Yaban (Bütün Eserleri 1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
49517
Gösterim
Adı:
Yaban
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
214
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700060
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Yaban
Yaban
Yaban
Millî Mücadele sırasında Orta Anadolu'da bir köy. Tanzimat aydınının sosyo-psikolojik özelliklerinin uzantılarını taşıyan Ahmet Celal. Kendini kurtarıcı olarak gören, halkı eğitmeyi (ya da adam etmeyi) görev edinmiş, kafasında yarattığı gerçekle yaşanan gerçeğin çatışması sonucu "yaban"laşan tipik aydın.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edeiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri'nin 1910'dan 1974'e dek verdiği eserler Türkçe'nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri'nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920'lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati'den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu'nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir "panoroma"dır.
214 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Uzun zaman önce başlayıp, sekmelere uğrayan ve bir türlü yazamadığım bir incelemeden daha hepinize selamlar ola .. Normalde bu incelemeyi yapmayı pek düşünmüyordum ama bazı incelemeleri ve altındaki yorumları okuyunca yazmazsam olmaz diye düşündüm .. Öyle akla mantığa sığmaz yorumlar okudum ki .. Yani bunlar, ya kasıtlı ya da bilgisizlikten böyle yazılıyor ..Düşünüp empati yapabilen insanların , hele hele inkilap tarihi okumuş kesimin bu yanlışları yapacağını düşünmüyorum .. Bu incelemeyi de Yakup Kadri ile yeni yeni tanışacak arkadaşlarımız için yapıyorum .. Kafalarında soru işareti kalmasın, bu güzide yazarımızı yanlış tanımasınlar diye yazıyorum ..

Bir kitabı okuyacağım zaman ,hele hele bir yazarı ilk kez okuyacağım zaman adetim olan bazı değişmez ön hazırlık koşulları ve kıstaslarım vardır .. Nedir bunlar ? Birincisi , yazarı tanımak .. İkincisi yazıldığı dönemi araştırmak .. Sadece tek taraflı değil her yönüyle araştırmak ..Gidip o dönemleri, tek taraflı olarak Mustafa Armağan' dan veya Yavuz Bahadıroğlu' ndan falan okursanız aşşağıda bahsedeceğim yanlışları yaparsınız .. Bu da kaçınılmazdır ..Hemen salça olacaklar için gerekli uyarıyı yapayım da sonradan papaz olmayalım ..Ben bu bahsettiğim şahıslar okunmasın diyenlerden değilim .. Aksine onları da okuyun hatta mutlaka okuyun ama bunları da okuyun diyorum .. Her daim söylüyorum , Aziz Nesin de aynı şeyi söylüyor : GERÇEKLER ZAMANA GÖRE DEĞİŞMEZ ! Sanırım ne demek istediğimi anladınız .. Kısaca o dönemin şartları ile minik bir girizgah yapalım ..

Bu bilgiler 1923 ' e ait .. Ona göre kafanızda o günün Türkiye' sini ve Kurtuluş Savaşı dönemini siz kurgulayın kukumanjerolar ...
Toplam nüfusumuz "13 milyon" .. Bu sayının 11 milyonu KÖYLERDE yaşıyor ..40 bine yakın köy var ve bu köylerin 37 bininde OKUL , POSTANE ve herhangi bir DÜKKAN YOK! 30 bin köyün ise, yani her 4 köyün 3 ünde CAMİ YOK... Traktör- biçerdöver ve modern tarımcılık bir hayal ..Atadan dededen görme kara düzen ve son derece verimsiz bir tarımcılık yapılıyor .. Karasabanın premium ligte birinci sırada olduğu dönemler .. Hal böyle olunca şekerden EKMEKLİK UNA , pirinçten en basit gıda maddelerine kadar herşey İTHAL..Sağlık sektörünü hiç saymayayım diyeceğim ama bilinsin ..Tüm vatan sathında 337 doktor , 60 ' a yakın eczacı var ..Bunlardan sadece 8'i Türk ..40 BİN KÖY İÇİN SADECE 4 EVET YANLIŞ OKUMADIN YAZIYLA DÖRT HEMŞİRE VE 136 EBE VAR.. Doğumdaki bebek ölüm oranı %40 .. Anne ölüm oranı %19 .. Haaa az daha unutuyordum .. Frengi ve sıtmalıların sayısı milyonları buluyor ..Bitlenmek son derece sıradan bir durum .. Ve trahom diye bir hastalık daha var ki onu ne sen sor ne ben söyliyeyim .. Bugün yok .. O yüzden pekçoğunuz ismini dahi yeni duyuyor .. Sonra açar google a sorarsın .. Tüm bu bilgiler ışığında okuma yazma oranının hesabını falan var gel sen yap,işin içinden sen çık canım kardeşim..Köylerde okuma yazma dahi bilmeyen şıh , hacı - hoca denen din bezirganları köylünün kanını emiyor.. KISACA MİLLETİMİZİN YOKLUKTAN , EĞİTİMSİZLİKTEN KIRILDIĞI DÖNEMLER...

