ki bir akademisyen ve ilk önemli çalışmalarını Mevlana üzerine yapmış. İlk romanı Pinhan bu akademik altyapının roman formunda bir yansımasıydı.

    Elif Şafak son romanı Aşk'ı pembe kapağıyla satın alıp geleneksel bir aşk romanı bekleyenleri hayal kırıklığına uğratıyor, çünkü bu roman her ne kadar Amerikalı Musevi ev hanımı Ella ve gizemli Sufi Aziz'in yavaş gelişen aşk hikayesiyse, daha fazlasıyla Mevlana ve Şems-i Tebrizi arasında gelişen ve Şems'in felaketiyle sonuçlanan dostluk, tamamlanma - ve bir başka düzlemde - aşkın hikayesi. (Bu arada erkek okuyucuların beğenmemesi nedeniyle kapağın yeniden gri olarak basıldığı hikayesi doğruysa gerçekten üzücü, biraz erkekler için özel olarak üretilen Coke Zero balonunu anımsatıyor).

    Mevlana ve Şems'in hikayesi, "gizemli bir Sufi yazarın yayınlanmak üzere teslim edilmiş romanı" formatı kullanılarak anlatılıyor. Tabii bu çok kullanılmış bir edebi mekanizma ama bu romanda da gayet başarılı.

    Roman dili her zamanki gibi biraz çetrefilli ama benim kuşağımın anlayamayacağı bir şey yok, yine de bence Elif Şafak dili en iyi kullanan yazarlardan biri.
  • 540 syf.
    ·7/10
    Nermin Bezmen serinin bu ikinci kitabında ( Kurt Seyt & Murka ) dedesinin öyküsüne kaldığı yerden devam ediyor. Bu sefer kitabın odak noktasında Kurt Seyt'in evlendiği Türk kızı Mürvet (Murka) ve çocuklarıyla olan ilişkileri yer alıyor. Özellikle ikinci dünya savaşının zor yılları, Kurt Seyt'in bir türlü tam düzelemeyen işleri, varlık ve yokluk yılları yine ilginç ayrıntılarla bezenmiş olarak anlatılıyor. Bu kitapta sürgüne gelen Kırım Türkleri ve Beyaz Ruslar'ın yaşamları, Beyoğlu'nun eğlence yaşamı sade bir dille anlatılmış.
  • 444 syf.
    ·7/10
    Rus Devrimi ve Sovyetler Birliği'nin kuruluşu bizde genelde sosyalistlerin ilgi alanına girer ve bo konudaki romanlar ya da kitaplar çok ilgi çeker. Halbuki bu devrimin bir de öteki yüzü vardı, yani Beyaz Ruslar. Belki de Bolşevikler kadar ilgi çekici olmadıkları ve en azından sosyalist çevrelerde zorba bir mutlakiyetçi hükümetin kalıntıları olarak görüldükleri için pek onlarla ilgili yapıta rastlanmaz (Belki Boris Pasternak'ın Doktor Jivago'su hariç)

    Benim tabii Beyaz Ruslarla pek bir ilgim olamadı, ama İstanbul'da Beyaz Ruslar'ın bıraktığı bazı izler yıllar sonra da olsa benim yaşamıma küçük tadlar kattı. Üniversite yıllarında sevgili Jak Deleon (hasretle anıyorum onu) ve bir kaç arkadaşla Taksim'e çıkan Ayaspaşa yokuşundaki Ayaspaşa Rus Lokantası sık sık gittiğimiz mekanlardan biri olmuştu. Saru rus votkasını, tabuk Kievski'yi, borç çorbasını ve daha bir çok Rus ya da Macar yemeğini ilk kez orada yemiştim. Sahiplerinin Beyaz Rus çiftler olduğunu öğrenmiştim. İlk gittiğim yıllarda "Madam" diye çağrılan sahibi orada olurdu, sonraları görmemiştim uzun süre.

