·210 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Aralık 2024 23:10 Yaşamak kitabı, Zübeyir şener'in seslendirmesi ile dinledim çok etkileyiciydi.
Fugui isimli yaşlı bir çiftçinin kendi ağzından hayat hikayesini anlattığı kitap, Fugui'nin gençlik yıllarında ailesinin servetini har vurup harman savurmasıyla başlıyor. İyice kumar batağına düştükten sonra ailesine, karısına hatta karısının karnındaki bebeğe ettikleriyle birlikte elinde avucunda bir şey kalmamasıyla hikaye yeniden şekillenmeye başlıyor. Elbette Fugui'nin başından geçenleri tek tek anlatmayacağım. Fakat kitabı bitirdikten sonra içimde öyle büyük bir duygu yoğunluğu birikti ki, üzerinde daha fazla düşünerek bu duyguları bir bir ayıklamak ve anlamlandırmak istedim.
Hayatınızı kaybedecek hiçbir şeyinizin olmadığı şekilde hayal edin. Maddi kaynağınız sonsuz, manevi beklentiniz yok, herkese istediğiniz gibi davranabiliyorsunuz, kimsenin ne dediğini zerre umursamıyor, çevrenizdekileri üzmek kaygısı taşımadan davranıyorsunuz. Gençsiniz, sağlıklısınız, güçlüsünüz. Hiç böyle bir hayatınız oldu mu bilmiyorum; ama bir hayal edin. Sonra da dilediğim gibi yaşarım dediğiniz o en uç noktalarda hayatınızı sürdürürken tüm bu saydıklarımın bir günde yok olduğunu varsayın. Dilediğiniz gibi değil, yaşamak zorunda olduğunuz şekilde başladığınız yeni hayatı tüm pişmanlıklarla sıfırdan inşa ederken en çok neyi düşünürsünüz? Bir bedel ödediğinizi mi? Hatalarınızı telafi etmek zorunda olduğunuzu mu? Normalde ilk akla gelen bunlardır elbette... Ama Fugui'nin hikayesi bize başka şeyler söylüyor.
Sıfırdan inşa edilen bir hayat düzeni içinde beklenmedik birçok aksilik, talihsiz ölümler dizisine tanıklık ederken, bir yandan fakirlik, açlık, sağlık sorunlarına rağmen sevgi, sabır, kanaatkarlık görüyoruz. Okurken nefret ve kınama ile başladığım kitap, ilerleyen sayfalarda hayret, şaşkınlık, üzüntü, umutla dolup taştı. Öte yandan bir sayfada Yoldaş Başkan'a kızasım geliyorken, birkaç sayfa sonra kendimi onun yerine koyup içerledim. Fugui çaresizlikle evdekileri nasıl doyuracağını düşünürken "Ah be Fugui, nasıl yok ettin onca serveti!" diye içimden geçirirken, birkaç sayfa sonra "Vay be iyi ki de gitmiş serveti, toprak sahibi olsa yok yere öldüreceklerdi" diye içime su serpildi. Olup bitene her genel geçer tepki verişimde Fugui ve ailesi bana başka bir hikaye de olabileceğini gösterdi. Tesadüfen bulunduğu yerlerde mutsuzluğun, fakirliğin dibine vurmuşlarken ilerleyen günlerde eğer orada olmasalardı daha kötü şeylerle sınanabileceklerini gördüm. Demek ki, her zaman bildiğimiz en kötü, aslında en kötü olan değilmiş dedirtti bir yandan...
Kitap sonlandığında olup bitenleri düşünürken şöyle dedim: Yaşamak da böyle değil mi zaten? Duygudan duyguya geçerek hikayelerimizi ördüğümüz, aldığımız küçük bir kararla hayatımızın geri kalanına kelebek etkisi izler bıraktığımız, bize ait, bize özel, öngörülemeyen ve beklenmedik şeylerle dolu...Doğumlar, ölümler, umutlar, mutsuzluklar...
Sonra umutsuzluğa kapıldığımda veya en kötü olanı yaşadığımı düşündüğümde Fugui'nin şu sözlerini tekrarlamam gerektiğini fark ettim: Yaşamaya devam etmek zorundasın!
Yaşamaya devam edelim, yaşayalım, görelim...
