Sodom ve Gomore (Bütün Eserleri 11)

·
Okunma
·
Beğeni
·
10279
Gösterim
Adı:
Sodom ve Gomore
Alt başlık:
Bütün Eserleri 11
Baskı tarihi:
Mart 2015
Sayfa sayısı:
311
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700497
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
İmparatorlukların çöküşü ve kurtuluş savaşı arasındaki İstanbul anlatılmaktadır. Esasında Yakup Kadri Karaosmanoğlu İstanbulun bir kısmını ele alıp tüm İstanbula lanet okuyor Yurt işgal altındayken, Anadoluda büyük zorluklar içerisinde yaşam savaşı veren halk İstanbulda yaşayan yüksek sosyetenin yaşamının büyük bir bölümünü oluşturan eğlence, eğlence sırasında yaşanan ahlaksızlıklar ve bunun sonucunda gelişen karmaşık olaylarla büyük bir tezat oluşturmaktadır.Kısacası ülkenin bir kısmı ağlarken diğer bir kısmı gayet rahat bir şekilde gülebilmektedir. Bu olay Leyla Nejdet arasındaki ilişki ve çevredeki insanların yaşamlarıyla anlatılmaktadır.
311 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

"Gaz" teciydi... ingiliz finosuydu! Köpekliğin , arsızlığın , haysiyetsizliğin , VATAN HAİNLİĞİNİN , DÖNEKLİĞİN , HAYASIZLIĞIN SÖZLÜK KARŞILIĞI İDİ !! vahdettin ile beraber ingiliz MUHİPLERİ ( ingilizi KÜÇÜK "MUHİPLERİ" BÜYÜK YAZDIK Kİ BUNUN BİR SEBEBİ VAR !!) cemiyetini kurdu ... Muhipin anlamını şimdiki yeni nesil pek bilmez .. Ben söyleyeyim .. DOST demek .. İngiliz SEVİCİYDİ...YALAKANIN en önde gideni , bayraklı, flamalısıydı bu şahıs ...Satılmıştı!! ÇANAK yalayandı .. "Avrupa ile kim başa çıkmış ki biz çıkalım , Asyalı halktan böylesi çıkmaz" diyen bugün ki "yes be annemcilerin" AĞA BABASI idi.. Liboşların atasıydı .. Mustafa Kemal' den nefret ediyordu .. "Ona el uzatmak eşkiyanın elini sıkmaktır... Derme çatma bir ordu ... Vuruşup duruyorlar .. Oysa ne demiş arap : galibin dediği olur" kıvamında makaleler döşeniyordu .. Biz yoksulluk içinde yoktan var edip köylerden pullukları sabanları hatta ve hatta çatalı bıçağı toplayıp eritip tüfeğimize SÜNGÜ yaparken , yuvasında MAKİNELİ TÜFEK bulunan bir siper için bir bölük askerimiz ölüme koşarken , çiftcinin , köylünün her 2 öküzünden birini orduya alıyorken yokluktan ve Anadolu da MEHMETLERİN BİRER BİRER TOPRAĞA DÜŞTÜĞÜ GÜNLERDE "Çanlarına ot tıkanıyor, moralleri pek düşük , çoğu yalınayak , teçhizatları noksan , gerçi birkaç kamyonları var ama hepsi kullanılmaz halde ,motorları bozuldumu tamir edilemiyor , yakıtları yedek malzemeleri- parçaları yok , taşıma için mandaları var ..Mustafa Kemaller hiçbir işe yaramaz.. Hamdolsun sayıları azdır , kangrenli kol gibi kesip atmalı bunları" kıvamında yazılar yazıyordu.. Hatta ve hatta , "Ey müslüman kardeşlerimiz , milli teşkilata aldanmayınız ! Bolşevik kafası taşıyan yurtsuz serserilerdir bunlar ..Bu millici mahluklar kadar başları ezilmek ister YILANLAR hayal edilemez, düşman ondan on kat iyidir" kıvamında yazılar kaleme alıyordu.. Senin anlayacağın canım kardeşim HAİNLİKTE bir dünya markasıydı .. Bedelini ÇOK AMA ÇOOOOK ağır ödedi .. Bayrak gibi göndere çekiverdiler onu .. Linç edildi.. İsmi mi? İsmi ali kemal idi ! Neyse ki "SARIŞIN KURT" hızır gibi yetti !! KAĞNI KAMYONU DA, YEDİ DÜVELİ DE YENDİ !!!

