Şair evlenmesi,bir tür töre komedisi diyebiliriz. Kitapta dikkat çekilmek istenen mesajlar vardır.
Yazarımıza göre görücü usulü evlilik yanlıştır. İnsanlar sevdikleriyle evlenmelidirler. Spoiler vermek istemiyorum fakat burada göreceğiniz bazı unsurlara değinmek isterim.
Örneğin evde büyük kız dururken küçüğünü evlendirmemek,görücü usülü evlilik,yüz görümlük gibi töre unsurları mizahi bir dil ile eleştirilmiştir. Olaylar Müştak Bey ile Kumru Hanım ilişkisinin üzerinde dönmektedir. Kısa,tadında bir tiyatro oyunudur.
Gelelim edebiyatımızdaki yerine..
Şinasi tarafından yazılmış,batılı türden ve sergilenmiş ilk tiyaro eserimiz olan bu mini oyun, yazarın sonuna eklediği "Bilerek ve isteyerek sade Türkçe ile yazdım" ifadesiyle Tanzimat Dönemi'nde yapılması hedeflenen ancak yerine getirilemeyen dilde sadeleşme planının büyük bir parçası diyebiliriz.
Peki yazar neden bu ifadeyi kullandı?
Tanzimat Edebiyatı'na ışık tutan bu eser,az önce yukarıda söylediğim töre eleştirisinin yanında,aynı zamanda Tanzimat 1.Dönem sürecinde planladığımız dilde sadeleşme planına atılmış bir adım niteliğindeydi. Arapça-Farsça etkisinde olan dilimizi sadeleştirip,ve edebi eserlerimizi bu yolda hazırlayarak özümüzü hatırlamak istiyorduk. Hedef artık halkı bilinçlendirmek olduğundan,yazarlar halkın diline hitap etmek istemekte idi. Baktığımızda Şinasi'nin bugün bile rahatça anlaşılabilecek bir Türkçe kullandığını görmekteyiz. Bu demektir ki, günümüzde kullandığımız Türkçe o zaman da bilinmekteydi fakat kullanımı tercih edilmemekteydi. Zira çoğu Medrese çıkışlı olan yazarlarımız, dönem anlayışına göre Arapça-Farsça bilmeyi ve kullanmayı,sade Türkçe kullanımından üstün tutmakta idi.
"Hece vezni köylü veznidir,asıl vezin aruzdur."Diye düşünülen bir dönemden bahsediyoruz. Bu kadar köklü olan ve İslam'dan önce kullandığımız hece vezni, "köylü vezni" olarak anılmış,eserlerde eğitimsiz kimseler sade Türkçe konuşturulmaktaydı. Peki neydi bizim gözümüzü açan da sade Türkçe yazma çabasına girdik?
Abdülhamid, Osmanlı'yı patlayacak bir bomba olarak teslim almıştı. Osmanlı'yı ayakta tutma çabamız çeşitli fikir akımları oluşturmuş,en son da çareyi Türkçülük ile bulmuştuk. Milli değerlerimize ve öz dilimize sahip çıkmak için çalışmalar yürütmeye çalıştık. (bkz: Tercüman-ı Ahval) ta ki Tanzimat 2.Döneme dek.
Abdülhamid,2.dönemde " Toplum için sanat." anlayışını bitirip,aynı zamanda Meclis-i Mebusan'ı kapatarak,karanlık bir dönem başlattı. Tükürdüğünü yalamak denebilir bir manada bu döneme,1.dönemin emeklerini hiçe saymış,başa dönmüştük.
Velhasıl, dönemin yapıtaşlarından olan bu eser,bizlere keyifli ve eğitici bir okuma sunmakta. Özellikle son cümlesi olan "Bilerek ve isteyerek sade Türkçe ile yazdım" söyleminin bilincini taşıyalım. Dilimize sahip çıkalım.
Keyifli okumalar dilerim....