SPOİLER İÇERİR(ÖZET, DÜŞÜNCE VE YORUM)
$Şu usta(fugui) en son Longır ile kumar oynarken zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile değil.
_Zaten şen bey longır yenilmiş görünecek, (altında hile yatıyor)artık yaşlandığı için ortada yok, gitti ve artık kasabanın en iyi kumarbazı Longır olmaya başladı. Longırın garip bir aksanı vardı. Şen beyin aksine her zaman kazanamazdı. Ama tabi o gitti bir daha gelir mi bilinmez.
^Jizen, şujinin"fuguinin"(karısı)eşi, yujin doğacak oğlu. Pirinç tüccarının adı çenji aynı zamanda jizenin babası. Jizen efendi şujinin eşi.
#Efendi şu şimdi bütün parasını kumarda kaybetmiş ve nereye gideceğini bilemez halde.
÷Usta şu dedikleri aslında fugui oluyor.
×Fugui en sonunda bütün varlığını kaybetmiş vaziyette eve eşinin yanına geldi. Fugui'nin kızının adı fenjia.
-Fugui'yi bir zamanlar okula sırtında taşıyarak götüren uşağın adı çengen.
+Bahçede çalışan ırgat vanşi.
+Irgat vanşi'nin bildirmesi üzerine fugui'nin babasının düştüğünü haber verdi ve fugui'nin babasının başı üzeri düşerek boynu kırılarak öldü.
*Jizen(babası pirinç tüccarı) Çen ailesi
*Fugui(babası tuvalette başı üstüne düşerek öldü) Şu ailesi
^Jizen'i karnındaki çocuk ile babası alıp götürdü ve fenjia'yı da babasının yanında bıraktı.
*Fugui'nin babası öldükten sonra ev ve atmış dönüm arsa longır'a geçti ve fugui annesi ve kızı fenjia ile küçük eski kulübede yaşamaya başladılar.
*Fugui longırdan üç dönüm arsa kiraladı ve tek başına çok çalıştı. Eşi artık babasının yanında yaşıyordu. Annesi çok yaşlanmıştı.
Yıllardır tarlada ırgat olarak çalışan vanşi öldü. Fugui'den iki yaş büyüktü. Küçükken anne babasının ölümünden beri şu ailesinin yanında sadık bir şekilde çalışıyordu vanşi.
*Fugui'yi bir zamanlar okula sırtında taşıyan çengen çıkageldi. Çengen şu ailesinde büyümüştü. Ne kadar onlarla beraber kalmasını ısrar etseler de kalmak istemedi ve oradan ayrıldı. Çok iyi kalpli biriydi çengen.
*Fugui'nin eşi jizen yeni doğan çocuğu erkek olmuş ve adı da yujin'di.
*Yujin altı aylıkken jizen eve Fugui'nin yanına dönüyor.
*Fugui'nin annesi rahatsızlandığı için kasabaya doktor li'ye gitti.
*Fugui kasabada belediye başkanının uşağı ile kavgaya tutuşurken subayın onları askere top arabasını taşıyıcı olarak görevlendirmesi ile devam etti bu macera. Bu sırada evde annesi, eşi ve çocukları fugui'yi bekliyordu.
*Fugui subayın komutuna uymuş, yanındaki uşak ise zor gücülü oradan ayrılabilmişti. Bir zamanlar bir yolunu bulup kaçarım düşüncesindeyken yürüdükçe kuzeye doğru ilerleyerek uzaklaşıyorduk. Bir ay sonra Alhuya Eyaletine varmıştık.
*Fugui yanındaki çavuşun daha önce bir çok defa kaçma teşebbüsünde bulunduğunu fakat her seferinde başka bir bölük tarafında yakalnadığını söyledi. Yani ya ölüyorlar kaçanlar ya da geri getiriliyorlar. *Fugui 'nin gittiği bölükte 15-16 yaşlarında gençler vardı ve çun seng adında bir çocuk vardı. Bölükteki yaşlı quin daha önce bir çok defa başka taburlar tarafından oradan oraya sürüklenmiş. Yanında ona kaçmayı teklif edenler kaçmaya çalışırken çok üzücü ki ölmüşler.
