Neyle karşılaşacağımı bilmeden okumaya başladığım, sayfaları çevirdikçe beni kendine bağlayan bir kitap oldu diyebilirim. Şaşkınlıkla karşıladığım kitabın vurguladığı asıl gerçeklikle yüzleştiğimde içimde çok farklı hisler zihnimde çok farklı düşünceler uyandı. Bunlardan ilki "etik". Başkaları yaşasın diye meydana getirilmiş çocuklar, hayatlar vardı. Bir an bunun günümüz dünyasında gerçek olma ihtimali bile beni rahatsız etti. Gerçekten bir yerlerde izole ve belli insanlara hizmet edilmesi için çocuklar doğup büyüyüp yetişiyor olabilir miydi?
Sonra anladım ki aslında bunlar gerçek kişiler değil, birer klon :) Klonlarla empati mi yapmış olduk biz şimdi diye sorgulamadım değil... Ama burda asıl dikkat çekilen yer dünyanın gittiği nokta. İnsanın her şeye hükmetmesi, (kendini TANRI ilan etmesi ve yaratmaya çalışması)... Görmek istemedikleri şeylere çok kolay yüz çevirmeleri (o öğrencileri sadece birer bağışçı olarak görmeleri)... Özgürlük, adalet, hayat, ölüm, yalnızlık gibi kavramları aklımıza getiriyoruz bu romanda.
Sanat ve aşk insan olmaya dair şeyler. Peki bir insan ona sunulan hayatı sorgulamaz mıydı?