Kurtuluş mücadelesinin verildiği dönemde Anadolu'daki köylerde meydana gelen tahribatı gözlemlemek için bir heyet kurulur: Tetkiki Mezalim Heyeti. Bu heyette Yakup Kadri, Halide Edip gibi isimler de vardır. İşte, Yakup Kadri de bu gözlemleri sonucunda 1932'de Yaban'ı kaleme alır.
Eğitimli bir Türk subayı olan Ahmet Celal, savaşta bir kolunu kaybetmesi üzerine omuz omuza savaştığı eri Mehmet Ali'nin köyüne yerleşmeye karar verir. Kahramanımız köyde kaldığı süre zarfında bir defter tutar ve biz olan biteni ondan öğreniriz. Hatta Yakup Kadri burayı şöyle ifade eder: işte, Garp Cephesi Kumandanlığının gönderdiği "Tetkiki Mezalim Heyeti" o viranelerde, taşlar altında kömürleşmiş insan kemiklerini araştırırken, bu kitabı teşkil eden yazıları, arasından yırtılmış ve kenarları yanmış bir defter hâlinde buldu. Köylülerden bunun sahibinin ne olduğunu sordu. Kimse onun nereye gittiğini bilmiyordu. Bununla beraber, onun iki üç yıl hep bu köyde oturduğunu ve son felaket gününe kadar kaldığını söyleyen de kendileri idi.
...Yalnız içlerinden biri yaşı belirsiz, küçük sıska bir adam döndü: Dee, sizin gibi yabanın biriydi, dedi.
Ahmet Celal'in köy hayatına alışması elbette zor oldu. Kendi fikirleriyle köylüleri bilinçlendirmeye çalıştı ama ne yazık ki aydın ve köylü arasında bulunan o derin uçurumu bir türlü kapatamadı. Yakup Kadri, Yaban'da köylüler için aşağılayıcı nitelikte sözler kaleme almış olsa da Ahmet Celal üzerinden aydın bireye de bir öz eleştiri getirmiş. Bu uçurumun sebebini aydınların halktan kopması ve iletişimsizliği olarak belirtmiş. Tabii ki roman da ismini Ahmet Celal'in - aydın kesimin- yaban olarak nitelendirilmesinden almış. Konusunu bildiğim fakat bir türlü okuyamadığım bir romandı. Şu an, okumanın mutluluğunu yaşıyorum. Ayrıca çok akıcıydı elimde hiç sürünmedi.