Hakan Bıçakcı

Hakan Bıçakcı

YazarÇevirmen
6.9/10
136 Kişi
·
398
Okunma
·
52
Beğeni
·
4.194
Gösterim
Adı:
Hakan Bıçakcı
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1978
1978’de İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra 1996 yılında üniversite eğitimi için Ankara’ya gitti. 2001’de Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü’nü bitirerek İstanbul’a döndü.

İlk romanı “Romantik Korku” 2002, ikinci romanı “Rüya Günlüğü” 2003, üçüncü romanı “Boş Zaman” 2004, ilk öykü kitabı “Bir Yaz Gecesi Kâbusu” 2005 yılında ve dördüncü romanı “Apartman Boşluğu” 2008 yılında Oğlak Yayınları’ndan çıktı.

Beşinci romanı “Karanlık Oda” 2010 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. 2011 yılında "Apartman Boşluğu", "Boş Zaman" ve "Rüya Günlüğü" İletişim Yayınları tarafından yeniden yayımlandı. Yeni ve eski öykülerden oluşan öykü kitabı "Ben Tek Siz Hepiniz" 2011’de İletişim’den çıktı.

"Apartman Boşluğu", 2009 yılında Arnavutçaya, 2010 yılında Arapçaya, 2011 yılında Bulgarcaya ve İngilizceye çevrildi.

Çeşitli dergi ve gazetelerde edebiyat, sinema, popüler kültür konulu yazıları yayımlandı.

Yayımlanmış Kitaplar:

Ben Tek Siz Hepiniz / öykü / 2011
Karanlık Oda / roman / 2010
Apartman Boşluğu / roman / 2008
Bir Yaz Gecesi Kâbusu / öykü / 2005
Boş Zaman / roman / 2004
Rüya Günlüğü / roman / 2003
Romantik Korku / roman / 2002
Kendi ülkesinde heykelleri yakıp yıkan politikacılara işleri yolunda gidiyor diye oy verip, yurtdışı gezilerinde heykellere sokulup otuz iki dişini göstererek gururla poz veriyordu...
“İnsanın aşık olduğu kişinin kendisini bekleyişini izlemesi harika bir şey. Biliyorum, bu pek rastlanacak bir manzara değil. Çünkü o seni beklerken, sen orada olamazsın.
Orada olduğundaysa, artık seni beklemiyordur.”
“Kimse romantik filmlerde veya aşk romanlarında olduğu gibi sevdiğini elde etmiyordu. Elde ettiğini seviyordu. Elde ettiğini sevdiğini sanıyordu.”
“Dünyaya bilinçli halde gelmiş bir bebek gibiydim. Eşyayla samimi, canlılara yabancı…”
“Olan biten hiçbir şeyin merkezinde değildim. Hiçbir zaman, hiçbir yerde önem taşımıyordum. Sadece geçip gidiyordum. Dokunmadan. Teğet… Rolüm yoktu. Figüran gibi.”
180 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
İstanbul'a bir ağıt olmasının yanısıra, bir insanlık ağıtı da diyebilirim. Hatta aynı zamanda her şeyin bu kadar otomatikleşmediği, sunileşmediği, çabuk tüketilmediği, yitip giden güzelim zamanlara da...

Hakan Bıçakçı öyle sakin sakin anlatmış ki çoğumuza bezginlik vermiş, nereye gitsek peşimizi bırakmayan inşaat seslerini, yavaş yavaş betona gömülen bir şehrin arkasından ağlama çağrısı okuduğumuzu hissediyoruz.

Kalabalık, gürültü, birbirimize nefes alacak fırsatı tanımayan hırslarımız, yorgunluğumuz, bıkkınlığımız... Zamanla olduğumuzu sandığımız insana bile yabancılık hissetmemiz...

Kitabın ana karakterinin tarihi İstanbul'un, tarihi mekanları üzerine bir kitap yazmak istemesi ile başlayıp kitabın içinde yer alacak olan mekanların bir bir kapanıp tarihe karışması ya da yerini bir bir yeni trend mekanlara bırakması üzerine ilerleyen bir kitap.

