10/10
·238 syf.··
2024 24. kitabı
Roman eski İstanbul'da geçiyor. Baba Uzun İhsan Efendi ve oğlu Bünyamin'in hikayesini anlatıyor. Romanda dünya haritası yapma, dilencilik, eski İstanbul yaşamı, rüyalar masalsı bir dilde anlatılıyor. Anlatım o kadar güçlü, sizi içine çekiyor ki siz de benim gibi rüyanızda Galata sokaklarında gezebilirsiniz. Ayrıca ilginç, komik, espri tadında çok anlatım var. Tekrar tekrar okumak gereken güzellikte. Romandan bana kalanlar; -Arap ihsan yeğenine, eğer fazla yiyip içip rahat döşeklerde çelebi uykusu uyursa, işte böyle kabuslar göreceğini söylerken, Alibaz, uyanan adama hayretle bakıyordu. -Bir dünya haritası yapmayı kafaya koyan Uzun İhsan Efendi, bu işe özenen diğer kaşiflerin tersine, yerinden kımıldamadan yeni kıtalar keşfetmenin peşindeydi. İlk bakışta imkansız görünen bu işin bir yolunu bulduğunu sanıyordu: Düşüşlerin, uyku esnasında ruhun bedenden ayrılıp çeşitli yerlere gitmesinin bir eseri olduğu malumdu; uyku esnasında ruh bedenden ayrılıp diğer diğer gezdiğine göre, ruhun zaten gidebildiği bu yerleri bir de bedenin kalkıp binbir zahmetle gitmesi abes olurdu. Öyleyse kendisinin diğer kaşifler gibi taban tepip yelken açmasına gerek yoktu. Keşfedilmemiş kıtalar görmek için usulüne uygun olarak uyku şurubundan içerek istihareye ya da rüyaya yatması yeterliydi. -Ama bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. Macera ise büyük bir ibadettir; çünkü O’nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. Kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. Bu, cesur olamadığımın bir göstergesi olabilir. Aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunmadıklarıma dokun, sevmediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma. -Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzzlu, açlığı ve Üzüntü öğrenmek onları uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşekleri daha leziz yemekleri ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. -Her insan şu yada bu şekilde dünyayı okumalıydı. Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu dünyada şahidi olmaktı. -“Ayağına Kabe sevabı yazılsın, Allah yavuz dilden kem nazardan saklasın, hakk Teala yavuz, yüzsüz, utanmaz avrat kazasından saklasın, yolun Hicaz olsun, el kazana sen yiyesin, mutluluk yağmuru altında kaftansız kalasın, Allah seni karı şerrinden azat eylesin, üç otuz on yaşın dolsun” diye dualarını sıralıyordu. -Umudu olmasaydı bile zaten o an yapıyor olduğundan başka bir şey yapamazdı. İçinden, Uzun İnsan Efendinin yanına gitmek ve onun ellerine yapışıp öpmek geliyordu. -Çünkü bazıları bilgiyi medresede, bazıları ise viranelerde ararken, ben onu başka bir yerde arıyorum. Peki sen nerede arıyorsun? Bünyamin kararlı bir sesle cevap verdi: “Dünyada” -Aslında seni görüp duymaktan da öte, hem seni hem de içinde yaşadığın dünyayı düşünüyorum. -Düşünüyorum, ama sadece ben var değilim. Düşündüğüm için asıl sizler varsınız; sizler ve içinde yaşadığınız dünya. -“Her şey ben ve benim düşüncelerimden ibaret olsa da bu dünyada yaşamak zevkli bir şey” diyordu, “Sen! Oğlum! Sen benim zihnimde bir düş, bir düşüncesin. -Düşündüğüm için ben var değilim, sizler varsınız.
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
·
58 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.