YABAN çok değil, bu dönemden 2 - 3 sene öncesini anlatır ..O dönemin Türkiyesi' ne daha doğrusu , unutulmuş ve kaderine terk edilmiş Anadolu' ya , köylerimize , köylülerimize ayna tutar .. Okul yüzü görmemiş , okuma yazma bilmeyen insanlarımızı , onları kandıranları , işgal ordusu denen yunanı , onlarla işbirliği yapan kansızları anlatır ..Esas olayı budur ama Yakup Kadri olayın içine bir aşk hikayesi de empoze edip olayları önümüze bu şekilde servis etmiştir.. Çanakkale Savaşı' nda gazi olan bir Türk subayının Kurtuluş Savaşı sürerken Anadolu' ya gelişi ve çevresinde gelişen olaylardır özünde anlatılan.. Kurgu denebilir , hatta denmelidir ama romanda geçen olaylar birebir yaşandığı için yaşanmışlıkların romanı dersek de yanlış olmaz diye düşünüyorum .. Yaşanmışlıklar diyorum çünkü biz "Kurtuluş" için savaş verirken bu olaylardan çok daha fazlası yaşanmıştır .. Kitapta Yunanlılar geçtikleri köylerin üzerine uçaklardan Mustafa Kemal' in hilafet düşmanı olduğunu , padişah düşmanı olduğunu ,kendilerinin islamı kurtarmak için geldiklerini , mukavemet görmedikleri müddetçe halka zarar vermeyeceklerini , bu gelen ordunun Avrupa adlı bir kraliçenin emrinde olduğunu , islama hizmet ettiklerini anlatan bildiriler atmışlardır .. Bu anlattığım olayın aynını zaten yaşadık .. Dönemin şeyhülislamının verdiği fetvalar halen ortada duruyor.. Hatta yıllar sonra bile bu oyunu yaptılar ..Yunanlıları biliyorsunuz ki ingizliler ve amerikalılar giydirdi..Aynı ingilizler bir dönem prens charlesın sünnet olduğu haberini piyasaya servis ettiler.. Buna mütakipte prensin devasa boyutta bir Kuran önünde çekilmiş fotografları pompalandı tüm dünyaya .. Gülmeyin !! Bunlar gerçek ..Neyse devam edelim ..

1912 ve 1918 arası Türk edebiyatında millileşmenin zirveye oturduğu yıllar.Yakup Kadri ' de bundan nasibini sonuna kadar almış bir yazarımız ..Roman okunduğunda yazar kimi zaman köylüyü acımasızca eleştiriyor.. İlk kez okuduğum da ben de başlarında yahu neler oluyor diyip bir afallamadım dersem yalan olur .. Ki Yakup Kadri ' nin romanlarını okumazdan önce , tarih (özellikle inkilap tarihimiz ve siyasi yakın tarihimiz ) okuduğum dönemlerden dolayı kendisi hakkında yeterince bilgiye sahip biriyim.. Denmiş ki Türkiye aydınları genel olarak halkı aşşağılıyor ..Yakup Kadri ' de bunlardan biri ..Yaban' da bunun en bariz örneği.. Yahu arkadaşım siz şaka falan mısınız ?!?!? Nerenizle okuyorsunuz kitabı ? Hangi uzvunuzla ? Hangi organınızla ?!? Biri de çıkmış :

- "İşte efenim ben lisede okumuştum da .."
- "Eeee? "
- "Sonrasında gördüm ki bu halk o halk değil .."

YAPMA YAA!!!!

Hayırdır bilader zaman makinasına atladın da ,1920 lerde Anadolu köylerine mi gittin geldin ? Ölümsüzlüğü mü keşfettin ? O günden bugüne dek yaşadın da ona istinaden mi yazdın bunları ?

BAKIN ROMANDA NE DİYOR YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU :

"bunun sebebi türk münevveri (AYDINI!!), gene sensin! bu viran ülke ve yoksul insan kütlesi için ne yaptın? yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde kara toprağın üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.

anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. bir kafası vardı, aydınlatamadın. bir vücudu vardı, besleyemedin. üstünde yaşadığı bir toprak vardı, işletemedin. onu behimiyetin, cehlin ve yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. o, kara toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. ne ektin ki ne biçeceksin? bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? tabii ayaklarına batacak. işte her yanın şerha şerha kanıyor ve sen acıdan yüzünü buruşturuyorsun. öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir."

Romanın YABAN ismi ile yayınlanması tüm şu yukarda bahsettiğimiz muhabbet göz önüne alındığında gayet manidardır.. Yaban , söz konusu insanların arasına sonradan gelip yerleşen Türk subayının köylülerce kendisine verilen adıdır .. Yakup Kadri ' de ilkin karakterin kendi bakış açısı ile kimin yaban olduğunu sorgular .. Sonrasında iç hesaplaşmasını yapar .. Haklıyı haksızı birbirinden ayırır .. Şu alıntıyı romanda okumasına rağmen gelip zırıl zırıl ağlamak - açıkça söylüyorum- AKILSIZLIKTIR! İZANSIZLIKTIR! TUTARSIZLIKTIR!