Bir yeri vardı kitabın, spoiler olmasın diye yazmayayım fakat okuyanlar verdiğim örnekten anlayacaktır neresi olduğunu, bu kısmı okurken çocukluğumda ölen muhabbet kuşumu annemle bahçemize gömdüğümüz geldi aklıma, benim gözyaşlarım eşliğinde. Sonra da bundan yıllar sonra ölen japon balığımızı çöpe atışımız... Bu kısım kitabın en üzücü kısmıydı sanırım benim için.

Bu ilk Hakan Bıçakçı kitabımdı. Hüzünlü buldum kitabı biraz ama bu hissi de sevdim aynı zamanda.

Kitapta adı geçen bir sürü müzik ve film ismi var, yazardan tavsiye niteliğinde. Hatta karakterin belirli bir tema üzerine film listesi yapması çok hoşuma gitti. Ben de en kısa zamanda kendi listemi oluşturmaya karar verdim.

Kendinizden, yaşadığınız muhitten, kendi cevrenizden mutlaka bir parça bulabileceğiniz bir kitap. Kesinlikle tavsiye ederim.
180 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
20. yüzyıl şehirlerin yüzyılıydı. Tüm dünyada insanlar yığınlar halinde kırsaldan şehirlere aktı. Bu yığılma karşısında şehirler, büyüdü, şişti ve kocamanlaştı. Bu durumda dünyada şehirler ikiye ayrıldı; Bu büyümeyi organize edebilen ve kent kimliklerini koruyup güçlendiren şehirler ile bu büyümeyi organize edemeyen, kimliklerini yitiren şehirler. Ülkemizdeki şehirler ne yazık ki bu konuda oldukça başarısız oldu. Bu hususta başı İstanbul çekti.

Hakan Bıçakcı’nın son romanı “Uyku Sersemi”nin başkarakteri her ne kadar Kahraman Kara gibi gözükse de, asıl başat ve gizli karakter İstanbul. Çünkü “Uyku Sersemi” kentsoylu bir roman. Her bir kelimesinden, satırından, paragrafından ve sayfasından kentlilik akıyor. Ama sayfalardan akan şey aynı zamanda, kentin, bu kitap özelinde İstanbul’un kaybolan kimliği. Her bir sayfada yitip giden, yok olan kent kimliğini takip ediyoruz.

Kahraman Kara, lise yıllarından beri, hayatında temas ettiği her şeyi listeleme alışkanlığına sahip bir karakter. Filmleri, müzikleri konularına göre listelediği gibi, yaşadığı şehre karakter veren uğrak noktalarını da listeliyor. Ve romanın başında, görüştüğü bir yayınevi, bu listeyi bir şehir rehberi kitabına dönüştürmeyi kabul ediyor. Bu kitapta, şehrin en önemli ama beraberinde belli bir ruhu da barındıran kitapçıların, lokantaların, sinemaların, tiyatro salonlarının, tarihi pastanelerin, kendine has meyhanelerin, esnaf lokantalarının, plakçıların, antikacıların, müze ve galerilerin yer alması planlanıyor. Ancak bu yerler için bazı kriterler de var. Örneğin sinemalar AVM içinde yer almayacak, tüm yerler belirli bir tarihi birikimi, bir hikayeyi bünyesinde barındıracak.

Kitap ve beraberinde getirdiği sorunlar, yayınevinin projeyi kabul etmesinden sonra başlıyor. Çünkü kitapta olması planlanan yerlerin ya kapandığı ya da kapanmaya hazırlandığı ortaya çıkmaya başlıyor. Şehir rehberine girmesi planlanan, kitapçılar parfümericiye, pastaneler bijutericiye, kafeler butiğe dönüşüyor. Tüm bu gelişmelere, ana karakterin yaşadığı ortamlardaki kentsel dönüşüm çalışmaları, yıkılan eski binalar, inşa edilen yeni binalar kısacası büyük bir beton yığını eşlik ediyor. Romanın sonunda kitap projesi de ters yüz edilip, farklı bir formata bürünüyor.

Hakan Bıçakcı'nın yumuşak ve naif bir tarzı var. Eserlerinde aksiyon, koşturma ve hız yok. Her şey oldukça yavaş ilerliyor. Sakin bir anlatımı var. Ama bu sakinlik koca bir devinimi, kentsel çalkantıları, alt üst oluşları gayet iyi aktarıyor. Yazar, İstanbul'un kaybolan kimliğini, geçmişini, hafızasını kaybetmesini, ana karakter Kahraman Kara’nın günlük yaşamı ile de özdeşleştiriyor. Kahraman Kara, kendi yaşamında da yüzünün ve sesinin yavaş yavaş değiştiğini ve başka bir karaktere dönüştüğünü gözlemliyor ve bu dönüşüm onu tüm aile ve dostluk ilişkilerinden koparıyor.

