Kitaptan bana kalanlar, hissettiklerim ve düşüncelerim:
Romana başlarken kafamda oluşan hikayeyle sondaki arasında dağlar kadar fark vardı, hikaye bambaşka bir yere evrilmişti. Kurgu anlatım gerçekten etkileyici ve sürükleyiciydi. Karakterlerin kimliği, varlığı ve yokluğu, yaşadıklarını anlamaya çalışırken bazen kayboldum. Bu da okuyucuyu diri tutan etkin kılan kısım bana kalırsa.
Üçüncü yalan kısmı özellikle son kısımları gözyaşlarımı tutamadığım yerlerle doluydu. Yazarın "şey" diyebildiği (ona birçok şey denebilecekken herhangi bir kelimenin onun yerini tutamayacağından dolayı koyduğu isim), okurken tahmin etmediğimiz bir yerden bizi vurdu ve gerçekten şaşkınlıkla okudum. Dışarıya savaşın bombaları düşerken evin içine düşen bombaların arasında kalmış iki küçük savunmasız çocuk... İşte o günden sonra ikisinin de hayatı sonrasında hiç toparlayamayacakları şekilde değişiyor. Oradan oraya sürükleniyorlar, hep kalplerinde diğer parçasını taşıyarak ve dünyaya bıraktıkları şeylere onu da katarak... Annenin duyduğu suçluluk ikizlerden birini az kalsın öldürüyor olmak ve hatta öldürdüğünü düşünmek. Ve hayat boyu bunun acısını içinde taşıyor yanında kalan diğer çocuğunun yanında olmasından da suçluluk duyuyor (çünkü diğerini öldürdü, ya da o çocuğu da haketmediğini düşünüyor ya da ona da zarar vereceğinden korkuyor) ve Claus'u adeta görmüyor, yok sayıyor.
Kardeşlerin birbirine olan bağı, o gün tekrar karşılaştıklarında aslında duvar gibi olan Claus'un kardeşine sarılmak isteğini anlayabiliyoruz sanki. Ama bunu yaparsa annesini tamamen kaybetmekten korkuyor, kardeşinin yokluğunu kabullenmiş ve ona tekrar alışmak istemiyor belki de. Yıllar, ikisine de duygularını bastırmayı öğretmiş gibi.
Cinayet, ensest, savaş, tecavüz türlü kötülükler yer alıyor kitapta özellikle birinci kısım beni zorladı. Yazarın tek bir kitap yazma hakkı varmış da bütün kötülükleri orada ele almak istiyormuş gibi yazdığını düşünüyorum. Okuması gerçekten zor olan kısımlar vardı. Bu da bizim yüzümüzü karanlık tarafa çevirmeye olan korkularımızdan kaynaklı olsa gerek.
O iki küçük çocuk tüm hırçınlığıyla ya da duyarsızlığıyla yazarın içindeki saldırganlık dürtüsünün bir dışavurumu gibiydi.