Gönderi

Puan vermedi·240 syf.··
2024 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2024 00:38
Büyük Türkçü Hüseyin Nihal Atsız'ın kaleminden okuduğum ikinci romanıydı. Ruh Adam'dan sonra bu kitap da bana benzer duygular hissettirdi. Nihat eski bir asker, Murad ise kayıp şehzade.. Atsız'ın askerliğe olan zaafını sürekli kitaplarda görüyoruz. Roman, Ankara Savaşı sonrası yenilen Osmanlı Devleti'nde baş gösteren taht kavgası ortamında başlar. Dönemin atmosferini ensenizde hissediyorsunuz. Deli Kurt lakaplı Murad, İsa Beğ'in ölmeden önce sadık hizmetkarı Çakır'a emanet ettiği kayıp şehzadedir. Çakır onu sütannesine emanet etmiş ve Evren ile beraber büyümüşlerdi. Yaşıtlarından daha güçlü, daha akıllı, daha çeviklerdi. Kitapta en etkilendiğim yerlerden birisi de kesinlikle mezarlık sahnesiydi. Böyle bir içsellik ile, duygulara dokunarak yaşanan sahneyi ben yanı başımda hissettim. Ruh Adam kitabında olan mahkeme sahnesine benzettim, ikisi de beni derinden sarstı. Romanın ana hikâye örgüsü ise Deli Kurt’un Gökçen'in hikâyesini dinlemesi ve sonra Gökçen’i görmesiyle başlamaktadır. Deli Kurt evli olmasına rağmen, Gökçen'e aşık olmasıdır. Gökçen Kız’ın fiziği, nazlı yürüyüşü ve büyüleyici yeşil gözleri, Deli Kurt’un aklını başından alır. Atsız romanın bu kısmında bir mitolojik öykü kurgulamıştır. On yıl geçtikten sonra Deli Kurt, Evren ve Çakır obaya tekrar döndüklerinde pınara giderler. Akşam karanlığında bir gölge gözükür. Hepsi birden gölgenin olduğu yere doğru bakarlar. Durumu anlayan Satı Kadın, bu gölgenin Gökçen olduğunu ve kesinlikle Gökçen’in gözlerine bakmamaları gerektiği söyler. Bunun sebebi ise Gökçen’in gözlerinden çıkan yeşil parıltıdır. Bir Sefer haberi gelir. Sefer Karaman ülkesinedir. Cenk edilir ve kazanılır. Bu sırada Deli Kurt’un gözleri bir kalabalığa takılır ve atını oraya sürer. Yerde yaralı yatan bir Karamanlı askerini öldürmeye çalışan Yeniçeriyi öldürür ve kendisi de yaralanır. Yaralı olan Deli Kurt’u Karamanlılar kendi evlerine götürür ve tedavi ederler. Deli Kurt’un hayatını kurtardığı Varsak Türkmen’i Balaban’da Deli Kurt’un canını kurtarır ve onu iyileştirir. Daha sonra Deli Kurt’u kendi obasında misafir etmek ister. Birlikte Varsak Obası’na giderler. Burada Deli Kurt, Balabanın Gökçen’in amcasının oğlu olduğu öğrenir. Balaban Deli Kurt’a Gökçen’in gerçek kimliğinden de bahseder. Gökçen’in annesinin Varsak obasında yaşadığını da söyler. Obada iyi bir şekilde ağırlanan Deli Kurt’un aklı Gökçen’in annesindedir. Onunla tanışmak ister. Gökçen gibi onunda gözleri ışık saçar, görenleri öldürdüğü söylenen bir kadındır. Deli Kurt bütün cesaretini toplayıp Gökçen’in annesi Esen Börü’nün yanına gider, onunla tanışır. Kızını sevdiğini anlatır. Bu sözlerin sonrasında Esen Börü, Gökçen’in de Deli Kurt’u sevdiğini ona söyler. Deli Kurt’un aklına kendisinin de Gökçen gibi kutlu bir soydan geldiğinin söylenmesi takılır. Kitabın sonlarına doğru bir savaş sahnesi var. Savaş sonrasında obaya dönen Deli Kurt kendi çadırına gider. Ancak ne eşini ne çocuklarını bulabilir. Obadaki imam afet olduğunu köyle hemen herkesin öldüğünü söyler. Gökçen, Satı Kadın, eşi Melek Hatun ve çocuklarının öldüğünü duyan Deli Kurt adeta yıkılır. Şu koca dünyada tek başına kalmıştır. Bir Ümit ile gittiği Gökçen'in durduğu ağacı yerinde göremez, bu afet o ağacı bile yerinden sökmüştür. Romanın sonunda Deli Kurt bilinmez bir yola girerek gözlerden kaybolur. Uzaklara doğru yol almış, gittiği her yerde Gökçen'i aramıştır. Romanda Hüseyin Nihal Atsız’ın dünya görüşünün yansımaları belirgindir. Atsız'ın Türkçü görüşleri Tımarlı Sipahilerin Yeniçerilere duyduğu öfkede kendini göstermektedir. Romanın başkahramanı da bir yeniçerinin ölümüne sebep olmuştur. Savaştığı Karamanlıları, devşirme Yeniçerilerden üstün tutmaktadır. Roman Osmanlı döneminde geçtiği için doğal olarak Müslüman Türkleri anlatmakta fakat Uygur kökenli Gökçen ve annesi Esen Börü ile şamanizme ve eski Türk dinine göndermelerde bulunmaktadır. Esen Börü, Deli Kurt’un Müslüman mısın? sorusuna “Siz Osmanlılar da Karamanlılar gibi insanın yüreğindeki nesneye mi karışırsınız? Müslüman olup olmadığımı niye soruyorsun? Türk olduğum yetmiyor mu? Biz insanları dinlerine göre değil, soylarına göre ayırırız.” cevabını vererek Atsız’ın din ve milliyet hakkındaki görüşlerinin bir özetini sunmaktadır. Hüseyin Nihal Atsız, Deli Kurt eserinde kahramanlığın, yiğitliğin ve mücadeleciliğin hayattaki önemini göstermek istemiştir. Bunu da Türk mitolojisinden ödünç aldığı kimi fikir ve kavramları ustalıkla hikâye örgüsüne uygulayarak yapmıştır. Zaten hikâyenin ana karakteri Deli Kurt’un fantastik hatta mitolojik bir karakter olarak tasarlanması da şaşırtıcı değildir. Benzer şekilde Gökçen, Esen Börü, Satı Kadın, İsa Bey, Çakır mitolojik birer figür gibidirler. Öte yandan, eserde dönemin Anadolu’daki Türkmen obalarındaki yaşam ve Anadolu’nun Türkleşmesi hakkında bilgiler verilmiştir. Atsız, Tarihi roman ekseninde gençleri Türklük şuuruna aşina kılmayı amaçlamıştır. Yazar, Fetret Devri’nin iç karışıklıkları, savaşlar, yeniden kurulan devlet ve gerçek aşk bağlamlarında doğumdan ölüme değin sınanan insan portresi çizmiştir. Deli Kurt kendini ispatladığı her sınavdan daha olgun bir şekilde çıkmıştır. Son olarak diyeceğim şey "Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş, anılmakla hangi ruh olmazki sarhoş" Deli Kurt Hüseyin Nihâl Atsız
Duygu ve Düşünce
Deli KurtHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 202219,6bin okunma
·
131 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.