Bir insanın yüzü ve sesi, onun kimliği adına son derece belirleyici unsurlar. Yüzünüz ve sesiniz değiştiğinde ne kadar aynı siz olabilirsiniz? Yüzü değişen bir insan için, çevresindeki kişilerin ona aynı kişi gibi davranmaya devam etmesi oldukça zor olabilir. Kahraman Kara için de bu durum geçerli olmaya başlıyor. Bu noktada, romanda insan yüzü ile kentin yüzü arasında kurulan paralelliği gözlemliyoruz. Kentin yüzünü oluşturan meydanların, yolların, dükkânların, işletmelerin, binaların hızla değişmesi de, kentin karakterinde benzer bir değişim yaşatıyor. Oysa her şehir büyür ve değişir. Ancak özellikle tarihi şehirler, ona karakter veren tarihi merkezlerini olabildiği müddetçe korumaya, hatta gerekirse yüzyılların izini ön plana çıkamaya çalışırlar. Oysa İstanbul başta olmak üzere, Türkiye’nin tüm şehirlerinde hızlı bir kimlik yitimi mevcut ve beton kentin her yerini istila ediyor. Hem de bunu, özellikle muhafazakar olduğunu iddia eden bir iktidarın yönetiminde gerçekleştiriyor. Bu da özellikle üzerinde durulması gereken bir durum.

Hakan Bıçakcı'nın çok yalın bir dili var. Kelimeleri zorlamıyor ama basit kelimelerden ince bir mizah üretebiliyor. Yaşamı giderek hızlanan ama hızlandıkça yıpranan, değerlerini yitiren şehirleri, "yavaş roman" tarzı ile gayet güzel aktarmış. "Uyku Sersemi" uyku getiren sakin hali ile insana iyi gelen bir roman. Kedi Berna, temizlikçi Serap, sevgili Elif, Alzheimer babaanne o kadar sıcak ve naif karakterler ki, romanın hiçbir sayfasında eksik olmasını istemiyorsunuz. Tüm bu karakterlerle, Kahraman Kara’nın diyalogları oldukça keyifli. Örneğin Elif’in vejetaryenliği üzerine Kahraman’ın ona Hitler’in de vejetaryen olduğunu söylemesi gibi. Diyaloga sevimliliği veren esas nokta ise Elif’in cevabı; “Yuh, iki köfte yemek için amma kastın.”

Kitabı bir müzik ve film kitabı olarak da değerlendirmek mümkün. Kitap boyunca Kahraman’ın zihninde oluşan, konularına göre müzik ve film listelerini takip ediyoruz. Açıkçası ben bu listelerden bazılarını kendi listeme ekledim. Hatta bazı şarkıları kitap eşliğinde dinledim.

Hakan Bıçakcı 40 yaşında bir yazar ve bugüne kadar yedi romanı ve üç öykü kitabı yayınlanmış. Kitap sayısı verimli olduğunu göstermekle birlikte, kitapların tarzı ve derinliği kendi tarzını geliştirebildiğini ispatlıyor. Külliyatı daha dikkatli takip edilmesi gereken bir yazar olmaya doğru ilerliyor.
147 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Okuduğum ikinci Hakan Bıçakçı kitabı. Absürd hikayelere, büyülü gerçekliklere düşkünlüğüm malum fakat Boş Zaman'ı bir Rüya Günlüğü'nü sevdiğim kadar sevemedim. Sanırım yanlış bir zamanda okudum.
Kitap tasarımını çok beğendim, baskı kalitesi de güzel.
176 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Bildiğimiz şizofreni akımına kapılıp giden roman tarzlarından. Okumak için sağlam psikoloji içinde olmayı gerektiren bir kitap diye düşünüyorum. Okurken insan tuhaf oluyor :) Saplantılı düşünceler, paranoyak davranışlar, korku dolu bir anlatım arasında alışveriş merkezlerinden tutun düğünlerin tahliline kadar her şey kusursuzca harmanlanmış. Sonunda ise ne olmuş, nasıl olmuş anlayamadığınız bir ''açık kapı'' romanı. Kitabın sonuna bin bir düşünce içinde bir an evvel varayım derken kocaman bi merak havuzuyla baş başa kalıveriyorsunuz. ''Gelecek belirsizleştikçe geleceği öğrenme merakı çoğalıyordu.'' alıntısını da yazara sunuyorum... :)
40 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Tamam, söz bu gece son. Hızımı cidden alamadım sanırım. Ama maalesef ki alarm yarın için 6.45'e kurulu. Bir iki yerde gözlerim gitse de bitirmeden uyuymamak için inat ettim.