Vatanımız işgal edilmiş , düşman cizmeleri Anadoluyu çiğniyorken bu sakat zihniyetin bir de seyreltilmiş hali mevcuttu o günlerde .. MANDACILAR.. Şimdi burda yazınca bir kısmınız zıplayacak yerinden .. halide edip adıvar bu tayfanın başında gelen isimlerden biri idi. Bu tayfa, yüzyıllardır hür yaşamış bu milletin , kavimlere göç ettirmiş , tarihi yazmış birebir şekillendirmiş bir ulusun, ingiliz ve abd mandası altında yaşamasını savunuordu.. Gördüğün üzere keşmekeşliğin zirvesi idi o günler .. Diyeceksin ki bana bunları niçin anlatıyorsun.. O günleri bil diye anlatıyorum canım kardeşim .. Çünkü roman o dönemlerde geçiyor .. Bu tayfanın top koşturduğu İstanbul'da geçiyor ..

İngiliz İstanbul' a ayak basmış .. VATANIMIZ , BAYRAĞIMIZ, TÜM MUKADDES SAYDIĞIMIZ DEĞERLERİMİZ ağır hakaret ve tehdit altında..Vaziyet bu iken bir kısım sözde elitin işgal kuvvetleri ile yaşadığı çok çok ağır ve "sakat" ilişkilerin öyküsüdür bu kitap..Ne olduğunu unutup ne oldum budalası olanların Sodom ve Gomorra kavimleri üzerinden anlatılan öyküsüdür .. MAHALLE YANARKEN SAÇINI TARAYANLARIN ÖYKÜSÜDÜR .. Sahi kimdi onlar ?
311 syf.
·3 günde·7/10
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Kiralık Konak adlı eserini çok severim. Hakkı Celîs de bütün geliştirilememiş yönleriyle yine de hatırası güzel bir edebiyat karakteri benim için.

Yazarın "Yaban"ı muhteşem, "Hep O Şarkı" adlı eseri de insanı tebessüm ettiren bir eserdi. Sodom ve Gomore'yi uzun zamandır okumak istiyordum. Tatile denk gelen hastalık süreci içinde kitabı bitirmek nasip oldu.

Kitabı beğendim. Her şeyden önce yazarın anlatımını, üslûbunu beğeniyorum; diğer kitaplarındaki gibi bir tadı var bu kitapta da anlatımının. Adını saydığım kitaplarda da bu kitapta da aynı lezzet, aynı tat var. Bu üslûp, söyledikçe akan, yuvarlanan, akıp giden bir anlatım; diyaloglar asla sırıtmadığı gibi, hiç bir bölümde bir önceki ya da sonrakine göre bir kopma hissi hissedilmiyor. Sanki yazar bir oturuşta yazmış gibi romanı. Oysa 1927-1928 yılları arasında yazmış kitabı Yakup Kadri.

Eser, İstanbul'un işgali sırasında yabancıların ve türklerin yaşadığı ahlâksız ilişkiler üzerinden sodom ve gomore'ye yani Lût kavminin helâkına işaret ediyor. Kendi özünü kaybetmiş ya da bundan vazgeçmiş insanların kendi ülkelerini işgâl etmiş insanlarla kurduğu bu bayağı ilişkiler kitap boyunca sürüyor. Kitaptaki yabancı karakterler türlü cinsel maceralar yaşayan, ahlâki yönleri gelişmemiş insanlar; ancak yazar bu karakterleri geliştirerek derinlikle kişilere dönüştürmek yerine basit, bayağı, iğrenç seks düşkünü, dalavereci tipler olarak çizmiş, yine de Captain Read gibi bir kaç istisna da mevcut. Bu klişeler görevini yerine getiriyor ve bizi tiksindiriyor, ama ne kadar gerçekçi bir his veriyor onu bilemiyorum. Kadın garson yerine erkek garson isteyen, erkeklerin kucaklarına oturan erkekler; amerikalı bir kadınla eşcinsel ilişkiler yaşayan nermin karakteri, azize hanımın hemen subay marlow'a tav olan kocası; özellikle de önceden teheccüd namazlarının kılındığı odanın içinde kırbaçların, maskelerin, kostümlerin olduğu bir seks fantezisi odasına dönüştürülmesi gibi garip ve sıklıkla tekrar edilen, ve yazarın tiksintisini açıkça belirttiği olaylar beni biraz şaşırttı, bu kadar klişe fazla geldi açıkçası... Bu kadarı gerçeklik duygusunu zedeliyor çünkü. Yazar bu tiplemelerle onlardan nefret etmemizi sağlıyor, öte yandan necdet, marlowe, leylâ ve sair bir kaç karakter üzerinden de bu dengesizliği düzeltmeye çalışıyor. Zaten bu sayede eserin olumlu bir şekilde denge sağlayabildiğini düşünüyorum.

