Yaban (Bütün Eserleri 1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
18.631
Gösterim
Adı:
Yaban
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
214
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700060
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Yaban
Yaban
Millî Mücadele sırasında Orta Anadolu'da bir köy. Tanzimat aydınının sosyo-psikolojik özelliklerinin uzantılarını taşıyan Ahmet Celal. Kendini kurtarıcı olarak gören, halkı eğitmeyi (ya da adam etmeyi) görev edinmiş, kafasında yarattığı gerçekle yaşanan gerçeğin çatışması sonucu "yaban"laşan tipik aydın.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edeiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri'nin 1910'dan 1974'e dek verdiği eserler Türkçe'nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri'nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920'lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati'den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu'nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir "panoroma"dır.
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU' NU " Y K K " FERMUARLARININ SAHİBİ SANMAK..

Uzun zaman önce başlayıp, sekmelere uğrayan ve bir türlü yazamadığım bir incelemeden daha hepinize selamlar ola .. Normalde bu incelemeyi yapmayı pek düşünmüyordum ama bazı incelemeleri ve altındaki yorumları okuyunca yazmazsam olmaz diye düşündüm .. Öyle akla mantığa sığmaz yorumlar okudum ki .. Yani bunlar, ya kasıtlı ya da bilgisizlikten böyle yazılıyor ..Düşünüp empati yapabilen insanların , hele hele inkilap tarihi okumuş kesimin bu yanlışları yapacağını düşünmüyorum .. Bu incelemeyi de Yakup Kadri ile yeni yeni tanışacak arkadaşlarımız için yapıyorum .. Kafalarında soru işareti kalmasın, bu güzide yazarımızı yanlış tanımasınlar diye yazıyorum ..

Bir kitabı okuyacağım zaman ,hele hele bir yazarı ilk kez okuyacağım zaman adetim olan bazı değişmez ön hazırlık koşulları ve kıstaslarım vardır .. Nedir bunlar ? Birincisi , yazarı tanımak .. İkincisi yazıldığı dönemi araştırmak .. Sadece tek taraflı değil her yönüyle araştırmak ..Gidip o dönemleri, tek taraflı olarak Mustafa Armağan' dan veya Yavuz Bahadıroğlu' ndan falan okursanız aşşağıda bahsedeceğim yanlışları yaparsınız .. Bu da kaçınılmazdır ..Hemen salça olacaklar için gerekli uyarıyı yapayım da sonradan papaz olmayalım ..Ben bu bahsettiğim şahıslar okunmasın diyenlerden değilim .. Aksine onları da okuyun hatta mutlaka okuyun ama bunları da okuyun diyorum .. Her daim söylüyorum , Aziz Nesin de aynı şeyi söylüyor : GERÇEKLER ZAMANA GÖRE DEĞİŞMEZ ! Sanırım ne demek istediğimi anladınız .. Kısaca o dönemin şartları ile minik bir girizgah yapalım ..

Bu bilgiler 1923 ' e ait .. Ona göre kafanızda o günün Türkiye' sini ve Kurtuluş Savaşı dönemini siz kurgulayın kukumanjerolar ...
Toplam nüfusumuz "13 milyon" .. Bu sayının 11 milyonu KÖYLERDE yaşıyor ..40 bine yakın köy var ve bu köylerin 37 bininde OKUL , POSTANE ve herhangi bir DÜKKAN YOK! 30 bin köyün ise, yani her 4 köyün 3 ünde CAMİ YOK... Traktör- biçerdöver ve modern tarımcılık bir hayal ..Atadan dededen görme kara düzen ve son derece verimsiz bir tarımcılık yapılıyor .. Karasabanın premium ligte birinci sırada olduğu dönemler .. Hal böyle olunca şekerden EKMEKLİK UNA , pirinçten en basit gıda maddelerine kadar herşey İTHAL..Sağlık sektörünü hiç saymayayım diyeceğim ama bilinsin ..Tüm vatan sathında 337 doktor , 60 ' a yakın eczacı var ..Bunlardan sadece 8'i Türk ..40 BİN KÖY İÇİN SADECE 4 EVET YANLIŞ OKUMADIN YAZIYLA DÖRT HEMŞİRE VE 136 EBE VAR.. Doğumdaki bebek ölüm oranı %40 .. Anne ölüm oranı %19 .. Haaa az daha unutuyordum .. Frengi ve sıtmalıların sayısı milyonları buluyor ..Bitlenmek son derece sıradan bir durum .. Ve trahom diye bir hastalık daha var ki onu ne sen sor ne ben söyliyeyim .. Bugün yok .. O yüzden pekçoğunuz ismini dahi yeni duyuyor .. Sonra açar google a sorarsın .. Tüm bu bilgiler ışığında okuma yazma oranının hesabını falan var gel sen yap,işin içinden sen çık canım kardeşim..Köylerde okuma yazma dahi bilmeyen şıh , hacı - hoca denen din bezirganları köylünün kanını emiyor.. KISACA MİLLETİMİZİN YOKLUKTAN , EĞİTİMSİZLİKTEN KIRILDIĞI DÖNEMLER...

