9/10
·664 syf.··
2024 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2024 04:05
"O gün havada umut kokusu vardı, tüm Oxford bir ışık kaynağı gibi parlıyordu ve Robin aşık oluyordu." Bu cümle sabahtan beri zihnimin içinde yankılanıyor. Kendi ülkesinden, kendi isminden, hatta kendi dilinden vazgeçmek zorunda bırakılan Robin'in nihayet ölümün kıyısına geldiğinde kaybettiği her şeye yeniden kavuşması çok güzeldi. Kitabın her kıyısında ırkçılığı, cinsiyetçiliği hissettim ancak Robin'in asıl adını bilmemek benim için trajediydi maalesef. Çünkü yazarın ırkçılığı isim detayıyla ustaca bağdaştırdığını düşünüyorum. İngilizce bir isim kullanmak Robin'i daha az Çinli yapar mıydı mı? Peki İngiliz olmak Letty'yi daha az kadın yaptı mı? Hayır. Karakterlerin işlenişi her ne kadar donuk hissettirse de, Letty'ye empati kurabildiğimin altını çizmek isterim. İhanet edeceğinin çanlarını daha en başında çalıyordu yazar zaten ama bunu "ondan nefret edin," şeklinde değil, "neden ihanet ettiğini anlamaya çalışın," şeklinde okuyucuya sunmak istediğini düşünüyorum. Kuang'ın hiçbir karakterini siyah ya da beyaz olarak görmeyi doğru bulmuyorum açıkçası. Dengeyi kurmayı iyi biliyor. Onlar hakkında rahatsız olduğum tek konu, Haşhaş Savaşı karakterleriyle -neredeyse- aynı olmalarıydı. Robin'in kitap başındaki kişiliği ile sonundaki aynı değil ve hayır, bu karakter gelişimi değil. Kuang, başrollerinin duygularını aktarırken histeri krizlerini ve öfkelerini sona saklamayı seviyor. Yine de bir zaman sonra baydığını söyleyebilirim. Rin ve Robin'i benzetmeye çalışması hoşuma gitmedi. Çünkü Griffin ve Altan da benziyorlar, Letty ile Nezha da öyle. Hatta Victorie ve Kitay. Sürekli aynı ruhları kullanması okuyucunun gözüne batar, eminim. Belki benim dışımda kimseyi rahatsız eden bir mesele değildir ancak kitapları birbiri ardına okuyan herkes bunu fark edebilir. Karakterleri kenarı atacak olursam, kelime oyunlarını gerçekten çok sevdim. Belki hem yazarlık hem de ingilizceyle yakın ilişkim olduğundan, belki de Kuang'ın bilgi birikimini göstermeye çekinmeyişinden. Babil'in dersleri bir yana, Robin ile Rami'nin kahvaltılarında yediklerini bile kelime kelime ayırmaları benim için eğlenceliydi. Sıkıldığım bazı sahneler vardı tabii, yok değil ancak bu kitaptan oldukça keyif aldığımı söyleyebilirim. Sömürgeciliği gümüş külçelere çevirip her sayfada gerçekçiliğiyle beni büyülediği ve ara sıra tokatladığı için yazara minnettarım. Kitapta en sevdiğim sayfalar da şüphesiz Robin'in Rami ve annesini düşündüğü son anlarıydı. "O gün havada umut kokusu vardı." Çünkü Rami, onun zincirlerini kıramasa da o zincirlerin altından ellerini tutuyordu. "Robin aşık oluyordu." Sonra ismine kavuştu. Özgürlüğüne.
BabilR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20241,938 okunma
·
122 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.