Kim Bu Cahilliğin Suçlusu?
10/10
·171 syf.··
Beğendi
·
2024 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Aralık 2024 20:41
Mahmut Makal'ın dilini, anlatışını ve okuduğumda beni hemen bağlayan cümlelerine bayılıyorum. Örneğin daha ilk sayfada Memleketin Sahipleri bölümünde okuduğum şu kısa cümle yine beni sarıp sarmaladı; Sonunda kalk bakalım ağa! diyorlar Mırıloğlu'na. Kalkıp iyice o da oynuyor. Aklı da yerinden oynuyor. Yaşar Kemal, Mahmut Makal, Orhan Kemal, Fakir Baykurt gibi yazarları okuduğumda sanki benimle küçüklüğümden şimdiki yaşıma kadar yaşamış bir arkadaşım ile olan ortak anılarımızı dinleyip, konuşuyormuşuz gibi hissediyorum. İyi ki toplumcu gerçekçi yazarlarımız var ve bunları okumaya ömrüm var. Mahmut Makal'dan okuduğum üçüncü kitap. Bu kitabında da kendi köyünde olan hurafelerden, ilkel yöntemlerden, köylüleri'nin asla akıllanamamasından ve kendi hayatlarını hep aynı çizgide yürütmelerinden bahseder. Ama artık Mahmut Makal burada öğretmen değil gözlemci konumunda anlatır. Makal'ın işini artık yeni nesiller yapar. Her ne kadar zorluğun büyük bir kısmını daha önce Makal çekmiş olsa da, yeni nesil de bundan payını az da olsa alır. İlk bölümde kitaba ismini de vermiş olan hikayeden bahseder. Bu hikaye, köylünün gördüğü nesnelerin, varlıkların, cinlerin ve yılanların olduğundan kat be kat daha abartılmış hali ile görmelerini ve bunun mantığa uymasa dahi düşünmeden körü körüne inanmalarını anlatır. İkinci bölümde ise benim de kendi doğduğum yerden tanık olduğum bir hikayeden bahseder. Burada ise bebeklerin daha bebekliklerinde dillerinin altında olan damarların kesilmesi gerektiği çünkü bu damarların çocuk büyüdüğünde çok sinirli ve asabi olmaması için yapılması gerektiğinden bahseder. Yine tabi ki yaşamlarında onları aydınlatmaya çalışan kişi köyün öğretmeni Mahmut Makal değilse bile diğer bir kadın öğretmen olur. Köylü kadınların usullerine göre büyütülmeyen bebekler onların değimi ile 'yarım yaşayan'a dönerler.' Ama daha modern ve onların bebekleri gibi yetişmeyen öğretmenin bebeğine ise şaşırıp dudak bükerler. Üstelik kadın öğretmen ne damarı keser, ne sıcak küle batırır ne de bebeğinin gözünü yalatır. Aradan yıllar yüzyıllar bile geçse bu köylünün akıllanmayacağını Makal çok iyi bilir. Bir derdi, bir hastalığı ya da başı dara düşmüş olan hemen soluğu muskacı hocalarda alır. Hocaların yüzlerce lira karşılığında yaptıkları muskalara medet umup bir kurtuluş yolunu gözlerler. İlk kitabında aynı konulara Mahmut Makal değindiğinde aynı zamanda eleştiriyordu da ama şimdi sadece gözlem ve aktarma gücünü kullanıyor. Artık bıktığından mıdır? yoksa alıştığından mı? bilmiyorum ama sadece bize olanı olduğu gibi aktarır. Aralarda hiciv edip bize kısa kısa olanı kabullenemediğini hissettirse de o da köylüler gibi haraket edip, eskiden inanmadığı ve eleştirdiği şeyleri yapar. Halk her ne kadar hocalara güveniyor olsa da sıra yağmur duasına gelince işler değişiyor. Bir yağmur yağması için birde dolu yağmaması için iki muska köyün hocalarına yazdırılır. Kimin muskası ters etki yaparsa, köylülerin deyimi ile 'dua ters tepti' olursa hocaya hakaret edilir ve bir daha muska yazdırılmaz. Tıp, bilim gibi insanın hizmetine sunulmuş en iyi ilimler dururken köylüler çareyi hep hocalarda ararlar. Güneş ve Ay tutulmalarına hep Zebani'nin bir oyunu diyip sabahlara kadar namaz kılıp ateş ederler Ay'a, ki Zebani'ler kaçıp gitsin Güneş ve Ay kurtulsun. Ve fakirlerin lambası aydınlansın. Apandisit'i şişmiş bir hastayı doktora götürmek yerine yine bir hocadan dua edip iyileşmesini beklerler. Makal'ın hastahane teklifine ise sanki düşmandan gelen bir sözmüş gibi hep beraber karşı çıkarlar. Muhafazakar'lık o kadar ileri boyutlara ulaşmıştır ki Makal'ın köyünde, resmen yüzyıllar önce dedelerinin yaptıkları davranışları, yaşama şeklini, hayatı algılayış biçimleri bile yenil nesiller ve hatta ilerde gelecek olan nesillerde bile devam ettiği ve edeceği çok bellidir. Hani insan kendini güvende hissettiği liman'da yaşamak ister diye bir söz varya işte bu insanların yaptığı da budur. Onlara göre güvenli liman şuan içinde bulundukları hayattır. Bu hayatta yoksulluğun en dibi de