YABAN çok değil, bu dönemden 2 - 3 sene öncesini anlatır ..O dönemin Türkiyesi' ne daha doğrusu , unutulmuş ve kaderine terk edilmiş Anadolu' ya , köylerimize , köylülerimize ayna tutar .. Okul yüzü görmemiş , okuma yazma bilmeyen insanlarımızı , onları kandıranları , işgal ordusu denen yunanı , onlarla işbirliği yapan kansızları anlatır ..Esas olayı budur ama Yakup Kadri olayın içine bir aşk hikayesi de empoze edip olayları önümüze bu şekilde servis etmiştir.. Çanakkale Savaşı' nda gazi olan bir Türk subayının Kurtuluş Savaşı sürerken Anadolu' ya gelişi ve çevresinde gelişen olaylardır özünde anlatılan.. Kurgu denebilir , hatta denmelidir ama romanda geçen olaylar birebir yaşandığı için yaşanmışlıkların romanı dersek de yanlış olmaz diye düşünüyorum .. Yaşanmışlıklar diyorum çünkü biz "Kurtuluş" için savaş verirken bu olaylardan çok daha fazlası yaşanmıştır .. Kitapta Yunanlılar geçtikleri köylerin üzerine uçaklardan Mustafa Kemal' in hilafet düşmanı olduğunu , padişah düşmanı olduğunu ,kendilerinin islamı kurtarmak için geldiklerini , mukavemet görmedikleri müddetçe halka zarar vermeyeceklerini , bu gelen ordunun Avrupa adlı bir kraliçenin emrinde olduğunu , islama hizmet ettiklerini anlatan bildiriler atmışlardır .. Bu anlattığım olayın aynını zaten yaşadık .. Dönemin şeyhülislamının verdiği fetvalar halen ortada duruyor.. Hatta yıllar sonra bile bu oyunu yaptılar ..Yunanlıları biliyorsunuz ki ingizliler giydirdi..Aynı ingilizler bir dönem prens charlesın sünnet olduğu haberini piyasaya servis ettiler.. Buna mütakipte prensin devasa boyutta bir Kuran önünde çekilmiş fotografları pompalandı tüm dünyaya .. Gülmeyin !! Bunlar gerçek ..Neyse devam edelim ..

1912 ve 1918 arası Türk edebiyatında millileşmenin zirveye oturduğu yıllar.Yakup Kadri ' de bundan nasibini sonuna kadar almış bir yazarımız ..Roman okunduğunda yazar kimi zaman köylüyü acımasızca eleştiriyor.. İlk kez okuduğum da ben de başlarında yahu neler oluyor diyip bir afallamadım dersem yalan olur .. Ki Yakup Kadri ' nin romanlarını okumazdan önce , tarih (özellikle inkilap tarihimiz ve siyasi yakın tarihimiz ) okuduğum dönemlerden dolayı kendisi hakkında yeterince bilgiye sahip biriyim.. Denmiş ki Türkiye aydınları genel olarak halkı aşşağılıyor ..Yakup Kadri ' de bunlardan biri ..Yaban' da bunun en bariz örneği.. Yahu arkadaşım siz şaka falan mısınız ?!?!? Nerenizle okuyorsunuz kitabı ? Hangi uzvunuzla ? Hangi organınızla ?!? Biri de çıkmış :

- "İşte efenim ben lisede okumuştum da .."
- "Eeee? "
- "Sonrasında gördüm ki bu halk o halk değil .."