Eserin en çok sevdiğim bölümü Necdet'in İstanbul'un ne olduğunu anladığı o kısım oldu. Yakup Kadri, kitabın son kısımlarında daha politik bir dille meseleleri çözüme kavuşturuyor. Bu son bölümde karakterlerimiz ülkenin kaderine paralel bir şekilde seçimlerinin sonuçlarıyla yüzleşiyorlar. Necdet karakterini çok sevemesem de yaşadığı buhranın onun ruhunu ne kadar acıttığını anlamak kitabın başından sonuna mümkün. Kitabın esas mazlumu İstanbul'un, Necdet'in onun yani şehrin aslında ne olduğunu anladığı kısımdan itibaren ağırlığı artar bir vaziyette kendini görünür kıldığını, son bir ya da iki bölümde ise üzerindeki lanetten kurtulmayı başaran ya da ümit eden bir karakter olarak karşımıza dikildiğini görmek de güzel.

Sonuç olarak; Sodom ve Gomore okunması gereken önemli bir edebiyat eserimiz. Ülke işgâlinin insanların cinsel davranışları ve onların düzgün ya da yanlış şekilde yaşanması üzerinden anlatılması bana ilginç geldi, bunun altında ahlâkçı yargılamalar olduğunu da düşündüm; ancak bütün bunların eserin iyi bir eser olmasını engellemiyor.

