İlyada için kırk küsur saat aralıksız bir okuma gerekir diyor ve bunda daji okunan İlyada'dan bir sonuç çıkarmak neredeyse ilk bakışta anlamsız, beyhude bir çabadır diye ekliyor. İlyada gibi güçlü bir destanı okunabilir, düzyazı haliyle bizlere sunarken titizlikle davrandığını söylüyor.
Ne kitabın önsözünde ne anlatımında fark yaratacak bir şeyle karşılaşmak mümkün değil gibi görünüyor. Ki böyle dillerden dile, iklimlerden iklime, kültürlerden kültürlere aktarılan, geçen kitapları bir solukta özümsemek mümkün olmamakla beraber o kadar çok versiyonuyla karşılaşıyor ki insan, anlatılanın destansı, efsanevi özelliklerinin şaşaasının ötesine dalmanın lüzumu olmadığına inanabiliyor. Ama İlyada destanı için yazar sonsözde öyle bir şeye dikkat çekiyor ki durup düşünmemek elde değil.
Yazar, İlyada'nın dişil bir özellik olduğu üzerine yoğunlaşıyor sonsözde ama benim ağırlığını vermek istediğim yer ise bu destanın bir kahramanlık hikayesi mi, savaşı yüceltme ya da yerme hikayesi mi ya da savaşın şaşaasında bile hem savaşı hem savaşçıları yücelterek anlatırken hem de barışı ve öldürmeme arzusunu dile getirme hikayesi mi olduğunu göstermek istediği noktadır.
Öncelikle savaş kazananların kaleminden aktarılır. Bu aklımızda olsun. Savaşı anlatırken bir tarafın (özellikle taraf olunan tarafın) çektiği acılar ve ölümler içli içli anlatılır ve karşı tarafın olumsuz yönleri üzerine durulur. Bu durum genel tarih anlatımında yaygındır. İlyada'nın bir tür tarihi nitelikler barındırdığı kabul edilirse kitabın yazarının herhangi bir tarafta olmadığını düşünebiliriz ki, Troyalıların çektiği acılar daha çok ön plana çekilmiştir. Akhilleus'un başkarakter olduğu bu hikayede de Teoya kralı Priamos ve oğlu Hector'un acıları Akhilleus'un acılarının önüne geçer.
Şimdi, savaşanlar arasında ismi geçen kişileri Yunan mitolojisinde ya da efsanelerinde konu edinmiş başlı başına kitaplarda okuduğumuzda büyük kahramanlar ve kahramanlıklar görürüz ama aynı kahramanlar Troya savaşında hem çok cesur hem de çok korkaktırlar. Öldürülmemek için yakarırılar. Kaçışırlar birbirlerinden ve birbirlerinden destek almadan neredeyse bir hiçtirler.
Bu destanda sadece Akhilleus yiğittir. Korkusuz, güçlü ve kahramanlığın şanına yakışır davranışlar sergiler. Bir tek acının getirdiği körlüğe kapılmasıdır onu mertlikten uzaklaştıran.
Bu savaş hikayesi gösteriyor ki büyük kahramanlıklarıyla anlatılan karakterler bile aavaştan ve ölmekten nihayetinde kaçmak için çabalıyorlarsa -ki bunu saldırlar öncesi konuşmaların, toplantıların, geri dönüş düşüncelerinin ön planda tutulmasını sıklıkla işler- mesele savaşmam ve ölmek, öldürmek değildir. Homeros bize acaba savaşmamanın hikayesini mi anlatmaktadır. Çünkü kitapta bir yerde Akhilleus'a şöyle dedirtir:... bu beden de ölecek ve bir hiç olacaktır..."
Zaten ne olursa olsun savaş çığırtkanlığı yapmanın aklı selimlikle alakası olmadığını da düşünürsek ve de en güzel sloganlardan olan "Savaşa Hayır" ı da öne çekersek Homeros'un bunları istemediğine inanabiliriz.