Puan vermedi·112 syf.····Okunma: 25 Kasım 2024 17:12 Jung’un, ait olduğu Batı toplumunda prestij ve statü kaybını göze alarak, çağımızın yeni dini olarak gördüğü “aşırı mantıksallığı” eleştirdiği yazılarını okurken çok etkilendim. Özellikle akademik camiadan okurlar için, bu kitabın Batı modeliyle yapılan akademik araştırmaların mantıksal düzlemi hakkında oldukça faydalı bilgiler sunabileceğini düşünüyorum.
Diğer ilgimi çeken nokta ise Jung’un kendine has mizahıydı. Kitap adeta bir tarih, antropoloji ve siyaset mizahı. Yer yer kendimi gülmekten alıkoyamadım. Kişisel olarak da benimsediğim sosyalist değerlerin pratik siyasetteki etkisi ve rolu dinle karşılaştırılarak bence şahane bir düşünme ortamı oluşturdu.
Bireysellik ve kendini tanıma konusu, insanın fizyolojik gelişimi, evrimsel adaptasyonu ve hatta dinle, son derece ince bir mizahla harmanlanmış. Özellikle son bölümlerde kötülük kavramına ve bu kötülüğe göz yummaya öyle bir şekilde değiniyor ki, hem bireysel olarak aslında o kadar da güçsüz olmadığımızı hem de başkalarının yaptığı kötülüklerin sorumluluğunu üstlenip bu eylemleri değiştirebilecek güce sahip olduğumuzu etkileyici bir şekilde ifade ediyor.
Yani bireyselliği ve kolektivizm’i “komşunu sevmek gibi” kısa ama üzerine düşünülmeden, hakkında bir felsefe geliştirmeden yazıya ve söze dökülmesi imkansız bir çözümle bağlıyor. “Komşunu sevmek” tabiri bence bu kitabı özetleyen bir söylem. İçinde hem antropolojiyi hem psikolojiyi hem siyasi bir ideolojiyi içinde barındırıyor. Ki bunlarda dönemin ruhunu bir hayli hisseden ve yaşayan Jung’un korkularını, ideallerini ve isteklerini ifade ediyor.
“…bütünüyle gözden kaçırmamak için o nesneden kendisini gerektiğince uzak tutmak zorundadır. Laboratuar psikolojisinin bulgularının çoğunlukla aydınlatıcı, hatta ilginç bile olamaması işte bu yüzdendir. Nesnenin kendisi görüş alanına ne kadar egemen olursa, ondan çıkartılacak bilgi o kadar pratik, ayrıntılı ve canlı olacaktır. Bu demektir ki araştırma konusu olan nesneler daha da karmaşık hale gelecekler, artan sayıları ile orantılı olarak tek tek nesnelerin belirsizlik faktörü de artacak, bu da hata yapma olasılığını arttıracaktır. Akademik psikoloji, bir ölçüde haklı olarak, bu riski almaktan korkar ve hata payının düşük olduğu daha basit sorular sorarak, karmaşık durumlara girmekten kaçınır.”