herkese iyi okumalar.
311 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
İşgal yıllarının istanbul'unu konu edinen Sodom ve Gomore, Yakup Kadri'nin romanları arasında zaman bakımından Hüküm Gecesi'nin devamı sayılır. Mütareke döneminin çürüyen çevrelerini, kokuşmuş kişiliklerini konu edinen roman sanki bir zaman diliminde geçiyor duygusu yaratsa da, olayların ardında işgale karşı oluşan bir kinin "isyanla mayalanan bir ruhun" geliştiği görülür. Batı hayranı Türkler'i alafrangalığa özenen züppelerin, emperyalistlerle işbirliği içinde olan kesimlerin, işbirlikçi burjuvaziminin yeraldığı geniş bir panorama olan Sodom ve Gomore'de Karaosmanoğlu romanını örerken bir anlamda Tanrıların gazabından yararlanıyor.
311 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Yakup kadri bu romanında 1.dünya savaşını kaybeden osmanlı devletinin başkenti istanbulu İngiltere, fransa, italya olan işgalci devletlerle olan süreci ele almıştır. Gerek osmanlı aileleriyle gerek azınlıklıklar olan münasebetleri, çarpık ve sapkın ilişkilerini anlatmaktadır. Bu işgalci devletlerinin vatanımzda nasıl görkemli şaşalı yaşadıkları hayat sürdükleri anlatılmaktadır.
Yakup kadri göstermek ve anlatmak istediği, işgalcilerin eserde anlatılan tüm olayları, yaparken aslında yaşadıkları toplumda, bu yapmalarına izin verecek, müsamaha gösterecek sözde sosyete sınıfı diye adlandıran işgalci yanlılarının çanak tutmasınıda gün yüzüne çıkarıyor. Ve yerden yerede vuruyor. O dönemin istanbulunu yansıtan üzüntü kızgınlık ve utanç verici olaylarını cok güzel dile getirmiştir..
311 syf.
·Puan vermedi
Sınav için sınıfça okumuştuk çoğu terbiyesizce yok saçma vb. bulduysada bence batılılaşmanın çok güzel anlatıldığı bir kitap... Okumanızı öneririm..vesselam
311 syf.
Öncelikle bu kitaptan çok etkilendim. 19 Mayıs günü bence okunmaya değer romanlardan biriydi. İstanbul'un işgal yıllarındaki halini anlattığı için en başta değerliydi benim için daha önce çok tarih okumuş dinlemiştim. ama bu açıdan hiç bilgim yoktu bunu fark ettim.
.
Sodom ve Gomore nedir?
İncil'de Tevrat'ta ismi geçen lanetlenmiş şehirler.. Ben Kuran'da
da bahsi geçtiği üzere bahsetmek istedim. Nette böyle bir bilgiye rastladım. Daha önce Kuran mealinde okumuştum fakat isminin Sodom ve Gomore olduğunu bilmiyordum. Bahsi geçen hadise:
''Lut peygamber, Hazreti İbrahim ile aynı dönemde yaşamıştır ve onun yeğenidir. Hz. Lut, Hz. İbrahim'e komşu kavimlerden birine elçi olarak gönderilmiştir. Bu kavim Kur'an da belirtildiğine göre o güne kadar yeryüzünde görülmemiş günah olan sapıklık ve eşcinsellik içinde mahvolmuş bir kavimdi. Hz. Lut, onlara sapıklıklarından vazgeçmelerini ve yaptıklarından pişman olmadıkları, tövbe etmedikleri takdirde "Allah’ın hepsini yok edeceğini" söylemiştir. Kavmini sürekli imana davet etmiştir. Hz. Lut insanları, halkını uyarsa da onlar bu azgın cinsi sapıklıkla yaşamaya devam ederler. Allah'a İman etmedikleri gibi Hz. Lut ve ona inananları şehirden kovmaya kalkarlar. Peygamber onları ne kadar ikaz edip uyarılarda bulunursa bulunsun, Sodom halkı bunlara rağmen isyan ve fuhuş ve rezaletten vazgeçmemiştir.
Bunun üzerine Allah onları sınamak ve cezalandırmak için 3 melek gönderir. Melekler yakışıklı, nur yüzlü birer delikanlı suretinde Lut'un evine gelince, Lut'un günahkâr hanımı misafirleri yani melekleri azgın (Sodom?) halkına söyler ve halk Hazreti Lut'un evini zorlamaya başlar. Bu şehvet düşkünü azgın sapkınlar “Misafirleri bize verin” diye Hz. Lut'un kapısına yığılır. Hz. Lut onlara "Onlar benim misafirlerim, siz bu şekilde davranarak beni mahcup mu etmek istersiniz ne olur yapmayın alın kızlarımı size vereyim kızlarımla nikâh kıyın (!) en çirkininiz kızlarımla evlensin yeter ki misafirlerini rahat bırakın" diye yalvarır. (Bu nikâh olayı da Kitabımızda yoktur.) Azgın (Sodom?) halk "Biz kadın istemeyiz bize o erkekleri ver" diyerek evin kapılarını kırmaya kalkışırlar. Bunun üzerine melekler Hz. Lut'a gecenin bir kısmında gün doğmadan karısı hariç ev halkını alarak derhal evini terk etmesini ve giderken arkalarına kesinlikle bakmamalarını söylerler. (?) Sodom halkının helak vaktinin sabah vakti olduğunu belirtirler.
Azgınlar içeri girmek için kapıları zorlarken Cebrail Hazreti Lut'a “Kapıları aç ve geri çekil” der. Cebrail kanatlarını öyle gerer ki içeriye hücum eden azgınların aniden gözleri ışıkla kör olur. Hazreti Lut iki kızını alarak şehri terk eder ancak karısını almaz çünkü karısı sapık Sodom kavminden biri olmuştur. Sabah olduğunda Sodom ve Gomora şehirlerinin üzerine ateş ve taş yağmuru başlar. Lanet iki şehir ve sapık halkına gökyüzünden görülmemiş bir Allah'ın gazabı boşalmaktadır. Allah, Sodom ve Gomora kentlerine kükürt ve ateş yağdırırken birkaç saniyelik afet ve ölüm saçan yağmur sonunda halkın tamamı ile birlikte bütün şehir harabeye dönmüş ve yerle bir olmuş, şehir ters düz edilmiştir. Toprak tamamen balçıkla kaplanmış ve bu balçık bütün şehri yutmuştur. ''
.
Hemen hemen böyle bir hadisedir. Bölüm bölüm burada bahsi geçen olaylar gibi İncil'den alıntı yapılarak Yaşanan sapkınlıkları ve ahlaksızlıklardan bahsedilmiştir. İşgal yılları yazara böyle görünmektedir...
.
Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan Batı hayranlığı özellikle 1. Dünya Savaşı sonunda etkisini iyice artırmaya başlamıştı. İşgal kuvvetleri komutasında şehre gelen yabancı subayların bunda etkisi fazlaydı. 1921’lerin İstanbul'u İngilizler şehri işgal etmiş ve saray buna sessiz kalmak zorunda kalmaktadır.
Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul’da yaşayan bir zümreyi ve bu zümre içindeki insanların ilişkileri anlatarak ahlak ve toplum değerlerini anlatır ve sorgular. İşgal altındaki İstanbul'da yaşanan iğrenç çıkar ilişkilerini ve insanların para hırsı ve şaşaalı yaşamak amacıyla, ne gibi iğrenç hallere düşebilecekleri anlatılmaktadır.
.
.
İşgal yıllarında bazıları vatanı için ölmeye giderken, bazıları ise arzu ettikleri bir yaşam ve para uğruna, namuslarını, haysiyetlerini, milli ve manevi değerlerini işgalcilere yaranabilmek ve onlarla birlikte şaşaalı bir hayat yaşamak için peşkeş çekmektedirler.
.
.
Burada asıl bahsedilmesi gereken aslında milletimiz içindeki bir kesmin İngiliz hayranlığı, Avrupa sevdası...
.
İngiliz Muhipleri Cemiyeti bence asıl bahsedilmesi gereken budur ki ! İNGİLİZ SEVİCİLER .... ve bir kısımda başarmışlar gibi kitapta onu görüyoruz!
Bu derneğin iki yönü ve iki ayrı niteliği vardı. Biri açık yönü ve usulüne uygun teşebbüslerle İngiliz himâyesini sağlama amacına yönelmiş olan niteliğidir. Öteki de gizli yönüydü. Asıl faaliyet bu gizli yöndeydi. Memleket içinde örgütlenerek isyan ve ihtilâl çıkarmak, millî şuuru felce uğratmak, yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi haince teşebbüsler, derneğin bu gizli kolu tarafından idare edilmektedir.
İngilizlere dost olanların kurduğu bir dernek anlaşılmasın. Bence, bu derneği kuranlar kendi şahıslarını ve kendi çıkarlarını gözetenler ile, kendi çıkarlarının korunma çaresini Lloyd George (Loyt Corc) hükûmeti aracılığı ile İngiliz himâyesini sağlamakta arayanlardır. Bu zavallıların, İngiliz Devleti’nin Osmanlı Devleti’ni bir bütün olarak korumak ve himaye etmek isteğinde olup olamayacağını bir defa olsun dikkate alıp almadıkları, üzerinde düşünülmeye değer.
***Bakın burası çokomelli ;
- Bu derneğe girenlerin başında Osmanlı Padişahı ve Halîfe-i Rûy-i Zemîn ünvanını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nâzırı olan Ali Kemal, Âdil ve Mehmet Ali Beyler ile Sait Molla bulunuyordu. Dernekte Rahip Frew (Fru) gibi İngiliz milletinden bazı macera heveslileri de vardı. Yapılan işlemlerden ve gösterilen faaliyetlerden anlaşıldığına göre, derneğin başkanı Rahip Frew idi.
.
Kitapta;
Captain Jackson Read İngiliz gururu kibrini, Captain Marlow ise İngiliz ahlakının çöküntüsünü temsil eden evlere şenlik tipler vardır.
.
* #45565226
bu iç acıtıcı alıntı romandaki bayanların ruh halini olduğu gibi yansıtmaktadır. Kızlar kızlarımız..... kahraman Türk kadınları aklınıza geldikçe bunların yüzlerine tükürmek istersiniz. Balolardan balolara, o İngiliz zabitinden bu zabite geçerken yaşadığı acınası ve farkına varılmayan buhranlarıyla güzel ve farklı bir roman oldu benim için. Çok akıcı ve güzel bir dili var. Bir yandan bazı olayları nedense Kuyucaklı Yusuf'u bana anımsattı nedendir bilinmez. Tarihi dokulardan bulunan güzel bir roman okuyacaksınız.. Güzel okumalar dilerim..
311 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Uzun zamandır okumak istediğim , lakin devamlı ertelediğim bir kitaptı. İçeriği hususunda biraz bilgim de vardı.Kitabı bu şekilde yorumlamak doğru olur mu bilmiyorum. bu kitabı okuma listemin en ön sıralarına koymama bir vak'a sebep oldu. Otobüste giderken, lise öğrencisi olduğu bariz olan iki kız öğrencinin aralarındaki konuşmaya kulak misafiri oldum. İçlerinden daha zayıf olanı leydi Diana'nın çok güzel bir kadın olduğunu söyleyince, ister istemez kulaklarımı diktim. Sonra şöyle bir cümle kurdu'' keşke kurtuluş savaşı kazanılmasaydı da İngiltere'ye bağlansaydık, belki o zaman prens Henry'nin karısı olabilirdim dedi, öteki de haklısın bende orlando bloom'un karısı olabilirdim dedi. Tabi ben şok ben iptal. İçimden geçirdim, tıpkı sodom ve gomoredeki gibi diye. Açık konuşmam gerekirse kitabı okumayın, gerçekten hiç gereği yok. Çünkü o günden bu güne hiç bir şey değişmemiş. Cahil hep aynı cahil....
Kitabı dil bakımından ayrıca çok beğendim. Kitap edebi eser olmasının yanında, ayrıca bir kaynaktır da. Biraz farklı bir yorum oldu ama, içimden geçenleri olduğu gibi yazmak istedim.
311 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Istanbul'un işgal edildiği yıllar ve İtilaf birliklerinin İstanbul'la birlikte batı hayranı bir kesimin ruhlarını da nasıl işgal ettiklerini gözler önüne seren bir eser.
Bu işgalci, zulüm birlikleri müsrif ve sefahat dolu yaşantılarıyla, kokuşmuş zihniyetleri, çarpık ilişkileriyle sebep oldukları ruhsal travmalar ve bununla birlikte dönemin sosyoekonomik yapısına da ışık tutuyor.
Yakup Kadri' nin bu mücadele esnasında, farklı bakış açılarına sahip iki insanın arasındaki aşkı incelikli bir şekilde işleyerek fikir çatışmaları, ruhsal savaşları, buhranları yine o dönemi daha iyi anlamamız açısından büyük bir başarıyla okuyucuya sunuyor.
Kitapta en sevdiğim bölüm en son kısım oldu.