YAPMA YAA!!!!

Hayırdır bilader zaman makinasına atladın da ,1920 lerde Anadolu köylerine mi gittin geldin ? Ölümsüzlüğü mü keşfettin ? O günden bugüne dek yaşadın da ona istinaden mi yazdın bunları ?

BAKIN ROMANDA NE DİYOR YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU :

"bunun sebebi türk münevveri (AYDINI!!), gene sensin! bu viran ülke ve yoksul insan kütlesi için ne yaptın? yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde kara toprağın üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.

anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. bir kafası vardı, aydınlatamadın. bir vücudu vardı, besleyemedin. üstünde yaşadığı bir toprak vardı, işletemedin. onu behimiyetin, cehlin ve yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. o, kara toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. ne ektin ki ne biçeceksin? bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? tabii ayaklarına batacak. işte her yanın şerha şerha kanıyor ve sen acıdan yüzünü buruşturuyorsun. öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir."

Romanın YABAN ismi ile yayınlanması tüm şu yukarda bahsettiğimiz muhabbet göz önüne alındığında gayet manidardır.. Yaban , söz konusu insanların arasına sonradan gelip yerleşen Türk subayının köylülerce kendisine verilen adıdır .. Yakup Kadri ' de ilkin karakterin kendi bakış açısı ile kimin yaban olduğunu sorgular .. Sonrasında iç hesaplaşmasını yapar .. Haklıyı haksızı birbirinden ayırır .. Şu alıntıyı romanda okumasına rağmen gelip zırıl zırıl ağlamak - açıkça söylüyorum- AKILSIZLIKTIR! İZANSIZLIKTIR! TUTARSIZLIKTIR!

Şimdi ben soruyorum ;

İşbu romanı doğru düzgün okumadan aydınımız milleti aşşağılıyor diyenler mi , yoksa romanda cahil bırakılmış toplumun arasına sonradan giren , halk arasında ötekileşen karakterimiz mi YABAN ?

Birkez daha söylüyorum ..Ne okuduğunuzun bir önemi yok ..İSTEDİĞİNİZİ OKUYUN CANIM KARDEŞİM! Yeter ki romanı GÖ"Z"ÜNÜZLE okuyup , BEYNİNİZİ çalıştırarak yorumlayın .. YOKSA YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU' nu , BAŞ HARFLERİ KISALTILINCA ORTAYA ÇIKAN "YKK" HAFRLERİNDEN MÜTEVELLİT BU FERMUAR MARKASININ KURUCUSU VEYA SAHİBİ SANMANIZ İÇTEN BİLE DEĞİL ..

"ROKET" aromalı bir incelememizin de böylece sonuna geldik .. Esen ve İŞSİZ kalınız sevgili kikirikler !!

Elzem linkler ..

YKK fermuarları : https://onedio.com/...de-ykk-yazar--509597

bonus parca : https://www.youtube.com/watch?v=bJNiMNUSrw8
Kitabı okudum ve her okuduğum kitap sonrası olduğu gibi sıra geldi düşünmeye ve kitap üzerine bir şeyler karalamaya; kendi zihnimdeki, insan, insan psikolojisi ve toplum kavramlarını irdeleyerek naçizane fikirlerimi belirtmek isterim. Öyle ki zihnimin içi birbiri arası tezat oluşturan düşüncelerle, ayrışmalarla ve çelişkilerle dolu. Tam bir paradoks hali!

Öncelikle kitabın içeriğinden bazı bilgiler aktararak yazıya başlamak, zannediyorum ki düşüncelerimi ifade etmem açısından kolaylık sağlayacaktır. Yazar, 1. Dünya Savaşı sonrası (1914), İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalan ve Çanakkale Savaşında sağ kolunu kaybetmiş bir subayın, İç Anadolu’nun ücra bir köyüne yerleşmesini, köyün halkını, dönemin tarihi olaylarını ve önemli insanlarını keskin psikolojik tahlillerle yansıtmaya çalışıyor.