    Tabii İstanbul'daki Rus lokantalarının piri Rejans da kısa süre sonra ilgi alanımıza girmişti, ama Rejans pahalı olduğu için her zaman öğrenci bütçemize uymuyordu, oraya daha seyrek gidiyorduk.

    Her iki restoranın bugün de açık olması ve hala Rus mutfağının seçkin yemeklerine yer vermeleri gerçekten hoş. Yakın gelecekte her ikisini de ziyaret etmek için notlarımı aldım.

    Nermin Bezmen'in biyografik romanı Kurt Seyt ve Shura, aslında kendi dedesi Kurt Seyt'in Çarlık Rusyası'nda başlayıp Cumhuriyet İstanbul'unda biten öyküsünün yanısıra Rus Devrimi'ni, devrimden kaçan Beyaz Ruslar'ı, bu arada onlarla birlikte sınıflandırılarak cezalandırılan Kırım Türkleri'ni anlatıyor. Bütün bunlar Kırım Türk'ü Kurt Seyt ile Rus kızı Shura'nın aşk öyküsü çevresinde anlatılıyor.

    Seyt Eminof (Kurt Seyt) Rus Çarı'nın emrinde bir subay iken devrimle birlikte kaçıp Türkiye'ye geliyor ve orada çeşitli işler yaparak ayakta kalmaya çalışıyor. Bu arada ölümsüz bir aşkla sevdiği Shura ile bir türlü bir araya gelememeleri, yeni ortamına uyum gösterememesi, anayurdunda kalan ailesinden ve akrabalarından haber alamaması onun dramını oluşturuyor.

    Kitap son derece duru bir tarzla yazılmış, belki bu açıdan çok heyecan verici değil, ama cumhuriyetin ilk yıllarındaki kent yaşantısı konusunda verdiği küçük ayrıntılar, karakterlerin dikkatli incelenmiş olması, biyografik olmakla birlikte çok da kuru bşr anlatım olmaması kitabı ilginç kılmış.

    Nermin Bezmen dedesinin öyküsünü bir çok kişiden dinlemiş, yerleri ve belki hikayenin bazı kişilerini görebilmek için Kırım'a ve A.B.D'ye de gitmiş ve sonunda bu romanı yazmış. Roman 1924 baharında bitiyor, ama macera bir sonraki kitapta devam ediyor.
  • 400 syf.
    ·7/10
    Neslihan Acu'nun ilk romanı "Meltem K.'yı Kim Öldürdü" belki tam bir cinayet romanı değil - gerçi cinayet var romanda sanırım - ama son derece uçtaki kişilikleri ve davranışları anlatıyor. Küçük bir kasabadaki sıkıcı ve baskıcı yaşamdan kurtulmak için üniversiteye girmeyi beklemiş Meltem'le varlıklı ama herkese ve her şeye karşı öfkeli Cihat'ın öyküsünü romanın 'yazarı' Nejat anlatıyor. Önsözde Raşomon'a atıfta bulunuluyor, böylece sanki roman değişik kişilerin bakış açısından anlatılacakmış hissine kapılıyorsunuz, ama sonra bu beklenti boşa çıkıyor, çünkü diğer roman kahramanları, hatta tanık olmadığı olaylar bile Nejat'ın bakış açısından, ama her şeyi bilen 'tanrısal' bir yazar sesiyle anlatılıyor.

    Taşralı Meltem, soğuk ve problemli Cihat'ta kendi kurtuluşunu görüyor ve onun evine kapağı atıyor. Cihat'ın her fırsatta onu aşağılamasına karşın aralarında cinsellik ağırlıklı ama neden sürdüğü anlaşılmaz bir ilişki başlıyor. Zamanla Cihat'ın anne ve babası piyasaya çıkıyor ve aynı sağlıksız, uç ilişkiyi onların da yıllardır yaşadıkları ortaya çıkıyor. Uzun vadede Meltem de anlaşılmaz bir şekilde bu ilişkiden kopamaz bir konuma geliyor.

