Ben ne okudum… Kitabı kapattığım andan beri bu cümle kafamda tekrarlanıyor. Tekinsiz ve benzeri olmayan bir metin.
Seks, seks işçiliği, cinayet ve insanın vahşi doğası üzerine farklı bir roman. İlk 50 sayfa zorlanarak okuduğum bir kitaptan çok farklı bir his ve beğeni ile ayrıldım.
Kenci ve Frank ikilisi ile ilerleyen üç bölümden oluşan bir kitap. 20 yaşında turist rehberi olan Kenci’nin, değişik istekleri olan tekinsiz bir adam olan Frank ile yollarının kesişmesiyle başlıyor.
Kurgu hızlı başlıyor ama ilk 50 sayfaya katlanmak biraz zor. Yeraltı edebiyatının bağrından kopan bir roman olduğu için ve genel olarak bu konu çerçevesinde gelişmesi gerektiği için bu bölümleri mecburen okudum. Rahatsız oldum mu pek sayılmaz ama ilerisi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Öncelikle oldukça sürükleyici ve yavaş yavaş açılan bir kurguya sahip. Diline alışırsanız ise yakanızı bırakmıyor ta ki bitirene kadar. Kurgu ilerlerken arka planda olan gerginlik ve tekinsizlik kitap boyu sizi bırakmıyor.
Bu adamın sorunu ne?! Neler oluyor? diyerek okumaya devam ediyoruz.
Bir nebze de kitabın sonu anlaşılıyor, bile bile lades denebilir ama rahatsız etmiyor ve aksine daha çok okumak istiyorsunuz. Elimden bırakamadım. Başladığım saatten beri içimi kemiren düşüncelerle baş başa ve diken üstündeydim.
Kişilik bozukluğunun ve vahşetin bu boyutta bu kadar iyi ve felsefik anlatılacağını düşünmezdim. Japonya üzerine çok iyi eleştiriler ve tespitler de vardı. Çok etkilendim ama maalesef herkese hitap edeceğini düşünemiyorum ve öneremiyorum.
Miso Çorbası, vahşetin oluşturduğu ve deliliğin sınırını içeren en önemli metinlerden ve karmaşadan biri. Kitabın isminin anlamı ise bambaşka. Her toplum bir Miso çorbası oluşturuyor aslında, tüm kötülükleriyle.
Yatakta Sigara İçmenin Zararları ile benzeşik konuları içeriyor. Aynı donukluk ve etkileyicilik ile.