Şimdi ben soruyorum ;

İşbu romanı doğru düzgün okumadan aydınımız milleti aşşağılıyor diyenler mi , yoksa romanda cahil bırakılmış toplumun arasına sonradan giren , halk arasında ötekileşen karakterimiz mi YABAN ?

Birkez daha söylüyorum ..Ne okuduğunuzun bir önemi yok ..İSTEDİĞİNİZİ OKUYUN CANIM KARDEŞİM! Yeter ki romanı GÖ"Z"ÜNÜZLE okuyup , BEYNİNİZİ çalıştırarak yorumlayın .. YOKSA YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU' nu , BAŞ HARFLERİ KISALTILINCA ORTAYA ÇIKAN "YKK" HAFRLERİNDEN MÜTEVELLİT BU FERMUAR MARKASININ KURUCUSU VEYA SAHİBİ SANMANIZ İÇTEN BİLE DEĞİL ..

"ROKET" aromalı bir incelememizin de böylece sonuna geldik .. Esen ve İŞSİZ kalınız sevgili kikirikler !!

Elzem linkler ..

YKK fermuarları : https://onedio.com/...de-ykk-yazar--509597

bonus parca : https://www.youtube.com/watch?v=bJNiMNUSrw8
214 syf.
·6 günde·8/10
Kitabı okudum ve her okuduğum kitap sonrası olduğu gibi sıra geldi düşünmeye ve kitap üzerine bir şeyler karalamaya; kendi zihnimdeki, insan, insan psikolojisi ve toplum kavramlarını irdeleyerek naçizane fikirlerimi belirtmek isterim. Öyle ki zihnimin içi birbiri arası tezat oluşturan düşüncelerle, ayrışmalarla ve çelişkilerle dolu. Tam bir paradoks hali!

Öncelikle kitabın içeriğinden bazı bilgiler aktararak yazıya başlamak, zannediyorum ki düşüncelerimi ifade etmem açısından kolaylık sağlayacaktır. Yazar, 1. Dünya Savaşı sonrası (1914), İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalan ve Çanakkale Savaşında sağ kolunu kaybetmiş bir subayın, İç Anadolu’nun ücra bir köyüne yerleşmesini, köyün halkını, dönemin tarihi olaylarını ve önemli insanlarını keskin psikolojik tahlillerle yansıtmaya çalışıyor.

Şimdi, bu roman takdir edersiniz ki bir kurgu romanıdır. Peki bu romanın amacı nedir? Bu soruya algılayabildiğim ölçüde yanıt vermeye çalışacağım; bana göre amaç, dönemin insanlarını bilinçlendirmek ve bu insanlar arasındaki ayrışmaları ortadan kaldırarak bir diriliş hareketiyle Anadolu’yu düşman askerinden kurtarmak veya püskürtmektir. İşte bu noktada bana ışık tutan en önemli ipucu ise, amaca yönelik kurgulanan olay örgüsünde; bir İstanbul aydını olan kitap kahramanının kalkıp, neredeyse yeryüzündeki varlığını unutturmuş bir köye yerleşmesi ve bu yörenin insanlarını anlatmasıdır.

Yazar tarafından çizilen yöre halkının profilleri şayet doğru ise üzülerek belirtmek isterim ki toplum olarak bir adım dahi ileri gidememişiz demektir. Nasıl ki şu an medyanın bize verdiği gibi düşünüyor, konuşuyor ve eylemde bulunuyorsak o zamanda durum farklı değilmiş. Nasıl ki şu an çıkarlarına göre hareket eden insanlar varsa o zamanda varmış. Nasıl ki şu an din, devlet millet elden gidiyor naraları atan insanlar varsa o zamanda varmış ve o dönemde olduğu gibi felaket gelip bizzat evimize, ekmeğimize, namusumuza dokunmadığı sürece anlayamayacağız. Her şeyimiz elden gittikten sonra onlara muhtemelen Zeynep Kadının da dediği gibi “Alın, bir tek canımız kaldı onu da alın!” diyeceğiz, ancak her şey gittikten sonra kalan canın bir hükmü kalacak mıdır bilmem!

Toplumun bireyleri olarak çeşit çeşit rollere büründüğümüzü artık daha net anlıyorum. Zengin rolünde olanlar var mesela; bir vampir gibi insanların kanını emen ve bu kana susamışlığı gitgide, her geçen gün daha da artan modeller. Sorsan; “Ben olmasam aç kalır bu insanlar.” Der ve işin içinden bir güzel sıyrılır. Ben, bu zengin rolünü fevkalade oynayan insanlara kızmıyorum. Benim asıl kızdığım, rol çalan zengin yalakası insan tipleridir ve işte bu insanların varlığı ve gücü; benim nezdimde bir toplumu yok etmeye yetecek kadardır. İşte bu insanlar, o zenginlerden daha katı, daha acımasız ve daha bağlıdırlar “Roller Sistemine”. Sakın ola ki bu sisteme karşı çıkmayınız. Sizi bir böcek gibi ezmeye kalkarlar ya da vatan haini ilan edebilirler. (Böcek demişken buradan koca yürekli Gregor Samsa’ya selam olsun!) Hal böyleyken insan yaradılışında; Hayriye Hanımın; Aman Ali Rıza Bey tadımız kaçmasın’ı vardır. Bu anlamda içinde bir karşı dik duruş kıvılcımı yanan insanlarımız bile artık geri adım atar ya da içinde bu düşünceyi yok eder oldular. Vaziyet böyle olunca da hiyerarşinin alt kısımlarına doğru inildikçe tutuculuk ve fanatiklik doruk noktalara ulaşması kaçınılmaz oldu ve olmaya da devam ediyor. Bir anlamda aşağıda sefalet, kaos, kavga hüküm sürerken üst tarafta ise bir Sefahat peyda oldu,oluyor ve ne yazık ki olmaya da devam edecek...

