Bilmek ayrı, inanmak ayrı bir şey tabii ama bilmek inanmayı kuvvetlendiriyor mutlaka. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kalemini öğrenip bildikten sonra Edebiyata inanmamak imkansız. Bana göre bir kitabı okurken okuyucunun gözlerinin dolması, yüzünde bir gülümseme belirmesi güç bir iş başarıldığını gösterir. Bunun yanı sıra okuyucunun kitabı okurken katılarak gülmesi ise yazarın pekçok kişinin erişemeyeceği bir hünere sahip olduğunu gösterir. Bunları başarıp bizleri de kitabına davet etmesi ve pek çok sebepten Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü okumak çok büyük keyifti. Bu işin en keyifli yanı ise çok heybetli ve ince bir işçilikle işlenmiş bir heykeli izlerken duyduğun mutluluk ne ise bu romanı yalnızca okurken değil okuduktan seneler sonra dahi bahsi geçtiğinde duyduğun mutluluğun eş değer olacağına emin olmaktı.
Romanın dili zahmet isteyebilir çok titiz davranılırsa pek çok kelimeye dönüp bakma gereği duyulacaktır. Kitap bir sosyal eleştiri kitabıdır, sistem eleştirisi kitabıdır. Kitap toplumsal bir romandır. Ve yine aynı kitap; erdem kavramının niteliğinin değişip değişmezliğinin, insan iradesinin sorgulatıldığı bireysel de bir romandır. İnsana ve topluma dair her şeyden biraz değil her şeyden pek fazla bahis vardır romanda.
Kitabı okurken altını çizmek istediğimiz cümleler konusunda bir hayli dikkatli olmalıyız aksi taktirde kitabın sonuna geldiğimizde kitabı baştan sona karaladığımız gerçeğiyle karşı karşıya kalırız. Kitabı derinlemesine inceleyecek kabiliyetim her halükarda kitabın karşısında bir miktar eksik kalacaktır. Bunun için ben yalnızca kısaca hislerime, düşüncelerime yer verdim bu yazıda. Umarım daha sonra bu yazıma hem metin ile ilgili hem de kitaptaki karakterlerle ilgili analizimi de ekleyebilirim.
Müthiş ifade gücü ve tahlilleri için Tanpınar’a minnet doluyum. Okuyalım, okutalım. Sevgilerle…