"My name is Kenci. Adım Kenci. Bendeniz Kenci" ve bu Kenci, yirmi yaşında bir turist rehberi. Çat pat ingiliççesiyle (Yok lan yine iyi idare ettin kitap boyunca), ülkesine gelen turistleri gezdirme (!?) işi yapıyor. Ama burada pek tarihi, doğal veyahut kültürel içerikli gezi rehberliğinden bahsetmek mümkün değil, daha çok "muhabbet tellallığına" kayan bir çizgisi var rehberliğinin. Böylelikle de öyle aman aman, C1-C2 level ingiliççe istemiyor yaptığı iş. "Ar yu kola, ar yu sekis" level kafi deyip dalıyor piyasaya adamımız da. Hayali, para biriktirip Amerika'ya gitmek, ama Amerika ayağına geliyor. Bir Amerikalı, rehberlik hizmeti talep ediyor ve film işte orada kopuyor. Ama ne kopmak...
"Kuzuların Sessizliği" zikredilerek yapılmış bir yorum var kitabın arka kapağında. Fakat ben bu kitaptaki karakterden o denli etkilenmedim. Abartmanın gereksiz olacağını düşünüyorum. Hannibal Lecter zeki ve de ikonik bir sosyopat. Buradaki arkadaş ise dengesiz bir karakter. Yine de ürkütücü olduğunu kabul etmek gerek. İşte bu ürkütücü arkadaşla bizim rehber tanışıyorlar, adam paradan yana sorunum yok diyor, bizimkinin de işine geliyor, yağlı müşteri tabii ki. Amerikalı diyor ki beni hatunlara götür, bizimki götürüyor, katalogda gördüm şundan varmış burada, ondan da istiyorum diyor, bizimki hoop oraya da götürüyor, görmek kesmedi beni, seks istiyorum diyor, taam abi senin itin olsun diyor oraya da götürüyor... Yalnız Japonların yetişkin turizmi de epey çeşitlilik vadediyormuş, görmüş olduk.
Kitabın şiddetli yanına bakacak olursak, şiddetin tavan yaptığı sahneler, kulüpteki katliamdan ibaret. Katliama gelmeden önce, kurbanların kafa yapısını şöyle bir analiz edebileceğimiz bir mizansen gelişiyor, akabinde ortalık kan revan... Bu satırları okurken, yazarın anlatımının canlılığından