"Sevil de Sevme"yi "Otel Paranoya"dan önce okumama sevindim çünkü bu ikinci öyküde aradığım unsurları daha çok buldum. Bir tık daha üstü kapalılık bana çıkaracak daha fazla anlam ve gizli mesaj veriyor. Hikaye tamamen gariplik ve üstü kapalılığa oynuyor, bu da beni fazlasıyla tatmin eden bir unsur. Belli bir sona bağlanmaması da kafamın içindeki konuşmaları tartışmaları besleyecek yeni materyaller veriyor bana. Sadece yaratıcı olmakla kalmayıp, hedef kitlesinin yaratıcılığını geliştirmeye yönelik işler çıkaran yazarları saygıyla selamlıyorum. Unutmayın, Otel Paranoya'da klozete peruk atmak yasaktır. İyi geceler.
40 syf.
·Puan vermedi
Bir Muamma Dünya OTEL PARANOYA

Çocuk olmanın resimli kitaplarla özdeşleştirildiği bir yüzyılda büyüdük. Sayfaları onlarca resimle bezenmiş çizgi romanlarla çıktık en gizemli yolculuklarımıza. Yorulduğumuzda en güvenli yerlerine, yastık altlarına sakladık onları. Kimileri ise kitaplarını uyutmak için kalbine en yakın yeri seçti. Sonra büyüdük. Büyüklerimizin gözünde çocukluğun yitirilişinin bir önemi olmadan kutladık büyüyüşümüzü. Nasıl olsa çocuktuk ve her çocuk bir gün mutlaka büyürdü. Biz de büyüdük. Resimli kitaplarımız tozlu raflarda kendine yer bulurken siyah beyaz hikayelerimiz çoğaldı. Her birimiz ayrı bir hikayenin kahramanı olduk, her birimiz ayrı dünyaların misafiri... Ve şimdi bu sayfada sizi çocukluğunuzda olduğu gibi olağandışı bir yolculuğa çıkmaya davet ediyorum. Nereye mi gidiyoruz? Otel Paranoya’ya…
Otel Paranoya, öykü ve romanlarıyla tanınan yazar Hakan Bıçakçı’nın kaleminden sıradışı bir hikayenin, çocukluğumuzdan beri çok özlediğimiz o renkli çizimlerle harmanlanmış hali. Berat Pekmezci’nin çizimleriyle hikaye kahramanının çözümlenemeyen dünyasını canlandırmayı kolaylaştıran kitap, çok uzun zamandan sonra okuduğum ilk grafik kitap olma özelliğiyle unutulmazlarım arasında bir yer bulmuş durumda.
Otel Paranoya üzerine konuşmaya başlamadan önce gelin biraz çizgi roman ve grafik roman ayrımını netleştirelim. Çizgi romanları, mizahi kitapları ve son dönemde de yazdığı grafik roman senaryolarıyla tanıdığımız Otel Paranoya’nın editörü Levent Cantek, bir röportajında çizgi romanların her şeyi başaran, daima kazanan kahramanların hakimiyetinde olmasına karşın grafik romanların kahramanların ölebildiği, değişim geçirdiği insani hikayelerden oluştuğunu belirtiyor. Çizgi romanlar, çoğunluk değerlerine hitap ederken grafik romanlarda işlenen konular daha günlük hayattan her an karşılaşabileceğiz tarzda ya da daha sıradışı, hatta hayali konular bile olabiliyor. Grafik romanda hikayeye daha geniş yer veriliyor olması da çizgi roman ayrımını netleştiren çizgilerden bir tanesi.