Şimdi, bu roman takdir edersiniz ki bir kurgu romanıdır. Peki bu romanın amacı nedir? Bu soruya algılayabildiğim ölçüde yanıt vermeye çalışacağım; bana göre amaç, dönemin insanlarını bilinçlendirmek ve bu insanlar arasındaki ayrışmaları ortadan kaldırarak bir diriliş hareketiyle Anadolu’yu düşman askerinden kurtarmak veya püskürtmektir. İşte bu noktada bana ışık tutan en önemli ipucu ise, amaca yönelik kurgulanan olay örgüsünde; bir İstanbul aydını olan kitap kahramanının kalkıp, neredeyse yeryüzündeki varlığını unutturmuş bir köye yerleşmesi ve bu yörenin insanlarını anlatmasıdır.

Yazar tarafından çizilen yöre halkının profilleri şayet doğru ise üzülerek belirtmek isterim ki toplum olarak bir adım dahi ileri gidememişiz demektir. Nasıl ki şu an medyanın bize verdiği gibi düşünüyor, konuşuyor ve eylemde bulunuyorsak o zamanda durum farklı değilmiş. Nasıl ki şu an çıkarlarına göre hareket eden insanlar varsa o zamanda varmış. Nasıl ki şu an din, devlet millet elden gidiyor naraları atan insanlar varsa o zamanda varmış ve o dönemde olduğu gibi felaket gelip bizzat evimize, ekmeğimize, namusumuza dokunmadığı sürece anlayamayacağız. Her şeyimiz elden gittikten sonra onlara muhtemelen Zeynep Kadının da dediği gibi “Alın, bir tek canımız kaldı onu da alın!” diyeceğiz, ancak her şey gittikten sonra kalan canın bir hükmü kalacak mıdır bilmem!

Toplumun bireyleri olarak çeşit çeşit rollere büründüğümüzü artık daha net anlıyorum. Zengin rolünde olanlar var mesela; bir vampir gibi insanların kanını emen ve bu kana susamışlığı gitgide, her geçen gün daha da artan modeller. Sorsan; “Ben olmasam aç kalır bu insanlar.” Der ve işin içinden bir güzel sıyrılır. Ben, bu zengin rolünü fevkalade oynayan insanlara kızmıyorum. Benim asıl kızdığım, rol çalan zengin yalakası insan tipleridir ve işte bu insanların varlığı ve gücü; benim nezdimde bir toplumu yok etmeye yetecek kadardır. İşte bu insanlar, o zenginlerden daha katı, daha acımasız ve daha bağlıdırlar “Roller Sistemine”. Sakın ola ki bu sisteme karşı çıkmayınız. Sizi bir böcek gibi ezmeye kalkarlar ya da vatan haini ilan edebilirler. (Böcek demişken buradan koca yürekli Gregor Samsa’ya selam olsun!) Hal böyleyken insan yaradılışında; Hayriye Hanımın; Aman Ali Rıza Bey tadımız kaçmasın’ı vardır. Bu anlamda içinde bir karşı dik duruş kıvılcımı yanan insanlarımız bile artık geri adım atar ya da içinde bu düşünceyi yok eder oldular. Vaziyet böyle olunca da hiyerarşinin alt kısımlarına doğru inildikçe tutuculuk ve fanatiklik doruk noktalara ulaşması kaçınılmaz oldu ve olmaya da devam ediyor. Bir anlamda aşağıda sefalet, kaos, kavga hüküm sürerken üst tarafta ise bir Sefahat peyda oldu,oluyor ve ne yazık ki olmaya da devam edecek...

