·114 syf.····Okunma: 07 Aralık 2024 00:53 Haksızlığa karşı, zulme karşı mukavemmet göstermek kişi olanın payına düşecek en onurlu şeydir. İşte Ali bu onuru göğsünde bir şeref payesi olarak taşıyacak bir karakter. Ali zor bir çocukluk geçirmiş erken yaşta yetim kalmış dedesi Pelvan Sülüman'la bir oraya bir buraya savrulmuş belki bu göçebe hayat yüzünden bir baltaya sap olamamış ama tüm zanaatlerden daha yüce bir meziyet olarak haksızlığa karşı hakkı söyleme meziyetini kazanmış. Bunun ötesinde Ali, haksızlığa karşı hakkı savunmakla da kalmayan haksızlığı ortadan kaldıran ve buna sebep olan zalimleri cezalandıran karakteri ile hem bir avukat, hem bir yargıç karakterine sahip. Lâkin gelin görün ki ademoğlu içinde ancak yüksek bir onura sahip insanların sahip olduğu bu meziyet Ali'nin başına türlü belalar açıyor roman boyunca. Ali toplumdan bu yönüyle ayrılıyor ve bu yüzden her zaman içinde bulunduğu toplumdan fiilen de ayrılması gerekiyor ve göçebe bir hayat yaşıyor bu yüzden. Hakkı savunmak her zaman başına bela açıyor çünkü Rousseau'nun söylediği gibi "Köleler özgürlük sözüne gülerler." Ali'nin biricik sevdiceği Münire var bir de spoiler vermek yasak olduğu için uzun uzun anlatmasam da söylemek istediklerimi bana kalırsa Münire en saf aşkın bir timsali olarak duruyor karşımızda. Ali de Münire'ye aşık, sırılsıklam aşık olmuşlar ama Münire, Ali'yi böyle sevmese Ali onu öyle sever miydi bilmem. O yüzden Münire'den doğuyor her şey. Bir de Mustafa Ali ile Münire'nin oğlu babası gibi yiğit bir yüreğe sahip onu okuyunca tanımak en doğrusu ama üzerinde babasının gölgesi olan bir karakter Mustafa'da. İşte ana karakterlerimiz bunlar ama benim için romanı başarılı kılan unsurlardan biri ise yardımcı karakterlerin güçlü kurgusu oldu. Roman boyunca kurgulanan pek çok yardımcı karakter hem ana hikayeye mükemmel şekilde hizmet ediyor hem de dönemin taşra insanınına ışık tutuyor. Ayrıca taşra hayatına ışık tutan sadece karakterler de değil elbet roman genel olarakta dönem taşrasını başarılı şekilde aktarmış. Dönemin insanlarının sorunlarının bazılarının günümüzde de olduğunu fark etmek üzücü oluyor. Okumayan bir toplumda yaşamak. Roman da kitap satan bir
dükkanın sinek kovaladığını ama gazetelerin okunduğunu hele seçim dönemi yok sattığını duyuyoruz işte böyle ne yazık ki insanımız günü kurtarmak için yaşıyor. Bir duvarın arkasını görmek istese zıplar elleriyle tutunur gücü yettiğince duvarın arkasına bakar sonra düşer, kitap okuyan insan öyle mi; bir merdiven alır öyle izler. Belki böyle bitirince inceleme yarım kalmış hissi uyandırır ama bu da bir eleştiri benim için işte Uzun Hikaye'nin böyle bir tadı kaldı damağımda.