Otel Paranoya da gerçek ve gerçek dışının ustaca kurgulandığı bir grafik roman. Kitabın arka kapağında Otel Paranoya’nın ‘belleksiz bir rasyonalitenin, kaybolmanın rüyası’ olarak nitelendirilmesinin ne kadar yerinde bir tanımlama olduğunu kitabı okuduktan sonra anlayabiliyorsunuz. Kitabı okumaya başladığınızda hikaye kahramanımız ile bir kapıdan geçip sevimsiz bir otele giriş yaptığınızı düşünüyor olabilirsiniz, ama sonrasında içine düştüğünüz büyük muamma sizi gerçek olanı aramaya yöneltiyor. Bir tarafta okuduğunuz hikayenin karmaşıklığı, diğer tarafta gerçekten neler olduğunu çözümlemeye duyulan ihtiyaç ve çizgilerin hayal gücünüzle buluşmasıyla işte tam olarak ‘kaybolmanın rüyasını’ yaşıyorsunuz. Hakan Bıçakçı’nın kitaplarını yazarken kullandığı tekniği biliyor olanlar, okuduklarının Hakan Bıçakçı’nın kabusları olduğunu, yani başına gelmesine korktuğu şeyleri karakterlerine yaşattığını anlayabilenler diğerlerine göre hikayeden daha fazla zevk alabilirler. Çünkü rüyalar sınırsızdır. Sonsuz seçenek içinden biri başınıza gelir ve onu yaşarsınız. Bunun bir rüya olduğunu bilmediğinizde ise zihniniz olanları kabul etmekte zorlanır. Otel Paranoya da zihninizi zorlayarak, olmaz dediklerinizi mümkün kılan, çizimleriyle de tüm olanaksızlara karşı bilinçaltınızı ikna eden yapısıyla son dönem romanları arasında sivrilecek gibi görünüyor. Anlatım olarak fazla betimleme içermesiyle, sonraki cümlelerde karşılaşacağınız tuhaflıkları anlamanız zorlaşıyor. Kitap sanki tümüyle zihninizle oynuyor. Anlamakta, gözünüzde canlandırmakta zorlandıklarınızı Berat Pekmezci sizin için çiziyor. Çizimler hikayeyi derinleştiriyor, anlamlı kılıyor. Çizgilerin durağan yapısı anlatılanların yeterince karmaşık olmasını dengeliyor. Yani kitabın hikayesinin sıradışılığı daha karmaşık çizimlerle üst seviyeye taşınmak yerine, daha doğal çizimlerle okuyucunun o sıradışılığın içinde yer edinebilmesi sağlanmış. Böylece okuduğunuz hikayenin içinde artık sizin de bir rolünüz oluyor.
Şimdi, ister kahramanımızla birlikte tuhaflıkları yaşayın ya da tüm bu tuhaflıkları kurgulayan siz olun, ne de olsa artık rüyadasınız. İzin verin zihiniz sizi istediği yere götürsün. Her kapının ardında mutlaka keşfedilecek yeni dünyalar vardır.
254 syf.
·Beğendi·10/10
Barış Bıçakçı kalemi ile tanışma kitabım oldu Apartman Boşluğu. Kitaptaki kelime oyunlarını çok sevdim. Kahvenizi hazırlayın ve oturup bir an önce Arif'in hikayesi ile tanışın. Aslında hepimizin bu hayatta en az Arif kadar korkuları ve endişeleri vardır. Huzursuz bir adam. Hayatını sıfırlayıp yeni bir düzen kurmak isterken karşısına çıkan ufak bir delik, hayatını bambaşka karmaşaya sürüklemektedir. Işte tam da bu noktada giderek paranoyaklaşan bir müzisyenin seslerle kurduğu hastalıklı ilişkisini okuyoruz. Yaşanan hayatın gerçekliği içinde tüm şizofrenisi ve yoğunluğuyla zihnin başka kapılarını aralıyor Hakan Bıçakçı. Çokk sevdim, çoktaa hayran kaldım.. Okuyun, okutun..
162 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10
Ben Tek Siz Hepiniz, Hakan Bıçakcı’nın ilk okuduğum kitabı. Yazardan önce ilk olarak yayınevine dair bir yorum yapacak olursam, İletişim Yayınları bir kez daha boş bir kitap basmayacağını kanıtladı. Türk edebiyatında yeni bir akım yaratabilecek bir özgünlüğe sahip bir kısa öykü kitabı ile karşı karşıyayız.