Kitap, genel anlamda güzel yani, hani derler ya manidar, evet manidar bir kitap bu Yaban. Her ne kadar yazarın kadına bakış açısını ve ona yüklediği anlamları beğenmesem de tavsiye edebileceğim bir kitap. Ve son olarak okudukça düşünmeye, düşündükçe zihnimin labirentlerinde kaybolmaya devam ediyorum. Bir gün mutlaka bir çıkış yolu bulacağımdan eminim. Zahmet edip okuyan herkese teşekkür ederim.
  • Fatih Harbiye
    7.8/10 (1.312 Oy)1.130 beğeni6.742 okunma431 alıntı19.535 gösterim
  • Yaprak Dökümü
    8.0/10 (961 Oy)837 beğeni5.861 okunma251 alıntı16.109 gösterim
  • Sergüzeşt
    7.7/10 (1.202 Oy)965 beğeni6.456 okunma709 alıntı18.020 gösterim
  • Denemeler
    8.6/10 (1.804 Oy)1.805 beğeni6.945 okunma4.959 alıntı30.527 gösterim
  • Beyaz Gemi
    8.3/10 (2.006 Oy)1.846 beğeni7.139 okunma811 alıntı29.439 gösterim
  • Kaşağı
    8.1/10 (714 Oy)611 beğeni5.476 okunma92 alıntı16.788 gösterim
  • Vadideki Zambak
    7.9/10 (1.356 Oy)1.251 beğeni6.087 okunma2.882 alıntı39.479 gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (1.634 Oy)1.674 beğeni5.881 okunma1.007 alıntı28.887 gösterim
  • Şu Çılgın Türkler
    8.8/10 (1.647 Oy)1.508 beğeni5.795 okunma358 alıntı25.665 gösterim
  • Eylül
    7.6/10 (1.103 Oy)957 beğeni5.600 okunma742 alıntı22.587 gösterim
Bir kolunu savaşta kaybedip, arkadaşının tavsiyesi ile bir köye yerleşen Ahmet Celâl. Herkes tarafından dışlanan, onun kitap okumaları, diş fırçalaması, saçını taraması tuhaf geldiği için köylülerin gözünde o bir yabandı. Kitabın ismi de buradan geliyor.
Herşeyi önceden tahmin etmesine rağmen hiç kimse kulak asmamış ve savaş sonrası köyde yaşanan felaketleri okurken sayfalar akıp gidiyor. Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum.
Bir köy romanı aynı "Toprak Ana" gibi
Savaşın olduğu bir zaman diliminde aynı "Toprak Ana " gibi...

Kahramanımız bir asker Batı'ya düşman değil  (!) Batı'ya hayran ...
Topraklarına göz diken ve savaşın kaybedilmesine sebep olacak herkese düşman bir asker.

 Mecburi olarak geldiği  köyde  gördükleri ,duydukları, yaşadıkları karşısında  , derdi büyük  bir aydın olmuştur artık.

 Millet topyekun Kurtuluş Savaşı  verirken birileri kitaplara sığmayacak  kadar fedakarlığı kahramanlığı yaparken ,birileri ise kendi canının, bırak canı kendi  malının ,toprağının ,parasının  derdine düşecek.

Ahmet Çelebi 'nin bu derdini doğru anlamışsanız eğer sizde içinizden Salih Ağa'ya  ve onun gibilerine  kızacak öfkeleneceksiniz.

Ve anlayacaksınız ki kazanılması  gereken sadece düşmana karşı savaş değil ;
cahilliğe , bağnazlıga , yobazliga bencilliğe , menfaatperestliğe karşı da bir savaş  verilmeli ve muhakkak  kazanılmalıymış.

Roman , köydeki karakterleri bize gösteriyor  ama ülkenin her yerinde mantar gibi türeyebilecek cinste .
Ve bunlar toplum  içerisinde kanser hücresi gibi tesir edebilmekte.

Bir milletin etrafı düşmanlarla çepeçevre sarıldığında bile duygu ve düşüncede birlik olmaması ne kadar üzüntü verici...

Kahramanlıkları ile övünen bu millet içerisinde, ne yazık ki ; zafere gittikleri yolda birileri her türlü fedakarlıklığı yaparken,  oyun bozanlik yapanlar , fitne fesat çıkaranlar ,
zafer kazanildiktan sonra nasıl da araya karışıp  hamaset  nutukları attığına şahit oluyorsun. 

