"Bülbülü Öldürmek", Harper Lee'nin kaleminden çıkan ve günümüzde klasik olarak görülen bir roman... 1960 yılında Pulitzer Ödülü kazanan bu roman, aynı zamanda beyazperdeye de uyarlanmıştır ve film de Oscar Ödülü kazanmıştır. Yazarımız Harper Lee, dokuz yaşındaki küçük bir kız çocuğunu odağına alıyor ve romanı, kurguda yaşanan olayları onun ağzından anlatıyor. Küçük bir çocuk saflığında, onun bakış açısında yazıyor. 1930'lu yıllarda Amerika'nın güneyinde yaşanan ırkçılığı, eşitsizliği ve vicdansızlığı çarpıcı bir biçimde aktarıyor okura... Scout Finch büyürken biz de onun gözünden adalet arayışı, eşitsizlik, ayrımcılık, iyilik ve kötülük gibi temel olguları okuyoruz. Önyargıların bir insanı nasıl değiştirdiğini ve insanların vicdanını nasıl kör hale getirdiğini deneyimliyoruz. Başarılı kalemiyle dönemin toplumunu ve tüm o yozluğu sorgulatıyor okura Harper Lee... Bunu yaparken oldukça yalın ve sürükleyici bir üslup tercih ediyor. Yetişkin bir adamın bir çocuk gözünden yazması tehlikelidir, kantar kayabilir; lakin yazarımız bunu da güzel başarıyor ve o saflığı, o hayatın başında oluşluğu hissettiriyor. Son sayfalar için bir tık daha çarpıcı bir bitiş beklerdim. Ayrıca yıllar sonra kaleme alınan "Tespih Ağacının Gölgesinde" adlı kitabın bu romanın devamı niteliğinde olduğunu hatırlatmalıyım.
Romanımızın asıl kahramanı Scout, Maycomb adlı bir beldede abisi Jeremy ve babası Atticus ile yaşayan küçük bir kızdır. Babası, her zaman haklının yanında olan ve tüm gücüyle savunan bir avukattır. Aralarında dört yaş olan Scout ve Jem, okul dışında kalan vakitlerini evlerinin etrafında yaramazlıklar yaparak ve oyunlar oynayarak geçirir. Sonra onlara yazları teyzesinin yanına gelen Dill de katılır. Bu üçlünün oyunlar dışında diğer bir eğlencesi, yakınlarında bulunan Radley'lerin evidir. Üçlü, "Öcü" olarak çağırdıkları Radley'lerin küçük oğlu Arthur'u çok merak eder. Hep onu görebilmek ve bahçeye çıkarabilmek üzerine türlü planlar konuşurlar. Scout bir genç kız olduğunu reddedip Jem'i örnek almaktadır ve tek derdi abisi Jem ile yeni maceralar yaşamaktır.
Bu esnada Atticus, bir dava üstlenmek zorunda kalır. Bu ailesi adına onda büyük bir tedirginlik yaratır, çünkü davada bir beyaza karşı bir siyahiyi savunmak zorundadır. Finch ailesini mahallelerinde, okulda, kasabada zor günler bekler; babası bir siyahinin avukatlığını üstlendiği için türlü hakaret ve ırkçılığa maruz kalırlar. Ewell'ların kötü şöhreti tüm kasabada bilinmektedir, hal böyleyken siyahi Tom Robinson, Ewell'ların büyük kızına tecavüz etmekten suçlanmaktadır. Karar günü Atticus tüm gerekçeleriyle harika bir savunma yapar, üstelik tecavüz bulgusuna rastlanmamıştır ve Ewell'ların ifadeleri tutarsızdır. Jüri, Tom'un suçlu olduğuna karar verir, idam cezası çıkar. Herkes aslında Tom'un suçsuz olduğunu bilmektedir içten içe; ancak her ne olursa olsun bir siyahi, bir beyaza karşı asla kazanamaz. Atticus, Bob Ewell'den tehditler alırken davayı temyize götürür. Ama Tom Robinson kendi kaderini beyazların tayin etmesini kabullenemez, hapishaneden kaçmaya çalışırken vurulur ve ölür. Bu kötü haberi Tom'un ailesine Atticus söylemek zorunda kalır.
Tüm bu olayların ardından zaman geçtikçe Maycomb normale döner. Kasabada Cadılar Bayramı kutlanacaktır, Scout jambon kostümü giyer. Şenliğin bitişinin ardından çocuklar eve dönerken Bob Ewell intikam amacıyla onlara saldırır, ikisi de hırpalanır ve yara alır. Fakat onları Bob Ewell'dan kurtaran Arthur Radley'dir. Çocukları adamın elinden kurtarır ve onları evlerine kadar taşır. Finch'lerin zor gecesi, Arthur sayesinde yalnızca bir kol kırığıyla atlatılır.