*Fugui bu birlikte kuşatma halinde yaşlı quin ve genç çocuk "çun seng" ile beraberdi.Bomboş harabe bir yerde karınlarını doyurmak için son çare ölülerin mezarlarını kazıyıp onların tabutlarını odun olarak kullanmak son çareleriydi. Çünkü onca pirinçleri vardı ama hiç ateş yakacak odunları yoktu.
Ekmek yakalamaya çalışmak pirinç pişirmek ten daha zordu. Sekiz yıldır hala orduda görev yapan yaşlı quin çok iyi yürekliydi. Çun seng'i beklediler ve onunla beraber yediler.
Başkomutan'ın adı "çan kay şek" dir.
Askerlerin bir çoğu yaralı bir şekilde ölüme terk ediliyor. Ve gece boyunca kar yağarken acıdan inleyerek can veriyorlar. Fugui bu seslerden bir türlü uyuyamıyor. Yaşlı quin sipere dönerken bir kurşun darbesi ile ölüyor.
Fugui şimdi genç çocuk çun seng ile beraber.
Birlik komutanı sivil kıyafetler içinde Batıya doğru kaçma planındaydı.
Kurşunların ve patlayan bombaların arasında geçen bir aydan sonra artık ölmekten korkmuyordum. Öğleden sonra sıranın bana geleceğini düşündüm.
Öğleden sonra kurtuluş ordusu siperlerdeki herkesin elini kolunu bağladı. Asker tek başına bizi, yirmi tutsağı güneye doğru yürüttü. Çok geçmeden sayıca bizden daha fazla olan bir birlikle karşılaştık. Arazi taşlı ve engebeliydi. Kuzeyden gelen bir kısım kurtuluş ordusu ellerinde sıcacık ekmeklerle bize doğru geliyorlardı. Çun seng de bizimle olsaydı ne iyi olurdu. Ne yazık ki o, kurtuluş ordusu gelmeden az önce siperkeri aşıp ekmek bulmak için çıkmıştı.
Ertesi gün birliğin başında bulunan rütbeli birisi herkese çinin özgürlüğüne kavuşması için kartuluş ordusuna katılmak isteyenler olduğu yerde kalsın dedi. Evine gitmek isteyenler ayağa kalksın ve yol harçlıklarını alıp yola koyulsun dedi. Fugui evine dönebileceğini duyunca kalbi duracakmışçasına sevindi. Eve güneye var gücümle koştum. Fugui evden ayrıla neredeyse iki yıl olmuştu.
Artık evindeydi. Annesi, Fugui evden ayrıldıktan iki ay sonra öldü. Ve kızıda havale geçirmiş bu sebepten konuşma yetisini kaybetmişti. Küçük oğlu ise babasını tanımamıştı bile. Çünkü oğlu evden ayrıldığında daha altı aylıktı.
Longırın zenginliği dört yılı bile bulmadan kurtuluş ordusu onun her şeyine el koymuş ve Fugui ye de daha önce çalıştığı o üç dönümlük arazi verilmişti.
Longır kurşuna dizildi ve o şekilde idam edildi.
Fugui kızı fenjia' yı evlatlık olarak verdi. Kardeşi yujin ne olduğunun bile farkında değildi. Fenjia ağlayarak göz yaşları içinde babasının gözlerine bakarak evinden zor ayrıldı. Bu arada fenjia konuşamıyor çünkü zamanında (babası askere alındığında yüksek bir havale geçirdiği için konuşamıyor).Kızlarının daha iyi bir hayat yaşayıp iyi bir eğitim alabilmesi için onu başka bir aileye evlatlık vermeleri gerekiyordu.
Fenjia'yı evlatlık alan aileden gelen para ile küçük kardeşi yujini okula göndereceklerde.
Fakat yujinin giyecek doğru dürüst bir kıyafeti bile yoktu. Fenjia evden ayrılırken annesi kendi kıyafetinden parçalarla kızı için yeni bir şey dikmişti. Ama şimdi oğlu için ne yapacağı konusunda çaresizdi.
Fenjia bir süre sonra bir gece yarısı eve gelmiş ve kapıyı ısrarla çalmıştı. Tam da o sırada annesi de babası da ayakta bu saate kim olabilir diye endişeye kapıldılar. Evet bu fenjia'ydı. Şaşkınlıktan onun duyamadığını ve konuşamadığını unutmuşlardı.