Okunması gereken bir eser diye düşünüyorum ve tavsiye ediyorum.
311 syf.
·10 günde·8/10
Yaptığım incelemeyi kaydetmeyi unutmuşum en baştan yazıyorum ,,

Roman işgal dönemi istanbul unun ahlaki toplumsal yapısını anlatıyor kitabında adından anlaşılacağı üzere içinde homoseksüellik vurgusuda var yazar sanki eşcinselliğin “ecnebilerden” yayıldığını türklere anlatır gibi anlatmış . O dönemden bu döneme batılılaşma ile alakalı hiç bir şey değişmemiş bununla birlikte türk alafrangalığımız ( yazarın deyişi ile) da hala aynı. 1920-28 dönemi istanbul da yaşayan yabancıların hayatlarından ve onların türkler hakkında ki görüşlerinede baya gem vurmuş ben karakterlerden en çok necdet i sevdim sonunda mutlu olmasına da sevindim ( leyla ya iyi oldu ) kitabın diline gelirsemde oldukça akıcı eski kelimeler yok betimlemesi bol bazen sıkıcı olmadı değil ama bence gayet güzeldi . Son olarak bi alıntı ile bitiriyorum ;

Madem ki,” demiştir, “ hadiselerin önüne geçemiyorum, bırakayım; hadiseler beni alıp sürüklesin.”