Önce  bu karakterdeki haysiyet yoksunu kişilere  kızıyorsunuz ama -kitabın en can alıcı yeri işte burası - problemin kaynağı ne Salih Ağa , ne Şeyh Yusuf ne muhtar  ne de imam ...

İhmal edilen bir millet olmuş ve artık onlara kızmayı bırakıp onların hallerine acıyorsunuz.

Sorumluluk duysunu iliklerine kadar hisseden Yakup Kadri  yeni bir ülke kurulurken geçmişten dersler çıkarılsın diye problemi tüm çıplaklığıyla hem zamanın aydınlarına hemde  halkın kendisine göstermiş.
Yakup Kadri  kabahati  aydınlarda buluyor ve göreve çağırıyor.

Ama ne yazık ki yıllar geçmesine rağmen  ne hasta hastalığını kabul etmiş,
ne de doktorlar hasta ile ilgilenmiş.
Ya doktorum diye ortalıkta gezip hastaya yanlış ilaçlar verip onu
körcahil ,hamyobaz halindeki bir canavara dönüştürenlere ne demeli ...
 
Duygularınız ile birlikte düşünce dünyanıza yepyeni pencereler açacak bir roman...
Herkese günaydınlar 1000Kitap sakinleri …
Yaban; benim ilk Yakup Kadri deneyimim oldu. Bir eseri, yazarı daha tanıdım bu kitapla. Size de inşallah elimden geldikçe bu roman ve yazar hakkında bilgi vermeye çalışacağım.

Öncelikle yazarın üslubu gayet akıcı, sade ve edebi yönü çok kaliteli. Romandaki karakter tahlilleri, tasvirlerle ve yazarın gerçekçi üslubuyla bütünleşmiş. Kısacası karakterler göz önünde canlanıyor.

Kitap hakkında konuşacak olursak roman 1. Dünya Savaşı yıllarından başlayarak Sakarya Meydan Muharebesi'ne kadar olan zaman içinde yaşanıyor. Mekan olarak İç Anadolu Bölgesi'nde Haymana dolaylarında Porsuk Çayı civarında bulunan son derece bakımsız, unutulmuş, eğitimsiz bir virane bir köy içerisinde geçmekte. Aslen İstanbul çocuğu olan roman kahramanı Ahmet Celal Çanakkale Savaşı sırasında cephede bir kolunu kaybetmiştir. İstanbul’un işgal altında olması ve emir erinin daveti üzerine romanın geçtiği köye göçmüş, göçtüğü köydeki insanlarla arasındaki yaşantıyı ele alan bir romanı oluşturuyor. Ön planda köy yaşamı anlatılmış olsa da arkada aslında milli mücadele ile ilgili bilgiler veriliyor.

Kitabın konusuna geldiğimizde ise Milli Mücadele döneminde ve Kurtuluş Savaşı sırasında bir Anadolu köyünde; köylüleri, köyün durumunu ve milli mücadeleye ilişkin tavırlarını anlatırken; Türk aydını ve köylüsü arasındaki uçurumu da romana ismini verecek şekilde betimlemiştir. Daha fazla derine girip spoiler vermek istemiyorum. Cehaletin nelere yol açabileceği romanı okuyunca çok iyi anlayacaksınız. İşgalin bütün çirkinliklerini çok iyi anlatılmış. Final bölümüne aşkı da yerleştirmiş yazar.

Yazar dönemin toplumuna çok ağır eleştirilerde bulunmuş. Bu ağır eleştirilerinden dolayı kendisi de nasibini almış. Çoğu yorumlarda “bu kadar da değildir.” “yazar çok abartmış” denildiğini okudum. Biraz araştırmadan sonra az da olsa katılıyorum. Ama o dönemin cahil ve eğitimsiz halkını da göz önüne almak da gerekli. Zaten yazar aynı zamanda köylüleri bu durumdan dolayı çok suçlu bulmayıp onları her alanda geri bırakan aydınları ve imparatorluğu alttan alta eleştirmiştir.

Tavsiye ediyorum. Okunması gereken bir eser. Başlarda sıkılabilirsiniz ama sabredince Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele yılları gözünüzün önüne gelecek. O zamanları öğrenmek isteyenler mutlaka okumalı.
Herkese iyi okumalar…
Yazarın edebi yönü çok güçlü fakat kötü kadının ismi neden Cennet? Köy halkı neden bu kadar cahil ve korkak? Köye gelen şeyh neden bu kadar sahtekar? Çok karamsar, kötü bir tablo çizilmiş. Kurtuluş savaşı kahraman askerlerimizle, fedakar köylü insanlarımızın gayretleri, imanları ile kazanıldı. Neden bunlardan bahsedilmiyor?
Yaban; Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun kaleme aldığı, Milli Mücadele dönemi köy ahalisinin durumuna ve tutumuna ayna tutan bir eserdir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu 'nun ''Yaban'' ı romanımızın ilk özgün örneği, ilk başyapıtıdır. Romanda başta köylünün umursamaz tavrı dikkat çekerken, sonunda aslında böyle olmadığı anlatılmıştır. Sonda yer alan bu mesajı direkt almak mümkün değil, ancak dikkatli okunduğunda bu sonuca kolaylıkla erişilebiliyor. Keyifli okumalar dilerim..
Yakup kadri'nin kurtuluş savaşı gözlemlerinden ve "Anadolu Tahkik Komisyonu" ile çalıştığı zaman yazdığı, milli mücadelede kolunu kaybetmiş bir aydının köye yerleşmesi ve aydının gözünden köy halkının milli mücadeleye ve savaşlara bakışını anlatan, çarpıcı betimlemeleri bol, insan tasvirinden çok, objektif betimlemelerin, duygu ve ruhsal çözümlemelerin oldugu bi kitap. Okurken halk ne kadar cahilmiş diyebilirsiniz. Ama yakup kadri halkın bu durumı için bize, günümüzdeki insanlara ders niteliğinde cevap veriyor kitapta:"Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın.. O katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki ne biçeceksin? "
Okurken hiç sıkılmadım. O dönemi ve insanını anlamak adına objektif yazılmış bir kitap. Tavsiye ederim️
 I. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde köylüleri, köyün durumunu ve milli mücadeleye ilişkin tavırlarını anlatmaktadır...
O zaman ki şartlarla milli mücadelenin ne zorluklar altında yürütüldüğünü ve bunu yaparken de tek düşmanla değil içimizdeki hainlerlede, cehaletle de savaşildigina örnek olacak iyi bir roman.
Cehaletin insanların başına çok kötü işler açabileceği ve cahil kalmış insanların sağlıklı düşünemeyeceği vurgulanmıştır. Öyle ki bu durum milli duyguları dahi köreltebilmektedir.
halkın ne derecede cahil olduğunu, ağaların halkın üstündeki baskısını ve zulmünü ; köye yeni gelen ve yabancı olan bir aydın tarafından görülüp elinden geldiğince bu baskının ve zulmün etkisini azalttırmaya çalıştığını, zaman zaman da olsa işin romantik kısmına geçildiğini ancak umulan sonucun bulunmamasıyla birlikte tekrar aydının kendi kabuğuna dönmesiyle devam eden, cahil olan Anadolu halkının, sömürülen Anadolu halkının köye gelen yabancı aydın tarafından zamanla aydının çabalarıyla bir şekilde bilinçlendirilmesiyle konusuna güç katan, çok çarpıcı betimlemelerin yapılmasıyla birlikte okuduğunuz durumun gözünün bir an bile önünden gitmeyeceği bir sahne yaratmasıyla kendi sahnesinde devleşen, en sonunda ise beklenilen o düşman saldırılarının köydeki tüm tabuları yıkmakla birlikte, baş kahramanımız olan Ahmet Celal´in gönlünü kaptırdığı Emine´yle köyden uzaklaşmasıyla biter :)