    Şiddet ve cinsel tahakkümün olağan olduğu bu ilişki hızlanan bir sarmalla boşluğa, ölüme, acı bir sona doğru yuvarlanırken Nejat romanını tamamlıyor ve - aşık olduğu - Meltem'in yerine onun masum kız kardeşini koyarak geleceğini şekillendirmek üzere harekete geçiyor.

    Cihat'ın ve babası Tekin'in neredeyse ırkçılığa ve faşizme kayan eğilimleri, annesinin çektiği acıları garip bir edilgenliğe çevirerek sürdürdüğü yaşamını irkilerek izleyen okur, sonunda Nejat'ın da saplantılarından uzak kalamayan birisi olduğunu keşfederek romanı herhangi bir catharsis duygusuna erişemeden tamamlıyor.

    Neslihan Acu'nun bu ilk kitabı kuşkusuz onun tüm kitaplarının yazar tanıtım sayfasında belirttiği gibi "yazmak istediği çok iyi polisiye roman" değil, ama iyi işlenmiş karakterleriyle ilginç bir psikolojik roman olmuş.
  • 400 syf.
    ·İnceledi·7/10
  • 311 syf.
    ·8/10
    Neslihan Acu'nun favori teması hastalık derecede saplantılı bağlılıklar. 3. romanı "Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk" yine bir hastalıklı aşk öyküsünü, Tarık ve Aysel'in aşkını (tutkusunu?) anlatıyor.

    Annesinden sonra babasının da ortadan kaybolmasıyla üvey halasının yanında, izbe bir bodrum katında yaşamaya başlayan Aysel, 12 Eylül sonrası kendilerini bir hedonizme teslim eden gençlerle birlikte Mahzen Bar'a 'takılmakta'dır. Oradaki bir sürü ilginç kişinin yanında, bir tür 'guru' olarak görülen Ethem'in çömezlerinden Tarık nedense Aysel'e çekici gelir. Meteliksiz, işsiz ve cinsellik dışında amaçsız görünen Tarık'a anlaşılmaz bir şekilde bağlanan Aysel büyük bir çöküntüye doğru sürüklenmeye başlar.

    12 Eylül dönemini işkence altında atlatan Tarık bu çalkantılı dönem sonunda dünyadan intikamını her anlamda 'kötü' olarak almaya çalışır. Bunun yansıması da Aysel üzerinde son derece yıkıcı olacaktır.

    Romanda 12 Eylül sonrası gençlerinin ruh hali oldukça gerçekçi bir şekilde anlatılıyor. Uzun süren dogmatik siyaset yıllarından sonra darbe rüzgarıyla savrulup bir yerlerde yitip gitmeyenler duyguları, cinselliği - aşırılık içinde - keşfediyorlar ve umursamaz bir yaşam sürüyorlar.

    Ben romanın yapısı ve gelişimini Acu'nun ilk romanına oranla çok daha derli toplu buldum. Tabii konu benzerliği açık, ama Tarık'ın seçtiği yolun ve sevgisiz yaşam tarzının nedenleri, Meltem K.yı Kim Öldürdü romanındaki Cihat'a oranla çok daha anlaşılır ve gerçekçi olarak işlenmiş.

    Roman ucundan yazarın postmodern söylemlerine dokunuyor, yazar kim, karakterler kim, yazma eylemi niçin yaplıyor..... ama çok derinlemesine değil.
  • 311 syf.
    ·İnceledi·8/10
  • 116 syf.
    ·Puan vermedi
  • 314 syf.
    ·Puan vermedi
    2018 Şubat ayında önce Internet’ten öğrendim, sonra zaten bütün yayın organlarına düştü: Ursula K. LeGuin 88 yaşında yaşama veda etmişti. Uzunca bir süre bununla ilgili bir şey yazamadım, belki tam ne söyleyeceğimi bilmediğim için.
    Bilim Kurgu (BK) ve fantaziyle uğraşmam 1970’lerin ortasında başladı. Kadıköy Maarif Koleji’nde (Şimdi Anadolu Lisesi) okudum. Eğitimimiz İngilizce olduğu için okul dışında da İngilizce kitaplar okumaya çalışırdık.