İyi okumalar
311 syf.
Yakup Kadri demek, dönem romanı demek benim için. İşgal altındaki İstanbul'u tarih kitaplarından okuyabilirsiniz belki. Ama o dönemdeki ailelerin, tramvayların içine giremez, insanların ruhundaki isyanı hissedemezsiniz. İstanbul ile beraber işgal edilen ruhların köklerinden kopuşunu da. Dönemi ve sonrasını anlamak için ideal eserlerden biri.
311 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Yazarın "yaban" isimli romanı çocukken ilk okuduğum kitaplar arasındaydı,yıllar sonra bu kitap ile yine aynı o zaman diliminde(kurtuluş savaşı zamanı) istanbul daki farklı yaşam biçimlerini tarihten "sodom ve gomore" göndermeleriyle işlemesine şahit oluyoruz.
311 syf.
·7/10
Kadri Karaosmanoğlu’nun göstermek istediği; işgalcilerin eserde anlatılan tüm olayları yaparken aslında yaşadıkları toplumda, bunu yapmalarına izin verecek bir sosyete sınıfının bulunuyor olmasıdır. Bu sınıfı yerden yere vurur. Dönemin İstanbul'unu yansıtan bir eserdir.
Fırtına kendisiydi. Deniz kendisiydi, dalgalar kendisiydi. Sanki tabiatın bütün coşkun unsurları onda toplanmış gibiydi.
Onun yüzü bu soğuk ve solgun kış ayının yüzü gibi donmuş ve anlaşılmazdır. Ve neye kaçtığımı da pekiyi biliyorum. Unutmak için kaçıyorum!
.. Gerçi bazen nerden geldiği ve neye işaret olduğu bilinmeyen bir ümit pırıltısı ona ancak birkaç dakika süren bir ferahlık veriyor, bu esnada genç adam Leyla'dan bir haber, bir ses, bir pişmanlık belirtisi veya sadece bir münakaşayı mümkün kılacak bir sitem bekliyordu ve bu ümidin gerçekleşmesini, her telefon çalışında, her kapı vuruluşunda aile arasında Sami Bey'lere ait herhangi bir söz geçişinde, sabırsızlıkla gözetliyordu. Fakat, sonra, böyle bir şey olsa da, hiçbir karşılıkta bulunmamak hususundaki kararı hatırına gelip tekrar eski kederine eski çaresizliğine düşüyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sodom ve Gomore
Alt başlık:
Bütün Eserleri 11
Baskı tarihi:
Mart 2015
Sayfa sayısı:
311
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700497
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
İmparatorlukların çöküşü ve kurtuluş savaşı arasındaki İstanbul anlatılmaktadır. Esasında Yakup Kadri Karaosmanoğlu İstanbulun bir kısmını ele alıp tüm İstanbula lanet okuyor Yurt işgal altındayken, Anadoluda büyük zorluklar içerisinde yaşam savaşı veren halk İstanbulda yaşayan yüksek sosyetenin yaşamının büyük bir bölümünü oluşturan eğlence, eğlence sırasında yaşanan ahlaksızlıklar ve bunun sonucunda gelişen karmaşık olaylarla büyük bir tezat oluşturmaktadır.Kısacası ülkenin bir kısmı ağlarken diğer bir kısmı gayet rahat bir şekilde gülebilmektedir. Bu olay Leyla Nejdet arasındaki ilişki ve çevredeki insanların yaşamlarıyla anlatılmaktadır.

Kitabı okuyanlar 1.599 okur

  • Şeyma Orta
  • Mehmet Toyran
  • Ebru Kaymak
  • sinan arslan
  • Ayşenur Tokaç
  • Kitap kurdu
  • HAMZA İLÇİ
  • Şeyma Bolat
  • Sibel Madan
  • Hakan köse

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.2
14-17 Yaş
%3.6
18-24 Yaş
%20.3
25-34 Yaş
%36.5
35-44 Yaş
%22.9
45-54 Yaş
%9.9
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62.1
Erkek
%37.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.5 (82)
9
%15.7 (60)
8
%29.8 (114)
7
%17.3 (66)
6
%9.2 (35)
5
%2.9 (11)
4
%1.3 (5)
3
%1.3 (5)
2
%0.8 (3)
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları