Puan vermedi·372 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Kasım 2024 18:04 1- Üç Defter
Üç Defter çok sert, domura uğratıveren derecede etkileyici ve inanılmaz sürükleyici bir başlangıca sahip. Dili kusursuz fakat büyüsüz kullanıyor olmasının muhteşem sebebini üçlemeyi okuyunca daha da iyi anlıyoruz. Yazılış biçiminden dolayı hiçbir şey yaşanmasa dahi sana gizem ve heyecan veriyor. (hiçbir zaman "hiçbir şeyin yaşamadığı bir an" olmuyor) Kendimi "etkileyicilik seviyesi" olarak bir Pink Floyd albümüne kapılmış gibi hissettim. Üçlemenin diğer kısımları da tıpkı Pink Floyd'un plaklarının ikinci yarısının plağın arkasına yazılıyor ve ilkiyle bağlantılı bir şekilde oradan devam ediyor olması gibi bir etki yarattı. Nihilist ve huzursuzluk verici bir hikayeyi bile bu kadar akıcı aktarabilmesi tek kelimeyle inanılmaz. Anneanne karakterinin bilerek elmaları yoksul esirlere yuvarlaması ve ikizlerin kendi adaletlerini sağlamak için yaptıkları kritik birçok hamle o inançsız karakterlerin tüm inançlı karakterlerden daha cesur ve belki de daha "inançlıvari" hareket edebildiğini gösteriyor. Günün sonunda da şöyle diyorlar: "Biz iyi değiliz ve iyilik yapmıyoruz." Böylesine bol inanç absürtlüğü olan bir hikayede en farkındalık sahibi üç karakterin üçünün de "inançsız" olmasına bayıldım. Bu üçleme sadece Üç Defter'den oluşsaydı farklı açılardan öveceğim bir eser olurdu. (yine de, neyse ki, bir üçleme olarak yazıldı)
2- Kanıt
İsmi o kadar manidar ki. Üçlemenin üç parçasını da bir arada değerlendirdiğimizde benim için belki de en büyülü olam kısmı bu kısımdı.
~~~spoiler~~~
Büyük Defter adıyla birlikte "hiç yaşanmamış olabilir" hissini veriyordu. Buradaysa asla yaşanmadığı halde yaşanmış hissini o kadar çok veriyor ki insan absürt kısımlarda köfteyi çakmıyor. Lucas öyle şeyler yaşıyor ve yaşadıklarını okumak öylesine akıcı ki...
~~~spoiler~~~
Peter, Clara, satranç ve çarpık kardeş gibi detayları normal bir takım detaylarmış gibi hikayeye dahil ediyor ve sonrasında Üçüncü Yalan'la birlikte bize şunu açıklıyor:
3- Üçüncü Yalan
Kanıt; Klaus'un yaşadıkları ile Lucas'ın yaşadıkları/yaşadığını iddia ettiklerinin karmasıyla yaratılmış bir Frankestein canavarı. Bu kısımlarla ilgili konuşurken hiç "yanlış okuma" korkusuna girmeyeceğim veya bu tarz titizlik göstermeyeceğim. Benim anladığım şekilde anlamayan insanlar varsa buna daha da sevinirim çünkü pek çok perspektiften bakmak istiyorum hikayeye.
~~~spoiler~~~
İlk hikaye ve ikinci hikayenin aslında Lucas'ın yazdıkları üzerinden Klaus'un derlediği bir yazı olması fikrini yazıya dökerken Agota'nın aklından neler geçiyordu cidden merak ediyorum.
~~~spoiler~~~
Agota hikayesini bitirdiğinde ne hissetti? Yazım sürecinde zihni sürekli karmaşık mıydı? Bence değildi. Üçüncü Yalan, ilk iki hikayeyi ayakları altında ezermiş gibi başlayıp, devam ettikçe yücelten bir hikaye. Herhangi bir mesaj katmanı eklemeden (kendisi de bunu söylüyor) amacı mesaj vermek olan birçok eserden daha çok mesaj verebilen bir hikaye.
Biraz daha benim açım:
Üçüncü Yalan beni bir süreliğine comfortably numb yaptı. Bunun ne denli büyük bir iltifat olduğunu belirtmek isterim. Gerçi hakaret gibi de görünüyor ama bir şey hakkında beni comfortably numb yapıyor diyorsam genelde iltifat oluyor.