olsa, hastahaneye ulaşamamaktan yolda ölenler de olsa, bir ekmekle büyük bir aile karnını doyurmaya da çalışsa doğru olan budur. Makal'ın savaşı bitmiş midir? bence hayır. Ama tek başına koca bir topluluğu iyiye, doğruya götürmenin zor olduğunu bildiği için artık bu savaşı kendi sınırlı yapısında bunu kurmaya çalışır. Eşi, kızı ve kendisi bu doğru'nun farkındadır. Yanında en büyük destekçisi ise eşi'dir. Köye gidenler bölümünde ise Mahmut Makal, burada başka iki öğretmenin yaşadıkları zorlukları yazar. Durmuş ve Ahmet öğretmenler. Aynı zamanda kendi otobiyografik yaşamını da aktarır. Durmuş ve Ahmet öğretmenlerin, yaşadıkları köyde tıpkı Makal'ın başına önceden gelen olaylar gibi okulun olmaması, okul yerine camide çocuklara eğitim verilmesi ve köylünün bu durumdan rahatsız olmasını anlatır. Belki de Mahmut Makal, artık birşeylerin değişmesini ya da öyle görmek istediği için yazar bu bölümü. Mahmut Makal'ın öğretmenliği ile Ahmet öğretmenin öğretmenliği birbirine çok benzer. İkiside kitap okur, yalnızlık hayatında büyük yer kaplar, bu zorlu koşullarda yaşamaya çalışır, dört beş ayda bir maaaşını çekmeye gider, gün içinde sadece patates yiyerek geçirir hayatını, duş alıp bakımını bile yapamaz yokluktan. İşte zorluklar bu kadar benzer birbirine. Tıpkı Makal'ın yıllar önce yaşadıklarının aynısı. Ahmet öğretmen'in bütün bunları yaşadığı yetmezmiş gibi bir de köye gelen müfettişten azar işitir. Üstelik bu azar, tıpkı Makal'ın başına gelmiş olan dergiye yazı gönderme ve köydeki imkansızlıkları insanlara duyurduğu içindir. İşin tuhaf yanı bir de muhafazakâr müfettiş tarafından namaz kılmayıp oruç tutmadıkları için de işlerinden atılma tehdidi ile karşılaşır öğretmenler. Ama yine de birşey söyleyemeyip sessiz kalırlar. Sorgulaması gereken şeyler çocukların okul durumu, öğrenim durumu, okulun olmaması ve kalite gibi şeylerken müfettiş tam tersine onların dini görüşlerini ilgilendiren mevzulara takılır kalır ve öğretmenler üzerinde baskı kurar. Diğer dersler ise müfettişin şöyle umurunda olur; ''namazdan, aptesten habersiz olduğunuza göre, çocuklara verdiğiniz din dersini olsun kepaze etmeyin. Benim üzerinde durduğum tek konu bu. Bunda da durumunuzu öğrendim. Öteki dersleriniz vız gelir, ne yaparsanız yapın...'' Müfettiş sanki yanlış bakanlıktan gelip yanlış yeri teftiş ediyor gibi. Acaba Makal bu bölümde yıllar önce yaşadığı şeylere ses çıkaramayıp hep içinde sindirdiği ve tüm olanları kendine yansıttığı için yazmış olabilir mi? düşüncesi geldi aklıma. Belki de bu bölüm geçmişte yaşadıklarına karşı bir duruştu. O zamanlara bir haykırış, bir serzenişti. Her ne kadar o zaman yapamasa da şimdi bunu ideal bir öğretmen üzerinden yapmak istemiş olabilir. Öğretmenlerin yaşadığı zorluklar neden kimsenin umurunda değildir? neden çocuklarını bir adım daha ileriye taşımak için bunca insan dışı muamelelere katlanmak zorunda kalan öğretmenlere köylü sahip çıkmaz? yiyecek bir ekmek dahi verilmeyen öğretmenlere, müfettiş geldi diye neden sultan sofraları hazırlanır? işte bu gibi sorunlar büyüdükçe büyür ve olan sadece öğretmenlere olur. Öğretmenleri sorgulayan, denetleyen müfettiş daha kendi kültüründen bile bihaberdir. Yaban romanını ilk defa duyar, Dostoyevskinin Budala romanın da ise yazarın nereli olduğunu sorar ve kendi zeki aklınca yazarı küçük düşüreceğini sanarak ''kendisi gibi bir budala'yı anlatıyordur kesin'' diye hitap eder. Ne olursa olsun Mahmut Makal'ı, Ahmet ve Durmuş öğretmenleri bir ümit ayakta tutuyordu. Maddi yoklukların ve yalnızlığın ortasında amaçları; çocukları bir adım ileriye taşımak ve bu yükün altında kalmamaktı. Her ne kadar müfettiş gibi yollarına taş koyanlar, onları rencide edenler olsa da onların bir ülküsü vardı. İşin sonunu hep özüne dönmekte görür Makal. Çünkü özüne dönmektir onu vareden. Tıpkı kendi başına gelen ve gerçekleri yazdığı için ezilen, mesleğinden edilen ve içinde ukte kalan hayatı gibi. Aynı şeyleri Ahmet öğretmene de yaşatırlar. Yılmayan, direnen, ülküsü için ayakta dimdik duran insanları bile yıldırırlar.
Edebiyat
Memleketin SahipleriMahmut Makal · Literatür Yayıncılık · 200857 okunma
·
96 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.