genel anlamda meursault'nun kayıtsızlığı ve bu kayıtsızlığa karşı toplumun tepkisi anlatılıyor. meursault her şeyi olduğu gibi kabul eden bir karakter. annesinin ölümünü de olağan karşılıyor, idamla birlikte gerçekleşecek olan kendi ölümünü de. tanrı'nın yokluğuyla hayatını kendi anlamlandırıyor, hiçbir inanca bağlı kalmadan ve bu durum meursault'ya özgürlük tanıyor.
kitabın içerisinde kendimden izler buldum diyebilirim.
birdenbire başını kaldırıp yüzüme baktı: "neden sizi ziyaret etmemi istemiyorsunuz?" diye sordu. "tanrı'ya inanmıyorum da ondan," diye cevap verdim. bundan emin olup olmadığımı öğrenmek istedi. ben de bunun, kendi kendime sormaya değer bir şey olmadığını söyledim: pek önemsiz bir sorun gibi görünüyordu çünkü bu bana. o zaman vücudunu geriye kaydırarak sırtını duvara dayadı, ellerini baldırlarının üstüne koydu. bana söylemiyormuş gibi bir tavırla, insanın bundan emin olduğunu sandığını, ama gerçekte emin olmadığını söyledi. ben bir şey söylemiyordum. yüzüme baktı ve, "ne dersiniz?" diye sordu. bunun mümkün olduğunu söyledim. her halükârda, beni gerçekten ilgilendiren şeyin ne olduğundan belki emin değildim ama, beni ilgilendirmeyenin ne olduğundan emindim, ve tam da onun bana bahsettiği şey, beni ilgilendirmiyordu.