Kitap, genel anlamda güzel yani, hani derler ya manidar, evet manidar bir kitap bu Yaban. Her ne kadar yazarın kadına bakış açısını ve ona yüklediği anlamları beğenmesem de tavsiye edebileceğim bir kitap. Ve son olarak okudukça düşünmeye, düşündükçe zihnimin labirentlerinde kaybolmaya devam ediyorum. Bir gün mutlaka bir çıkış yolu bulacağımdan eminim. Zahmet edip okuyan herkese teşekkür ederim.
  • Fatih Harbiye
    7.9/10 (3.387 Oy)3.067 beğeni17.744 okunma2.122 alıntı49.989 gösterim
  • Yaprak Dökümü
    8.1/10 (2.128 Oy)2.040 beğeni13.229 okunma1.077 alıntı35.592 gösterim
  • Denemeler
    8.6/10 (4.623 Oy)5.035 beğeni19.524 okunma21.318 alıntı85.865 gösterim
  • Beyaz Gemi
    8.4/10 (5.679 Oy)5.455 beğeni22.976 okunma3.608 alıntı83.439 gösterim
  • Toprak Ana
    8.9/10 (5.430 Oy)5.219 beğeni19.562 okunma3.751 alıntı69.383 gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (4.181 Oy)4.441 beğeni16.902 okunma4.500 alıntı80.345 gösterim
  • Beyaz Diş
    8.5/10 (6.139 Oy)5.970 beğeni25.461 okunma5.093 alıntı233.245 gösterim
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    8.3/10 (8.706 Oy)8.797 beğeni42.133 okunma4.934 alıntı119.881 gösterim
  • Şah ve Sultan
    8.5/10 (3.708 Oy)3.749 beğeni15.927 okunma2.579 alıntı51.160 gösterim
  • Şu Çılgın Türkler
    8.9/10 (3.165 Oy)3.079 beğeni12.199 okunma1.705 alıntı41.547 gösterim
214 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bir kolunu savaşta kaybedip, arkadaşının tavsiyesi ile bir köye yerleşen Ahmet Celâl. Herkes tarafından dışlanan, onun kitap okumaları, diş fırçalaması, saçını taraması tuhaf geldiği için köylülerin gözünde o bir yabandı. Kitabın ismi de buradan geliyor.
Herşeyi önceden tahmin etmesine rağmen hiç kimse kulak asmamış ve savaş sonrası köyde yaşanan felaketleri okurken sayfalar akıp gidiyor. Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum.
214 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kurtuluş Savaşı dönemi Anadolu halkının durumunu anlatan, Türk edebiyatının mihenk taşlarından olan bir kitabı bu kadar geç okumuş olmam öncelikle benim büyük ayıbım. Maalesef bende de biraz 'komşunun çimi her zaman daha yeşil' durumu var.
Kitap bazıları için çok rahatsız edici olabilir. Kitaba zamanında yapılmış sert eleştirileri anlayabiliyorum. Bana göre ise son derece objektif yazılmış, Anadolu'nun sosyolojik durumunu ifade etmesi bakımından kıymetli bir eser.
Hepimiz Anadolu halkının tamamının kahramanlık gösterdiğini düşünmeyi seviyor olsak da gerçekler pek öyle değil. Hiçbir zaman tamamı ya da bütüne yakını diye kavramlar, özellikle konu savaş olduğunda gerçekçi değildir. Kurtuluş Savaşı'nda da tıpkı bu romanda anlatıldığı gibi köyler çok fazla var. Özellikle savaştan kaçan asker sayımız da oldukça fazla. Bunu bazı kitap ve kaynaklarda bulabiliyorsunuz.
Kitabın anlatmak istediği ana tema Aydın kesim(Bunu İstanbul olarak tanımlamış) ile Anadolu insanın arasındaki sosyolojik, toplumsal, kültürel ve ekonomik uçurum. Kitabın çok yerinde Aydın kesimi Anadolu'yu bu viran durumdan sorumlu tutmuş.Bence de çok çok haklı bir tespit.
Peki firelerin olması, düşünülenin aksine topyekün savaşılmamış olması Kurtuluş Savaşı'nın değerinden ya da Anadolu insanının vatanperverliğinden alıp götürür mü? Asla.
Türk insanı tarih boyunca hain olmamıştır. Cahil bırakılmış olmak insanları hain yapmaz, cahil bırakan insanları tarih önünde sorumlu ve suçlu yapar.
Tam 101 yıl önce şu anda, İngilizlerin batırın emri olduğunu bilerek Bandırma Vapuru ile Samsun'a gelmekte olan M.K.Atatürk ve beraberindeki 47 kişi Anadolu insanına güvenmese idi, belki ben şu anda bu incelemeyi Türkçe değil, başka bir ülkenin dili ile yazıyor olurdum.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması dünyada emsali görülmemiş bir zaferdir.
Herkesin ivedi şekilde bu kitabı okumasını şiddetle tavsiye ediyorum.
Saygılar.
214 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Kurtuluş Savaşı yılları. İstanbul 'un işgalinden hemen sonra.

