Birine gelme yoksa gelme ihtimaline sevinemem bunun umuduyla yaşayamam bile diyen birinin inceliği, kırılganlığı ve çaresizliği beni etkilese de aynı zamanda olduğu yerde sayan bir kişinin mektuplarıydı bunlar. içi sıkıntı ve bunalım dolu olan bir kitap olsa da o aşkın bir güzelliği ve farklılığı vardı bu kitabın. Kafka’nın aşkına karşılık Milena’nın boş kalmayışını okumak beni memnun etti açıkçası. Yani çok fazla beklentiye girilmeden okunduğunda insanı üzse bile sahip olamadığı biri için, bir şey için mektup yazmaya teşvik edecek bir kitaptı. Bana kalırsa Kafka kendine özgün ancak güvensiz biriydi bu mektupları yazarken. Melankoliğe oldukça yer verilen kısımlarda insanın ruh halini değiştiren bir üslubu vardı bile denilebilir. Franz’ın dediği gibi olmamasına razıyım ama olacakmış gibi olmasın yeter diyordu. İşte böyle bir kitaptı Milena’ya Mektuplar. Bittiğinde ben bir rahatlık hissettim o çaresizlik bittiği için ama bir parça da üzüldüm. Franz’ın içinde iki kişi savaşmıştı; biri gitmek istiyordu diğeri ise gitmekten korkuyordu. Bence bu kitap çok üzücü de gelebilir aşk dolu da; işte bu yüzden okursanız bir şey kaybetmezsiniz, çok mutlu da olmazsınız. Sonuçta Milena evli biriydi… Franz Kafka