Uzun süredir elimde olan eseri sonunda okudum. Geç kalmış gibi hissetmedim aslında, bence okumak için tam zamanıydı. Hikayesini az çok biliyordum fakat kitap beklediğimin dışında ilerledi.
Öncelikle bana hissettirdiklerini anlatmak istiyorum. Çoğu zaman duygulanarak okudum, bazı yerlerinde sinirlendim, bazen ise Feride'nin Kâmran'a aşkını iliklerime kadar hissettim. Ama beni en çok etkileyen küçük Munise oldu. Çünkü onun yalnızlığını, anne babasız halini okudukça Feride onu bir an önce sahiplensin diye daha hızlı okumaya başladım. Sanki ben hızlı okuyunca o küçük çocuk, şefkati Feride'nin kollarında daha çabuk bulacaktı.
Bir yandan da Feride'nin içine attığı aşkını okudum, daha doğrusu içine atmak zorunda kaldığı. Hani şu gururuna yenik düşmeyen aşkını...
Ama kitapta beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Bir kadının, toplum baskısı yüzünden sürekli işini değiştirmek zorunda kalması ve oradan oraya sürüklenmesi. Her gittiği yerde erkeklerin kendini bilmez halleri ve dedikodu yüzünden iftiraya maruz kalması. Günümüz toplumuna çok da uzak sayılmayan şeyler.
Beni rahatsız eden diğer bir konu ise; Kâmran'ın Feride'yi aldatmasına rağmen Feride'nin hikayenin sonunda eve geri dönmesi ve mutlu son diye kitabın bitmesi. Neden bu durum yok sayıldı, anlam veremiyorum. Tüm bunlara rağmen kitabı çok beğendim ve kesinlikle tavsiye ederim.
Kitap çok eski bir basım ve bana bir büyüğümden hatıra kaldı. O yüzden okurken çok keyif aldım diyebilirim. Çünkü eski basım kitapları okumayı daha çok seviyorum. Kim bilir, benden önce okuyan kişi hangi duygu içinde okudu bu sayfaları.
İnsan, birini sevmek felaketine uğradı mı, esir gibi bir şey oluyor.(57)
İnsan, ne kadar acı olursa olsun,bir mecburiyeti kabul ettikten sonra içine sükun ve tevekkül geliyor.(335)