Kitap kulübümüzün seçtiği kitaplardan biriydi Körlük. Distopya türünde bir kitap. Jose Saramago'nun okuduğum ilk kitabı.
Saramago Lizbon’da gazetecilik yaptığı dönemde siyasal nedenlerden dolayı işinden kovulmuş. Daha sonra bir röportajında, “Kovulmak hayatımın en büyük şansıydı. Durmama ve düşünmeme neden oldu. Bir yazar olarak doğuşuma vesile oldu.” demiş. İyi ki kovulmuş ve yazar olmuş diyorum ben de.
Bir adamın herhangi bir neden olmadan kör olması ile başlıyor kitap. Beyaz bir körlük bu. Ve sonrasında bu körlük hızla yayılıyor. Neden herkesin kör olduğunu bilmediğimiz gibi, gören tek kişi olan "Doktorun Karısı"nın da neden kör olmadığını bilmiyoruz. Diğer herkes kör oluyor. Kitaptaki karakterlerin Ahmet, Mehmet, Ayşe gibi adları yok. Hangi ülkede geçtiğini bilmiyoruz. Ana kahramanlarımız; Birinci Kör, Birinci Körün Karısı, Doktor, Doktorun Karısı, Koyu Renk Gözlüklü Genç Kız, Şaşı Çocuk, Gözü Siyah Bantlı Yaşlı Adam ve Gözyaşı Yalayan Köpek.
Türlü zorluklara şahit oluyoruz körlerin üstünden gelmesi gereken, açlık, pislik vb. Kitapta en çok dikkatimi çeken yazarın kadınlara çok değer verdiği oldu. Romanda önemli, cesur adımları atan, zorluklarla baş etmek gerektiğinde en sorumlu davranan hep kadınlar oldu.
Kitabın beni şu bölümü etkiledi:
"Koyu Renk Gözlüklü Genç Kızın" komşusu, "Yaşlı Kadın" ölünce, onun gömülmesi ile ilgili konuştukları yerde söylenen bir söz beni epey düşünürdü. «Sorun, bunu yapabilecek gücümüzün olup olmadığını bilmek değil, onu burada bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız, buna karar vermek, Hayır, bırakmayacağız, dedi doktor, Öyleyse o gücü kendimizde buluruz.» Evet benim pek çok konuda yaşadığım sıkıntı bu sanırım. O işi yapıp yapmamaya karar vermediğim zaman bocalıyorum. O kararı verince bir yolunu bulduğumu her zaman biliyorum.
Unutmadan yer yer bazı resimlere de atıfta bulunuyor yazar. Halka Önderlik Eden Özgürlük tablosu ve Suzanne Banyoda. Bu göndermeler estetik bir unsur da sağlıyor kanımca.