·494 syf.····Okunma: 08 Aralık 2024 02:03 İki Şehrin Hikâyesi, Fransız Devrimi'nin kaotik atmosferinde geçen, Londra ve Paris arasında mekik dokuyan etkileyici bir hikâye. Roman; fedakârlık, adalet ve insan doğasının karanlık ve aydınlık yönlerini keşfe çıkıyor.
En çarpıcı yönü, karakterlerin derinliği denebilir. Hepsinin içerisinde ayrı bir hikaye barındırması, birbirleriyle kurdukları bağların doğası insanı içine çekiyor ve kitabın daha derinden bir etki yaratmasına neden oluyor.
Benim aklıma kazınan karakter, Sydney Carton oldu. Sydney Carton’un kendini feda edişi, insan ruhunun dönüştürücü gücünü aktarıyor bize. Dünyayla başından beri bağ kuramamış bu karakter yeteneklerine ve zekasına rağmen hep ikinci adam olmayı, arka planda kalmayı tercih etmiş biri. Bundan da şikayetçi değil aslında, başka türlüsünün olabileceğini düşünemiyor çünkü. Sevilebileceğine inanmıyor ve bu da onu içinden çıkılmaz bir kaybolmuşluk hissine götürüyor. Ama sevebileceğini görüyor ve buna sımsıkı tutunuyor, Lucie'nin aşkında hayat buluyor, hayatına imkansız da olsa bir umut doğuyor. Ve yine bu aşk için feda ediyor kendini, sevdiği için iyi bir şey yaptığının mutluluğuyla belki de...
Madame Defarge gibi karakterler ise intikam duygusunun nasıl insanları tükettiğini, hatta insani duyguları kör ettiğini gözler önüne seriyor.
Dickens’ın betimlemeleri ve güçlü dili, bizi dönemin karmaşasının içine atıyor. Aristokrasinin halka zulmü ve bunun doğurduğu acımasız devrim karakterlerin etrafında bir ağ gibi örülüyor. Kanla, zulümle ve intikam duygusu ile kirlenmiş bir adalet arayışı... İnsanın acımasız doğasının sınıf fark etmeksizin her yere ve her kişiye yayılabileceğinin güzel bir örneği.