    Liseye geçip hafta sonlarına kendi başıma dışarı çıkmam mümkün olduğunda Beyoğlu’na gidip Sander Kitabevi’nde kitap arardım. Bazen Hachette’e de bakardım ama benim ilgilendiğim bilim kurgu kitapları genelde Sander’de bulunurdu. 1930-60 arası yazan ünlü yazarların kitapları, en sevdiğim yazar Philip K. Dick’in kitapları genelde oralardan alınmıştı.

    Başka bir tür BK yazılabileceğini kanıtlayan LeGuin’le tanışmam üniversitede oldu. Boğaziçi Kütüphanesi’nin hafif başınızı döndüren kokusuyla gerçek bir kütüphane havası veren raflarında Earthsea üçlemesinin kitaplarını keşfettiğimi hatırlıyorum. Tolkien’i de aynı yıllarda keşfetmiştim. LeGuin’in kitapları kısa sürede ilgi alanımın tam ortasına yerleşmişti.
    Kitaplığımı kontrol ettiğimde aklımda kalanın gerçek olduğunu doğrulayabildim: İlk aldığım LeGuin kitabını 1981’de almışım ve bu 1974’de yayınlanan The Dispossessed(Mülksüzler).

    Kitabı çevirme fikri kimden çıktı hatırlamıyorum. Hatırladığım şey, 1987 yılında Metis Çeviri dergisinin yayına başladığı ve benim Yayın Kurulu’nda yer alarak ve ilk bir kaç sayıya epeyce katkıda bulunarak uzun zamandan beri daha fazla zaman ayırmak istediğim çeviri alanına yoğun şekilde girdiğim gerçeği (Metis Çeviri’yi daha önce şu blog yazısında anlatmıştım). Bu yoğunluğun bir sonucu olarak 81’lerde okumuş olduğum ve beni sarsan bu kitabı çevirmeye karar vermiş olmam. Bir anlamda Shevek kendime örnek alabileceğim bir kahramandı: Bilim adamıydı ve bireyin özgürlüğünün ve inisiyatif alma yetisinin yok edildiği hiçbir rejim - içine doğmuş da olsa - ona kabul edilir gelmiyordu.
    Ursula’nın her kitabı kuşkusuz başka ilginçlikler taşır içinde ama bu kitapta beni çeviri açısından zorlayan ama aynı zamanda heyecanlandıran kullandığı dildi (tabii Karanlığın Son Eli'ndeki androjen toplum ve kimliklerinin bir parçası olarak zorunlu bir şekilde cinsiyetsizleşen dilleri daha zorlayıcı olabilir). Shevek ve Takver’in parçası oldukları ama zaman geçtikçe yabancılaştıkları Anarres toplumunda dilde sahiplik iması taşıyan herhangi bir kavram olamıyordu:
    Zayıf bebek ayağa kalktı. Yüzü günışığı ve kızgınlıkla parlıyordu. Bezi düşmek üzereydi. “Benim!” dedi yüksek, çınlayan bir sesle. “Benim güneş!"“Senin değil,” dedi tek gözlü kadın, kesinlik içeren bir yumuşaklıkla. “Hiç bir şey senin değil. Kullanmak için var. Paylaşmak için var. Eğer paylaşmazsan kullanamazsın”.

