·336 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Kasım 2024 17:50 Altın Çağ 90'lar. Ben de bir 90'lar çocuğu olarak bir çok şeyin tadı damağımda kalmıştır. Arada yalnız kaldığımda 90'lardan bir şarkı çalar ya da arkadaşlarla bir araya geldiğimizde hep o özlenen 90'lar muhakkak konuşulur. Hangimiz mahalle çocuğu değiliz ki! İllaki akşam ezanından sonra eve girmişizdir. Ya da ilk aşklarımiz da aynı mahalleden, aynı sokaktan olmuştur.
Kitabı okurken birden yeniden o yıllara ışıklandım. Gözlerimin yaşardığı yerler bir hayli çoktu. Acaba özlenen o yıllar mı, yoksa şimdiki halimize yapılan bir sitem mi?
Kitap onbir yaşındaki Mert'in babasının tayini nedeniyle Izmir'in Mor Salkımlı bir Boşnak sokağına taşınması ile başlar. Olaylar onbir yaşındaki çocuğun gözünden daha keyifli, yer yer hüzünlü şekilde geçer.
İlk yakın dostluklar, ilk aşklar, ilk kavgalar, ilk ergen sorunları, büyüme ağrıları...Yanında bol kahkahalı, yardımsever komşuluklar, nefis yemekli sofralar ve mis gibi bir sokak...
Mahallenin en güzel ve vedakar kızı Amine ablasına olan platonik aşkı, Edis ile dostluğu, Ayda ile arkadaşlığı, sonra hiç açılmadığı gizli sevdası, Nevzat ile bitmeyen çocukluk anısı, Şakir dedenin despot aynı zamanda merhametli kişiliği.... Daha neler neler, kimler kimler...
Annelerimizdir bizim aynamız.. Onların yüzüdür bizim ruh durumumuz. Mutluysa cennet, mutsuzsa cehennemi tadiyorsunuzdur. Demem o ki; bir evde anne mutluysa tüm mahalle, tüm dünya mutludur...
Kitabın başında Boşnak bir mahalle olduğunu dile getirmiştim. İnsanların zoraki göçleri, kendi vatanlarindan zorla koparılışları, çektikleri acılar, kayıplar, gözyaşları... Kendilerini İzmir'i yurt edinmeleri... Bir insan daha ne ister ki. Çünkü bulunduğumuz yeri cennete çeviren bizlerdizdir. Yeter ki orayı vatanımız kabul edelim...