Yazar kızına seslenerek sözlerine başlamış. Aslında mısralarında kendi anneliğinin derin tefekkürü var. Öyle ki kızından bize yönelen sözlerini "Kızım sana söylüyorum, bacımlarım siz işitin" misaliyle özetliyor. Hatırlamanın miras, dinlemenin aşkın ilk kıvılcımı ve düşünmenin yön değil yol olduğunu çok veciz örneklerle anlatıyor. Halk arasında "Kader bir tek ağlayana gülermiş" meşhur sözünün yanlış anlaşıldığını belirterek "Kaderin lütuf yazdığını biz kahır diye okuyoruz" ekler. Ama asıl kulağımıza küpe olacak tespite geçmek istiyorum. Kendisi psikoloji alanında akademik bir bilgiye sahip olmasada ilmi ve tecrübesi sayesinde çok mühim bir psikolojik gerçeği dile getiriyor. "Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi degistiremediğinizi, her insanın kendi yörüngesinde hayatın içine aktığını gördüğünüzde hakiki sırrı keşfedeceksiniz. Fark edeceksiniz ki hayatınız boyunca aynaya bakmışsınız kendinize değil. Kendinize baktığınızda artık aynada görülen de sizsiniz, ayna da siz."
Görülen de, ayna da biz isek iki gerçekliğe de sahibiz demektir. Bu da dünyadaki varoluşumuzun nedeni için bize bir bilinç sunar. Üstüne birde okuyup öğrenirsek bilinçli düzeylerimiz çeşitlenir. Tıpkı Sadiye hanımın vurguladığı gibi "Haksızlığa uğradığımda hakkımı almayı, haksızlık yaptığımda özür dilemeyi okuyarak öğrendim. Okumak sadece öğretmiyor, dönüştürüyor sizi bugünkü halinize getiriyor."
Eserin türünün deneme olduğu kanaatindeyim lakin bu sandığınız gibi bir deneme değil. Bilinç pencerelerini açan, denenmiş bir deneme.
Sadiye Erol Aykaç