Kolunu kaybetmiş bir Çanakkale gazisinin Anadolu 'da yaşama tutunmaya çalışırken hissettiği eksikliğin, boşluğun, yabanlığın, yabancılığın,yalnızlığın, dışlanmışlığın ve sesine yankı bulamamanın hikâyesi.

Bütün acılarını ve sıkıntısını geride bırakarak, halkın içinde kaybolup erimeye çalışan bir aydın Ahmet Cemal.
Bir kanadı kırılmış kuş gibi.

"..bir çanak suda bir damla zeytinyağı gibiyim. Ne karışıyorum, ne de dibe çökebiliyorum.." diye anlatıyor hâlini.

Onlar gibi konuşup giyinebilen ama onlar gibi düşünemeyen, okuduğu kitapların izlerini ruhunda taşıyan Ahmet Cemal.

Yakup Kadri, kitap bittiğinde, içinden çıkamayacağınız bir atmosfer sunuyor sizin için.
Kocaman bir yaranın kabuklarını hiç acımadan soyuyor.
Medeniyetle medeniyetsizlik arasına sıkışmış bir kendinden kaçış hikayesi anlatıyor.
Her karışında kan kırmızı bir acının filizlendiği Anadolu toprağını, özgürlük mücadelesini, Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatıyor.

"Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur. " diyen Gazi Mustafa Kemal gibi gücü derinlerde arıyor.
Fakat büyük bir hayal kırıklığıyla, mutlak bilinçsizliğin içine gömülmenin çaresizliğini yaşıyor. Ve hiç durmadan çabalıyor ta ki duyacak kimse olmadığını farkedene kadar.

Ahmet Cemal şehirlidir, aydındır. Yabandır, yabancıdır.
Görmek istediğinden çok başka şeyler görmenin sızısı içini kemirip duruyor. Tarihimizin en şanlı, en ağır ve en zor yılları, kitabın satırlarında dondurulmuş.

Ahmet Cemal 'in çırpınan ümidini, tek kanatla bile uçmaya çalışmasının heyecanını ve defalarca (her farklı surette yeniden yeniden) hayal kırıklığına uğramasının acısını duymamak mümkün değil.
Uyarıyor, uyandırıyor.
Tıpkı Reşat Nuri Güntekin 'in söylediği gibi ;
"Kalemin kırılsın usta! Niçin bizi tatlı münevverlik uykumuzdan uyandırıyorsun?!"


Konusu kadar dili de orijinal, zevkli ve ustacadır. Hiçbir açıdan eksik kalmadığınızı hissediyorsunuz.

Çarpışmaların, uçurumların, farklılıkların penceresinde bir zaman diliminin izdüşümüdür Yaban.

Özündeki cevherden, damarlarındaki asil kandan habersiz bırakılmış insanların, yoktan var olan bir zaferin, bir neslin hikâyesidir Yaban.

Ama sert bir hikayedir. Her ne kadar köylünün geri kalmışlığına sebep olarak Türk aydınını gösterse de dönemin şartlarına göre bakmaya çalıştığım zaman bile, hayal etmekte zorlandım.

Özellikle romanın başlarında, nasıl yani, dedim durdum.
Çizilen portreler, yapılan tasvirler öylesine uçta ve abartılı geldi ki, o büyük uçurumun beni sarstığını hissettim.

Bunu tüm çıplaklığıyla gören yazarın köylüye savaşma azmi aşıladığı, direnmeye, farkında olmaya sevkettiği, gözlerini açmaya çalıştığı bir coğrafyada, Gazi Mustafa Kemal 'in;
"Köylü milletin efendisidir. " sözü bambaşka bir boyut kazandı benim için.

Zira bu satırlarda Atatürk 'ün çağdaşı olan yazarımızın pis, bilgisiz, basiretsiz gibi pek çok sıfatla nitelendirdiği Anadolu köylüsünü, bizzat Atatürk 'ün milletin efendisi olarak nitelendirmesindeki tezat, kitabın başından sonuna kadar dimağımı yokladı durdu. Aynı zaman, aynı şartlar..