    Kitapta Anarres’in kuruluşuna öncülük eden, ama kendisi bunu göremeyen filozof Odo’nun bir çok “özlü sözü” de vardı ve bunları Türkçe’de de aynı etkide yansıtabilmek önemliydi. Bir kaçını hatırlayalım:

    “Araç amaçtır”
    “Gerçek yolculuk geri dönüştür”
    “Bütün olmak parça olmaktır”
    “Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak"

    Mülksüzler isminin tam nasıl önerildiğini de hatırlamıyorum ama yanılmıyorsam Bülent Somay’ın önerisiydi. Metis daha önce politik kitaplar basan bir yayıneviydi ama Edebiyat dizisi daha yeni başlamıştı, Mülksüzler bu serinin daha 10. kitabıydı.
    Mart 1990’da ilk baskısı çıktığında bu kadar popüler olacağını, 2018 yılında 19. basıma ulaşacağını, daha sonra Ursula LeGuin’in Turkiye’de popüler olmasını ve tüm kitaplarının yetkin çevirmenlerce çevrilmesini bir anlamda sağlayacağını öngörememiştim doğrusu.

    Ursula LeGuin bize veda etti ama web sayfası halen aktif. Buradan belki son on yılda neler yaptığını, neler düşünüp yazdığını takip edebilirsiniz:
    http://www.ursulakleguin.com/UKL_info.html.

    İleri yaşında bile ne kadar parlak bir aklı olduğunu ve politik duruşunu, yaşam hakkındaki görüşlerini ne kadar sağlam bir şekilde ortaya koyduğunu görmek zor değil.

    Yaşamamızı zenginleştiren LeGuin artık yok ama bir çok insanın keşfetmeye ancak ömrünün yeteceği kadar çok ürün vermiş olması onu kalıcılaştırıyor ve sonraki kuşaklara da umut ve ilham vermesini sağlıyor kanımca.

    Mülksüzler’i izleyen yıllarda hep kurduğum bir fantazi vardı: LeGuin’i yaşamının büyük kısmını geçirdiği Portland’da ziyaret etmek ve onunla kitapları, özellikle de Mülksüzler konusundaki düşüncelerimi paylaşmak. Bu artık mümkün değil ama onu kitaplarıyla, söyleşileriyle yeniden keşfederek hayalimde bu paylaşımı yapacağım...
  • 314 syf.
    ·İnceledi·Puan vermedi
Endüstri Mühendisliği-Matematik okudu. Boğaziçi ve Harvard Üniversiteleri'nde öğretim üyeliği ve araştırma yaptı. Mülksüzler ve Çarpık Dünya'nın çevirmeni. Proje yöneticiliği yapıyor ve tarihi romanlar üzerinde çalışıyor
Endüstri Mühendisi
Doktora
İstanbul
76 okur puanı
12 Eyl 00:44 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 254 kitap

  • Meltem K'yı Kim Öldürdü?
  • Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk
  • Korkunun Bütün Sesleri
  • Mülksüzler
  • Çarpık Dünya
  • Kırlangıç Çığlığı
  • Sultanın Casusları
  • Edebiyat Ölmelidir!
  • Şemspare
  • Kafamda Bir Tuhaflık

Okuyacağı kitaplar 1 kitap

  • Aşkımız Eski Bir Roman

Kütüphanesindekiler 250 kitap

  • Meltem K'yı Kim Öldürdü?
  • Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk
  • Korkunun Bütün Sesleri
  • Mülksüzler
  • Çarpık Dünya
  • Kırlangıç Çığlığı
  • Sultanın Casusları
  • Edebiyat Ölmelidir!
  • Şemspare
  • Kafamda Bir Tuhaflık

Beğendiği kitaplar 11 kitap

  • Bütün Oyunları - 2
  • Beyaz Kale
  • Gizli Yüz
  • Haliç'te Yaşayan Simonlar
  • Pinhan
  • Sevgili Arsız Ölüm
  • İnce Memed
  • İyi Tanrının Çocukları
  • Elveda Güzel Vatanım
  • Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Okur takip önerileri
Daha fazla