Kitabın okuduğum ilk üç öyküsü kısa süren bir hayal kırıklığı yaratsa da, ardından gelen öyküler, yazarımızın tarzını zaman içinde daha da ustalaştırdığını gösterdi. Kitabın başında yer alan notta belirtildiği üzere, kitapta yer alan 27 öyküden 15’i daha önce, Oğlak Yayınları tarafından basılmış olan Bir Yaz Gecesi Kabusu kitabında yer almış ve bu kitapta yer almadan önce gözden geçirilmiş. Diğer 12 öykü ise ilk kez yayınlanmış.

Öykülerde gerçekdışılık, gerçekdışılığa yaklaşan gerçeklik ve gerçekliğin absürtlüğü iç içe geçen durumlarla, ustaca işlenmiş. Hemen hemen bütün öyküler, modern zamanlarda, modern bireyin günlük yaşamının sıradan yaşam parçaları. İkizinin cenazede kardeşinin resmini yakasına iğneleyen adam…. Deniz otobüsüne yetişmeye çalışan yolcu… Yıllardır aynı evrak çantası ile evrak dağıtan memur ve onun parmakları… Radyosunun pilinin bitmesinden korkan gece bekçisi… Canlı müzik çalınan bar arayan turist… Buluşma yerini gözetleyip kız arkadaşını seyreden sevgili… Kahve falı… Sokak köpeği ile gözgöze gelen öğretmen… Tuvalete kilitli kalan müşteri… Sokak soyguncuları… Çocuk bakıcısı… Sokakta terk edilmiş bebekler… Hep aynı domates dilimini yiyen adam ve Japon Ninjaları…

Uykular, kabuslar, hayaller, Deja vu’lar, sanrılar, hayal güçleri iç içe günlük, sıradan yaşamların içinde, hepsi kısa öykülerin içine sığışmış.

Kitabın yeterince olgun, ustalık eseri bir kitap olduğunu iddia etmeyeceğim. Ama kendisine ait bir tarz geliştirmeye çalışan yazarın, emek sarf edilmiş, üzerine emek sarf edilmiş eseri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Öyküler ilerledikçe, kitapta çizgiroman yazarlığı tadı aldığımı düşünürken, kitabın son öyküsü de bir çizgiromanın hikayesini anlatıyordu. Kitaptaki öykülerin bir çoğu, çizgiromanı çizilebilecek, o tekniğe uygun hikâyeler. Böyle düşündükçe öykülerin zihinde canlandırılması da daha keyifli bir hal alıyor.