Kuva-yı Milliyenin temellerini atan milis güçler, bilinçli, vatanını seven, durumun vehametinin farkında olan, bütün inanç ve azmiyle Gazi Mustafa Kemal 'in ayak izlerini adım adım takip eden Anadolu insanın bizzat kendisidir.

Elbette o zaman dilimini öncesiyle birlikte değerlendirmek lazım. Dönemi muhteşem şekilde gözler önüne seren bu kurgu roman, önemli bir kaynak niteliğinde.

Kitabın tek vuruşta nakavt eden en güzel cümlesiyle bitirmek istiyorum;

"İNSAN TÜRK OLUR DA NASIL KEMAL PAŞA 'DAN YANA OLMAZ?!"





Keyifli okumalar..:)
214 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Bir köy romanı aynı "Toprak Ana" gibi
Savaşın olduğu bir zaman diliminde aynı "Toprak Ana " gibi...

Kahramanımız bir asker Batı'ya düşman değil  (!) Batı'ya hayran ...
Topraklarına göz diken ve savaşın kaybedilmesine sebep olacak herkese düşman bir asker.

 Mecburi olarak geldiği  köyde  gördükleri ,duydukları, yaşadıkları karşısında  , derdi büyük  bir aydın olmuştur artık.

 Millet topyekun Kurtuluş Savaşı  verirken birileri kitaplara sığmayacak  kadar fedakarlığı kahramanlığı yaparken ,birileri ise kendi canının, bırak canı kendi  malının ,toprağının ,parasının  derdine düşecek.

Ahmet Çelebi 'nin bu derdini doğru anlamışsanız eğer sizde içinizden Salih Ağa'ya  ve onun gibilerine  kızacak öfkeleneceksiniz.

Ve anlayacaksınız ki kazanılması  gereken sadece düşmana karşı savaş değil ;
cahilliğe , bağnazlıga , yobazliga bencilliğe , menfaatperestliğe karşı da bir savaş  verilmeli ve muhakkak  kazanılmalıymış.

Roman , köydeki karakterleri bize gösteriyor  ama ülkenin her yerinde mantar gibi türeyebilecek cinste .
Ve bunlar toplum  içerisinde kanser hücresi gibi tesir edebilmekte.

Bir milletin etrafı düşmanlarla çepeçevre sarıldığında bile duygu ve düşüncede birlik olmaması ne kadar üzüntü verici...

Kahramanlıkları ile övünen bu millet içerisinde, ne yazık ki ; zafere gittikleri yolda birileri her türlü fedakarlıklığı yaparken,  oyun bozanlik yapanlar , fitne fesat çıkaranlar ,
zafer kazanildiktan sonra nasıl da araya karışıp  hamaset  nutukları attığına şahit oluyorsun. 

Önce  bu karakterdeki haysiyet yoksunu kişilere  kızıyorsunuz ama -kitabın en can alıcı yeri işte burası - problemin kaynağı ne Salih Ağa , ne Şeyh Yusuf ne muhtar  ne de imam ...

İhmal edilen bir millet olmuş ve artık onlara kızmayı bırakıp onların hallerine acıyorsunuz.

Sorumluluk duysunu iliklerine kadar hisseden Yakup Kadri  yeni bir ülke kurulurken geçmişten dersler çıkarılsın diye problemi tüm çıplaklığıyla hem zamanın aydınlarına hemde  halkın kendisine göstermiş.
Yakup Kadri  kabahati  aydınlarda buluyor ve göreve çağırıyor.

Ama ne yazık ki yıllar geçmesine rağmen  ne hasta hastalığını kabul etmiş,
ne de doktorlar hasta ile ilgilenmiş.
Ya doktorum diye ortalıkta gezip hastaya yanlış ilaçlar verip onu
körcahil ,hamyobaz halindeki bir canavara dönüştürenlere ne demeli ...
 