Yangında öncelikli kurtarılacak rafına özenle yerleştiriyorum kitabi. Ankara ve anamin kitabinin tam ortasina. Çok güzel bir anlatımı var. Türkçe'nin en mükemmel örneklerinden biri. Anadolu köylüsünü şöyle ezmiş, böyle küçük düşürmüş demek için ya kitabi okumamak gerekiyor ya da yakup kadrinin şahsına karşi kinci bir tutumun olmasi gerekiyor Kusura bakmayın valla kitabi algilayamamişsiniz. Ahmet cemil ve yakup kadriyi birbirine geçirmişsiniz. Türk köylüsünü ezip elitistini şakşaklayan biri olduğunu düşünmek için sodom ve gomore den bihaber olmak lazim. Yakup kadri bu romanda istanbullu aydin ve elitistleri şamar oglanina çevirmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında yazilan bir kitabi 2000li yillara göre degerlendirmek ne kadar dogru? Yunanlilarin para diye verdikleri kursun kalemle yazılmış muskaların içinde yazanları gercekten birileri koynunda taşidi. O zamanda gercekten birileri Avrupa isimli bir kraliçenin varligina inandi. Evet kurtuluş savaşı yine Anadolu köylüsunun omuzlarinda yükseldi ama kitaptaki gibi karakterler de vardı. Dünyanin her yerinde de varlar.
Gerçi son zamanlarda ülkeyi yunanlilarin işgal etmedigini falan söyleyen kiytirik tarihçiler belirdi. Neyse izmirin suları şahit
Hay Allahim sabir ya...
Kitap güzeldi okunması gereken kitaplardan birtanesi kütüphanenizde olmalı bu kitap. Kitap köylü kızıyla, şehirli kızından bahsediyor bazı kısımlarda. Savaş esnasında köylülerin mîllî mücadeleye karşı tavırları anlatiyo hocalar üfler okur cahil köylüler hocanın sözünden çıkmaz günümüzde halen böyle, Türklerin en hasas bölgesi Din Köyün Ağası da acık gözlüdür olan cahiliyete oluyor, Şehirden Köye göçen subay köydekiler onu benimsemiyor ve yabancı görüyorlar Savaşta kolunu kaybetmistir tek koludur köye geldiğinden beri uğursuzluk getirdiği sanılıyor."tek bir hattası var bence köylülerin pasif olarak gosterilmiş katilmiyom buna kadın, erkek, yaşlı ve çocuk çolukla düsmana karşı çıktık burda susan ve düşmandan kaçan korkan bir gezinti veriyo ama kitap mükkemel ;)."
"Bekir Çavuş;
-Biliyorum beyim sen de onlardansın emme.
-Onlar kim?
-Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar...
-İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşadan yana olmaz?"
Kah zihnimi büyük ve önemli şeylerle işgal ederek, acımı unutmaya çalışıyorum. Kah okuyorum, okuyorum, okuyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaban
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
214
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700060
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Yaban
Yaban
Millî Mücadele sırasında Orta Anadolu'da bir köy. Tanzimat aydınının sosyo-psikolojik özelliklerinin uzantılarını taşıyan Ahmet Celal. Kendini kurtarıcı olarak gören, halkı eğitmeyi (ya da adam etmeyi) görev edinmiş, kafasında yarattığı gerçekle yaşanan gerçeğin çatışması sonucu "yaban"laşan tipik aydın.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edeiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri'nin 1910'dan 1974'e dek verdiği eserler Türkçe'nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri'nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920'lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati'den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu'nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir "panoroma"dır.

Kitabı okuyanlar 6.414 okur

  • Utkuhan Çavuşoğlu
  • özge m
  • Gülperi Celep
  • Merve Aslan Aydın
  • Ezgi inci
  • biraz yazar çokça okur
  • Esra Şahingöz
  • Betul
  • Sevtaç Bülbül
  • Hüseyin KÜPELİ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.3
14-17 Yaş
%12.5
18-24 Yaş
%25.5
25-34 Yaş
%27.8
35-44 Yaş
%17
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.2
Erkek
%32.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.9 (332)
9
%22.4 (298)
8
%25 (333)
7
%12.8 (171)
6
%6.6 (88)
5
%3.2 (43)
4
%1.1 (15)
3
%0.9 (12)
2
%0.3 (4)
1
%0.7 (9)

Kitabın sıralamaları