Dillere destan güzelliği olan bir kadının, bu güzelliğinden ötürü lanetlenmişçesine sıkıntılar çekerek, aslında hiçte uyum sağlayamadığı insanlar arasında çocuğu için katlandıklarına sahit olmaktayız. Kadının ölümü pahasına onca sıkıntıya rağmen çocuğundan vazgeçmeyişinin inceden inceye yüceltildiğine de.
Bu dramın tam merkezinde olan bir çocuğun hayatında başına gelebilecek en ağır travmatik olaya şahit olması, bu sürecin onda yarattığı travmayı iyileştirebilecek gücün kendisinde olmaması sebebiyle çocuk ruhunun saflığının bozulması, etraflarını saran cehaletin hınç, kıskançlık, arzu ve sapkınlık güdüsüyle binbir türlü söylenceye dönüşerek çocuğa yüklenişiyle nasıl bir canavara dönüştürüldüğünü görmekteyiz.
Anadolu'nun tarıma dayalı nüfusunun çok olduğu dönemlerde ki ataerkilliğin çarklarına kurban edilen nicelerinin işitilmemiş çığlıklarını bizlere ulaştırıp, inancın, töre, ahlak ve insanlığın ne olması gerektiğini sorgulatan değerli bir eser.
Son sahnede ki betimleme usta yazar Yaşar Kemal'e yakışıcak ama bir o kadar iç burkacak keskinlikte.