Duygularınız ile birlikte düşünce dünyanıza yepyeni pencereler açacak bir roman...
214 syf.
·Puan vermedi
I. Dünya Savaşı'na yedek subay olarak katılan Ahmet Celâl, bu savaşta tek kolunu kaybederek geri döner, istanbul, ingilizler tarafından işgal edilince emireri Mehmet Ali'nin davetine uyarak, onun Porsuk çayı kıyısındaki köyüne gider. Ama aklı sürmekte olan savaştadır. Köyde, her gün gazete getirterek gelişmeleri izler. Fırsat buldukça da köylülere gelişmelerin önemini anlatır.
Köy halkı, yoksulluklarının ve cahilliklerinin asıl sebebi olan Salih Ağa'ya bağlıdır. O, ne derse ona inanırlar. Salih Ağa'nın etkisiyle kimse Ahmet Celal'e yanaşmaz. Köylü onu "yaban" olarak niteler. Bu duruma üzülen genç subay bunalıma düşer, iyice bunaldığı bir gün gezmeye, hava almaya çıkar; Emine ile karşılaşır, ona ilgi duyar. Ne var ki Emine, Mehmet Ali'nin kardeşi İsmail'in karışıdır. Aradan günler geçer. Köy Yunanlar tarafından işgal edilir. Yunanlar köyü yakıp yıkarlar, köylülere işkence ederler. Köylülerin çoğu köy meydanında topluca öldürülür.
Ahmet Celal, Emine ile birlikte bu ölüm çemberinden kaçıp kurtulmak ister. Arkalarından ateş edilir, ikisi de yaralanır. Güçlükle köyün mezarlığına ulaşırlar. Sabaha kadar orada beklerler. Ertesi gün yola çıkacaklardır. Fakat Emine yarası ağır olduğundan yürüyecek durumda değildir. Ahmet Celâl, elindeki anı defterini Emine'nin eline tutuşturur, bilinmeyen bir yöne doğru gider.
Sakarya Savaşı'ndan sonra o bölgeden düşman ordularının çekilmesi üzerine, düşman zulmünü araştırmak için köye gelen araştırma kurulu yıkıntılar, kömürleşmiş insan kemikleri arasında bir defter bulur, kenarları yanık, ortası yırtık bu defter Ahmet Celâl'in anılarını yazdığı ve son anda Emine'ye teslim ettiği defterdir.
214 syf.
·Puan vermedi
Yazarın edebi yönü çok güçlü fakat kötü kadının ismi neden Cennet? Köy halkı neden bu kadar cahil ve korkak? Köye gelen şeyh neden bu kadar sahtekar? Çok karamsar, kötü bir tablo çizilmiş. Kurtuluş savaşı kahraman askerlerimizle, fedakar köylü insanlarımızın gayretleri, imanları ile kazanıldı. Neden bunlardan bahsedilmiyor?
214 syf.
"Anadolu taş devrinde!"

https://youtu.be/4yEKBNrTlxw

Celal Şengör bu videoda, Ahmet Haşim'in Anadolu'nun durumu hakkında arkadaşına yazdığı mektubu okur ve sonuç olarak başta verdiğim yorumu yapar: "Anadolu taş devrindedir!" Dileyen videoya bakabilir dileyen ise iki tıkla mektubun kendisini hemen okuyabilir.

Yakup Kadri'nin kitabında da Anadolu'nun ve özellikle de Anadolu halkının Kurtuluş Savaşı esnasındaki durumuna göz atma fırsatı buluyoruz. Kitabın kahramanı Ahmet Celal eski bir subaydir. Çanakkale Savaşı'nda bir kolunu kaybetmiştir. İstanbul işgal edilince Anadolu'ya geçmiştir ve daha önce hiç bilmediği bir dünyaya girmiştir. Bu dünya Anadolu insanın dünyasıdır.

Kitapta Türk aydınını temsil eden Ahmet Celal'in köylüler üzerindeki tespitleri oldukça önemlidir. Bunlardan birkaçı şunlardır: Müthiş bir yoksulluk kol gezmektedir. Yıllar süren savaşlarda bedenleriyle canlarını vererek, sürekli artan vergiler altında ekonomik olarak varıni yogunu vererek bitkin ve perişan haldeki Anadolu köylüsü... Eğitimsizlik ve öğrenimsizlik her yanda kol geziyor. Tek öğrenim imamın elinde, o da ancak dini bir öğrenim; orda da ne kadar doğru düzgün dini bir eğitim veriliyorsa artık. Çünkü daha insanların inandığı kitabın Türkçe'ye bir tercümesi yok, keza hadislerin. İmam efendi veya başka bir hoca, şeyh artık ayeti, hadisi ne ölçüde ne şekilde anlatırsa artik; garip Anadolu halkı da ancak o kadar vakıf olacak dini hakkında. Şeyh demişken kitaptaki köye gelen bir şeyh var. Kahramanımıza ballandira ballandira bu şeyhi anlatırlar. Kahramanimiz bu kişinin hikmeti nedir, hani hanginizi iyileştirmis iddia ettiğiniz doğrultuda şeklindeki köylüyü yoklamalari hep boşa çıkar. Çünkü Anadolu insanı bihaberdir, Şeyh bir şeyler anlatıyor ama ne anlatıyor; bilen, anlayan yok ki! Iki Allah dese iki de peygamber, tamam köylü için, daha ne ister ki! Şeyh köyden giderken üç beş azığını da bu şeyhe verip onu bir güzel yolcu ederler kitaptaki gibi. Bir de Ağalar var köylüyü boğazına kadar soyan, halihazırda zaten ezilen köylüyü daha da ezen... Velhasil cehalet kol geziyor.

Sonuç ne peki? Yunan'in ayak sesleri gelirken Ahmet Celal'in bu konudaki uyarılarına 'gelirse gelsin, bize ne hem zaten kötü bir şey yapmıyorlarmis' veya 'kaç gün duracaklar ki, biraz dururlar sonra giderler' gibi oldukça kayıtsız ve önemsemez daha doğrusu devlete ve en önemlisi kendilerine olan inançlarını kaybetmiş bir yığın insan! Yakup Kadri kahramanı aracılığıyla bu vahim tablodan tek bir tarafı sorumlu tutar: O Türk aydinidir. Köylünün demesiyle Yaban'ları. Yani yazar igneyi başkasına cuvaldizi kendine batir sözü doğrultusunda köylüye, Anadolu insanına iğne bile sokmaz aslında; igneyi de cuvaldizi da kendi halkına yabancilasmis hatta ondan bihaber ve kopuk Türk aydınına sokar.

