Adı:
Yok Yere...
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759914141
Kitabın türü:
Çeviri:
Hüseyin Can Erkin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
"Yaşama sevincinizin kaynağı olan içinizdeki çocuk, sineklerin kanatlarını koparıp böcekleri yakmayı bıraktı mı? Ryu Murakami'nin sorusu bu."
Hakan Günday

Yer altı edebiyatının önemli ismi Ryu Murakami'den, gerilim yüklü bir roman...

Yirmi yaşındaki Kenci, seks adına her şeyin pazarlandığı başkentte yabancı turistlere rehberlik ederek yaşamını kazanan bir Japon gencidir.

Televizyonlarda, fahişelik yapan liseli bir genç kızın vahşice öldürüldüğü haberi yayınlandığı gün, Frank adlı garip bir Amerikalı' dan telefon alır. Kenci'den kendisine rehberlik yapmasını istemektedir.
Ryu Murakami'nin dilimize çevrilen 3 kitabından biri olan Yok Yere... bizlere son derece dramatik, trajik, vahşi ve korkutucu bir hikaye sunuyor. Kitabın bizdeki isminin bir hikayesi var, bunu bizzat çevirmeninden dinledim. Kitap en başlarda Çorba Kıvamında Hayatlar ismini almış fakat editörün son dakika golüyle Yok Yere... olmuştur. Yok yere yapılan isim değişikliğini bir kenara bırakırsak okuduğumuzda harbiden yok yere yaşanmış bir yaşam öyküsüyle karşılaşıyoruz. Tokyo'nun arka sokakları olarak bilinen Kabukichou semtinde, gezmeye gelen yabancılara rehberlik eden Kenji adında bir gencin gördüğü hadiseler uç boyutta. Rehberliği kaçak olarak gerçekleştiren Kenji'ye bir gün Frank adında bir Amerikalı geliyor ve olaylar ondan sonra başlıyor. Bu müşteri çok garip bir kişiliğe, vahşi bir geçmişe ve acımasız bir üsluba sahip. Uyuşturucunun kol gezdiği, fuhuşun normal karşılandığı, ölüm ve yaralanmaların pek umursanmadığı bu karanlık semtte Frank korkunç şeyler anlatırken bunları uygulamalı olarak Kenji'ye gösteriyor. Fazla ipucu vermek istemiyorum kendiniz okuyup görmeniz lazım. Yeraltı edebiyatı seviyorsanız bu romanı da çok seveceksiniz. Belki bazılarınıza göre Frank bir idol, bir filozof, bir sembol haline gelecek psikopat bir karakter olacaktır. Eser oldukça kısa ancak dopdolu, okuduktan sonra neler gördüm öyle diye kendinizi sorgulamanız olası.
Psikoloji ve gerilim alanında beni bu denli sarsacak bir kitap uzun zamandır okumamıştım. Acayip gerildim yeri geldi bazı satırları okuyamadım fakat bir sonraki satırı hep merak ettim. Doğan Kitap'tan çıkan bu kitapta birkaç tane yazım yanlışı yakalasam da kitabın akıcılığı bunları es geçmeme yardımcı oldu.
Cun normal olmaya çalışıyor. Normal yaşamak kolay değildir. Ana baba, öğretmenler ve devlet köle gibi çalışıp, can sıkıcı bir yaşam sürmeyi öğretir; normal bir yaşantının nasıl olduğundan bahsetmezler bile.
"Bu akşam nedense daha canlı gibisin. Dün iyi uyuyabildin mi?"
"Ancak bir saat uyudum."
"Bir saat?"
"Ama benim için sorun değil. Beyin hücrelerim bol miktarlarda yenilendiği uyku sorun olmuyor. Sıkıntısız zamanlarda uykuya gerek yok. Uyku vücudu değil, beyni dinlendirmek için gerekli.
Bir seferinde böylesi adamların özelliklerini Cun'a anlatmaya çalışmış, ama doğru dürüst anlatamamıştım. Bir şeylerden vazgeçmişlerdir, onurlarını bir kenara atmışlardır, kendilerini kandırmaya devam ederler, duygusuz olurlar..
Anlatan Amerikalılar kabullenme sözcüğünü sıkıntıyla kullanıyorlar. Sabretmek sözcüğünü kullanan hiç olmuyor. Sabretmek sözcüğü birçok anlamda Japonlara özgü galiba. Amerikalılar bu konuşmaları yaptıktan sonra, yalnızlığın niteliğinin farklı olduğunu düşünmeye başladım ve Japon olduğuma sevindim. Gerçekler ve koşulları kabullenebilmek için harcanan çabanın getirdiği yalnızlık ile sadece sabretmekle geçecek yalnızlık arasında fark var. Benim, Amerikalılarınki gibi bir yalnızlığa katlanacak gücüm yok.
"Neden kötü kokular tüm dünyada aynı acaba? Kötü koku algılarımıza neden yerleşmiş? Koca dünyada yok mu acaba, hayır, yani evsizle yanak yanağa olmak isteyecek biri, ya da aniden bir bebeği öldürme isteğine kapılacak birileri, çıkmaz mı asla? Kenci öylesi insanların da mutlaka bir yerlerde olduklarını hissediyorum."
Acaba neden herkes bu kadar yalancı diye düşündüm. Yalan söylemezlerse yaşamlarını sürdüremeyeceklermiş gibi davranıyordu herkes.
"Kenci, ben sana şimdiye kadar sürekli yalan söyledim. Bunun nedeni beynimin sakat olmasından, anılarımın kendi içimde doğru dürüst birbirine bağlanmamasından kaynaklanıyor. Birbirine bağlanmayan sadece anılarım değil, kendim, şu vücudun içindeki kendim bile tek kişi değil, birçok kişi var ve asla birbirleriyle bağlı değiller. Şimdi konuşan kişi gerçek kendim olsa gerek..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yok Yere...
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759914141
Kitabın türü:
Çeviri:
Hüseyin Can Erkin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
"Yaşama sevincinizin kaynağı olan içinizdeki çocuk, sineklerin kanatlarını koparıp böcekleri yakmayı bıraktı mı? Ryu Murakami'nin sorusu bu."
Hakan Günday

Yer altı edebiyatının önemli ismi Ryu Murakami'den, gerilim yüklü bir roman...

Yirmi yaşındaki Kenci, seks adına her şeyin pazarlandığı başkentte yabancı turistlere rehberlik ederek yaşamını kazanan bir Japon gencidir.

Televizyonlarda, fahişelik yapan liseli bir genç kızın vahşice öldürüldüğü haberi yayınlandığı gün, Frank adlı garip bir Amerikalı' dan telefon alır. Kenci'den kendisine rehberlik yapmasını istemektedir.

Kitabı okuyanlar 8 okur

  • Fatih Ekici
  • Kutlu AKHAN
  • Mina Pamuk
  • Yusuf Çorakcı
  • Wichien Maat
  • esraaltunerrr
  • Simge Şahin
  • Gökhan Güven

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%37.5 (3)
8
%12.5 (1)
7
%37.5 (3)
6
%0
5
%12.5 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0