Bu kitap, beni Hakan Bıçakçı’nın diğer kitaplarını da okumak konusunda heyecanlandırdı. İletişim Yayınlarının eselerinden kuşku duymamam gerektiğini de bana bir kez daha hatırlattı.
180 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
#kitapagacisabitfikirkulubu ile okuduğumuz mart ayı kitabımız Uyku Sersemi'ni her fırsatta sıkılmadan okudum. Ama 'Ay çok merak ediyorum acaba ne olacak' şeklinde merak uyandıran bir okuma olmadı benim için.. Yazarla tanışma kitabım oldu ama güzel bir başlangıç oldu benim adıma.. Kentsel dönüşümü kendi hayatı ile bağdaştırıp, kendi sesini ve simasını tanıyamaması gerçekten çok ilgimi çekti.. Bir şehir rehberi hazırlamaya çalışan yazarın gün be gün şehrin asıl mekanlarını kaybetmesine tanık oluşu asılda kendini kaybetmesine, sevgilisinin bile onu o şekilde gördüğüne inanmasına ve en sonunda da delirmesine neden oluyor.. Son bölümde ise yerleştiği terk edilmiş lüks villalar ise bence şu an ki insanlığımızın bir özeti.. Özellikle Berna'yı gömecek bir avuç toprak bulamaması ve çöp konteynırına atması beni çok üzdü Tam ülkemizin keşmekeşi.. Babaannesi ile olan diyalogları, İstanbul'un gittikçe değişen yüzü, bir dükkanın tutunamayan kiracıları/alıcıları beni çok etkiledi; çok doğru tespitlerle anlatmış.... Rüyada mı gerçekte mi hali çok anlamlı, çünkü bende hep yaşadığım olaylara göre görürüm rüyalarımı yada gördüğüm rüya gerçeğim olur.. "Kentlerle ilişkimiz rüyalarla olduğu gibidir" tanıtım cümlesi cuk oturmuş "İstanbul Kitabı"na..
Bence şu an ki hayatımızı ve kitabı özetleyen kısım ise: "Reçetede stresten uzak durmak gibi günlük hayatta karşılığı olmayan saçmalıklar vardı. Şehrin merkezine yakın, şehrin hayatının stresine uzak; galoşların mavisiyle marulların yeşilinin buluştuğu noktada, amatör dans manzaralı, yepyeni bir yaşam alanı!" Yazısıdır.
179 syf.
·Beğendi·8/10
İletişim yayınların dan çıkan Hakan Bıçakcı’nın kaleme aldığı hikaye de büyük boşluklar var eseri 179 sayfa dan ve birbirinden bağımsız konu başlıklı bir çok küçük hikaye den oluşuyor.
Genellikle yol da seyir halindeyken yazılmış hikayeler gibi, yani kişi bir bakıyorsunuz metro da, bir bakıyorsunuz taksi de, bir bakıyorsunuz uçakta, tren de, her yer de seyahat halinde. Karşılaştığı farklı yüzlerden kendine bir hayal dünyası kurup onların üzerine kurgulanmış kısa hikayeler kaleme alınmış.
Aslına bakarsanız seyir halinde okunabilecek trajı komik hikayeler de diyebiliriz. Yazarın yarattığı hayali kahramanlar bizim de gündelik yaşantımızın rutin akışı için de karşılaştığımız ve aklımız da yer tutmayan insanlar gibi.
Öyle akıl da kalıcı okuyucuyu tesiri altına alacak bir hikaye ile karşılaşmadım ben ama dediğim gibi seyir halindeyken okumak farklı hissettirebilir.
Sanırım bu durum da kitap isminin hakkını veriyor yani hakikaten hikayeler arasında devasa boşluklar var ve hiçbiri bir diğerine benzer nitelikte değil :) Biraz eğlence ve mizah katıldığı için ve hikayeler rutin hayatımız da bizim de zaman zaman karşılaştığımız ve hatta bazen işi abartıp hayallerimize taşıdığımız kahramanlarla dolu olduğundan farklı gelebilir.
Oldukça kısa ve farklı bulduğum bu eseri yolculuk esnasın da uzun seyahatleriniz de okumanızı tavsiye edebilirim, çünkü yolculuk ve kitap aynı anda biteceği için en azından seyahat süresince size iyi bir arkadaş olabilir diye düşünüyorum :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Hakan Bıçakcı
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1978
1978’de İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra 1996 yılında üniversite eğitimi için Ankara’ya gitti. 2001’de Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü’nü bitirerek İstanbul’a döndü.

İlk romanı “Romantik Korku” 2002, ikinci romanı “Rüya Günlüğü” 2003, üçüncü romanı “Boş Zaman” 2004, ilk öykü kitabı “Bir Yaz Gecesi Kâbusu” 2005 yılında ve dördüncü romanı “Apartman Boşluğu” 2008 yılında Oğlak Yayınları’ndan çıktı.

Beşinci romanı “Karanlık Oda” 2010 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. 2011 yılında "Apartman Boşluğu", "Boş Zaman" ve "Rüya Günlüğü" İletişim Yayınları tarafından yeniden yayımlandı. Yeni ve eski öykülerden oluşan öykü kitabı "Ben Tek Siz Hepiniz" 2011’de İletişim’den çıktı.

"Apartman Boşluğu", 2009 yılında Arnavutçaya, 2010 yılında Arapçaya, 2011 yılında Bulgarcaya ve İngilizceye çevrildi.

Çeşitli dergi ve gazetelerde edebiyat, sinema, popüler kültür konulu yazıları yayımlandı.

Yayımlanmış Kitaplar:

Ben Tek Siz Hepiniz / öykü / 2011
Karanlık Oda / roman / 2010
Apartman Boşluğu / roman / 2008
Bir Yaz Gecesi Kâbusu / öykü / 2005
Boş Zaman / roman / 2004
Rüya Günlüğü / roman / 2003
Romantik Korku / roman / 2002

Yazar istatistikleri

  • 52 okur beğendi.
  • 398 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 256 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları