Kadının 'toplum' ve 'namus' korkusunun gerçek hayatı yansıttığını düşünüyorum. Hala ülkemizin çoğu kesiminde dul bir kadının yeniden evlenmesi ayıplanıyor. Kadının kitabın sonlarındaki ruh halini toplum baskısı ve yoğun kıskançlığına yoruyorum. İki karakter arasındaki yaş farkı bu kıskançlığı daha da tetikleyerek kaybetme korkusuyla bir vahşiliğe dönüştü.
Erkek karakterin ise gerçekten başka biriyle görüşüp görüşmediği emin olamadım. Acaba o yere düşen mektup da bir sanrıdan mı ibaretti? Keşke kitabı biraz da erkek karakterin ağzından okuyabilseydik.
Oldukça beklenmedik bir son oldu. Ama karakterin yaşadığı karmaşanın boyutunu görmüş olduk. Son satırlara bakarak da yaptığı bu eylemin sonuçlarının bilincinde olmadığını fark ettim. Galiba gerçekten de aklını kaçırmıştı.