Foucault, toplumsal olarak kendimizi tanımamızdaki bir başka boşluğu doldurmakla kalmayıp, kendi tarihini toplumun dinamik evrimiyle ilişkilendirdi. Foucault, algısal olarak, sözde tarihin tıpkı bir gravyer peyniri gibi boşluklarla dolu olduğunu söylüyordu. Gerçekten de, insan varoluşuna hayat ve renk veren her şeyin tarihi noksan kalıyordu. Aşk, hırs, acımasızlık, cezalandırma ve buna benzer konuların tarihi bütünüyle eksikti. Toplumun en çarpıcı yönlerinin büyük kısmını keşfetmeden, toplumsal iktidardaki ve toplumun yapısındaki kaymaları anlamayı nasıl bekleyebilirdik?