Kitabın meşhur pasaji aslında birçok şeyin özetidir:

"- İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa’dan yana olmaz?
- Biz Türk değiliz ki, beyim.
- Ya nesiniz?
- Biz İslamız, elhamdülillah…"(#51918163)

İmparatorluğun ve İslamın toplum yapısı anlayışlarinin etkisiyle kökleri ile bağını unutur halde insanlar.. Milliyetçilik akımı insanlık için elbette yenidir. İnsanlar eskiden daha çok dinleri veya mensubu oldukları devletleri veya Krallarina kendilerine isnat ederek yasarlardi. Ama bu demek değildir ki kişi milliyetini hepten yok saysin, bunu unutsun. Zaten bu etmenlerden ötürü milliyetcilik ile geç buluşan Türk aydinı ve hiç bulusamamis Anadolu insanın ibretlik diyalogudur bu satırlar. Ve devamında yazar, kahramanina eğer savaş kazanilirsa biz bu çorak toprakları kazanmış olacağız sadece, millet mi, o henüz ortada yok ki, onu yeniden inşa etmeliyiz dedirterek önemli bir duruma parmak basar.

Ayrıca Yunanlilarin propaganda için attığı kâğıtlarda bize sanki şaka gibi gelen veya yazarın abartmasi gibi gelen ama birer tarihi gerçek olan durumlar vardır. Yunanlılar kendilerini kurtarıcı olarak gösterirler. Kimden? Mustafa Kemal ve çetesinden. Kime dayanarak? Halife ve padişah hazretlerine! Etrafta hocalar da dolanirlar bu tarz propagandalar için İstanbul'dan emir alan. Neyse ki Ankara'dan emir alan hocalar da vardı da onların da çabalarıyla bu Yunan'in peşine düşmüşlerin propagandalarina karşı halkı uyanık tutabilmisler.


Son olarak, bence Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu insanınin durumunu, psikolojisini ve Türk aydını ile Anadolu insanı/köylüsü arasındaki kopuklugu ve yabancilasmayi anlamak adına kesinlikle okunması gerekilen bir eserdir Yaban.

Ve son söz yine bu olsun:

"İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa’dan yana olmaz?"


https://youtu.be/Kuz24Yv4pE4


Keyifli okumalar
"Ben burada diri diri bir mezara gömülmüş gibiyim. Hiçbir intihar bu kadar şuurlu, bu kadar iradeli, bu kadar sürekli ve çetin olmamıştı."
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
İletişim Yayınları
Ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla başbaşa kalmak saatini dört gözle beklerim. Çünkü, bu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir.
- Kadınlarınız niçin yalnız benden kaçıyorlar?
- Yabansınız da ondan, beyim.

Bu “yaban” lafı, beni, önce çok kızdırdı. Fakat sonra anladım ki, Anadolulular, Anadolu köylüleri tıpkı eski Yunanlıların kendilerinden başkasına “barbar” lakabını vermesi gibi her yabancıya yaban diyorlar.

Bir gün… bir gün, onlara, ispat edebilecek miyim ki, ben bir “yaban” değilim? Benim damarlarımdaki kan onların damarlarında işleyen kandır. Aynı dili söylemekteyiz. Aynı tarihi ve coğrafi yollardan, hep birlikte gelmişizdir. (…)
"Bekir Çavuş;
-Biliyorum beyim sen de onlardansın emme.
-Onlar kim?
-Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar...
-İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşadan yana olmaz?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaban
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
214
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700060
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Yaban
Yaban
Yaban
Millî Mücadele sırasında Orta Anadolu'da bir köy. Tanzimat aydınının sosyo-psikolojik özelliklerinin uzantılarını taşıyan Ahmet Celal. Kendini kurtarıcı olarak gören, halkı eğitmeyi (ya da adam etmeyi) görev edinmiş, kafasında yarattığı gerçekle yaşanan gerçeğin çatışması sonucu "yaban"laşan tipik aydın.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edeiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri'nin 1910'dan 1974'e dek verdiği eserler Türkçe'nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri'nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920'lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati'den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu'nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir "panoroma"dır.

Kitabı okuyanlar 17.262 okur

  • Adnan DEMİRDAĞ
  • İdil
  • E
  • tuana toprak
  • Meryem SARI
  • Ahmet korkut
  • Ayşegül Doğan
  • Sahra K.
  • Erdem sever
  • Hypatia

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.3
14-17 Yaş
%12.5
18-24 Yaş
%25.5
25-34 Yaş
%27.8
35-44 Yaş
%17
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.2
Erkek
%32.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.2 (880)
9
%21.7 (759)
8
%24.7 (862)
7
%13.3 (465)
6
%5.7 (198)
5
%2.9 (102)
4
%1.1 (39)
3
%0.6 (22)
2
%0.2 (7)
1
%0.5 (18)

Kitabın sıralamaları