Yujin,ablası fenjia geri döndüğü için çok mutlu.
Fugui,kızı Fenjia'yı kasabaya evlatlık verdiği aileye götürdü ama tam evin önünde kızının ona şefkatli bakışları onu kararından vazgeçirdi ve eve geri döndüler.
Eve döndüğünde Jizen çok şaşkın bir şekilde bakıyordu.Fugui şöyle dedi "Bütün aile açlıktan ölse bile o geri göndermiyorum".
Yönetimi artık yeni komünist başkan idare ediyor ve ona artık "yoldaş başkan" diye hitap edilmesi gerekiyordu.Köyde herkesin arazisi ortak mal oldu ve tencere tava gibi ev aletlerine de el koyuldu. Artık herkes ortak yemekhanelerde yemeğini yiyecek, yemek kaygısını düşünmeyecekti.
Pirinç, tuz, odun gibi eşyalara el koyulmuştu. En kötüsü de kuzularımızı bile vermek zorunda kalmıştık. Böylelikle bütün kasaba halkı gibi bizde bahçelerde çalışan ırgatlık yapan venşi'ye kuzuları vermek zorunda kaldık.
Bu kuzulara yalnızca yujin günde üç defa yemeleri için ot toplayıp götürüyor ve gece yarısından önce kuzularına sarılıp eve dönüyordu. Vanşi, yujine bu kuzuları akşam götürüp sabah geri getirebileceğini söyledi. Ama yujin babasının buna kızacağını düşünerek kabul edemedi.
Fenkşui uzmanı vang bey ile yoldaş başkan köyde bir alan arıyorlar. Vang bey ile jizen babası dolayısıyla tanıştıkları için onların kulübesinin olduğu yerden vazgeçtiler. Ama ne yazık ki vang beyin yaşlı sun'un evini çok beğenmesi üzerine yoldaş başkan adamı zorla kapı dışarı attılar.Yaşlı sun yanmakta olan evi bir ağacın tepesinden izliyordu. İnmemek için diretti.
Ancak ondan sonra göz yaşlarını sildi ve sendeleye sendeleye uzaklaştı oradan. Bu yanan evin bulunduğu alanı demir kazanın içinde tencereleri eritmek için kullanacaklar.Köy yaşlı sun'un evinin bulunduğu kısımda demir eritmeye başlamış ve bu sırada jizen kronik bir hastalığa tutulmuştu. Jizen ağır iş yapamamaya başladı. Kazandaki demir eşyalar iki aydır bir türlü erimiyor ve buna rağmen taş gibi sertti. Herkes demir eritme telaşındayken yujin kuzularına bakmaktaydı ve fugui merak ederek oğlunu görmeye gittiğinde oğlu yujin vanşi ile beraberdi. Kuzularının kesileceğinden endişe duyuyordu.
Fugui ve oğlu yujin demir eritme kazanının olduğu alana gittiler. Bütün aile fuguinin eşi jizen, kızı fenjia ve oğlu yujin ile birlikte kazanın içindeki demiri eritme çabasına girmişlerdi. Ama bir türlü erimeyen demir aksine kaya gibi sertti. Fugui oğlunu ve kızını eve gönderdi. Kendisi jizen ile beraber ateşin başında beklemeliydi. Gece boyunca fugui ve eşi uyumuşlardı. Sabah olup etraf aydınlandığında fugui devrilen kazanı görünce telaşa kapıldı ve"jizen jizen" diye bağırmaya başladı. Göletin oradan kısık bir sesle seslenmişti jizen ve fugui'nin içi rahatladı.
Fugui, kızını da yanına alarak eşi jizeni doktora götürmek için yola koyuldular. Kasabadaki doktor jizende kemik erimesi olduğunu ve buna bir çare olmadığını söyledi.
Dönüşte yolunda yoldaş başkan sevinçle Fugui ve ailesini karşıladı. Sen ve ailen çok iyi bir iş çıkardınız. Tam da ulusal bayram gününde dedi.
Yujinin kuzularını kesmişlerdi. Yujin bir kaç gün çok ağladı. Ahırdaki bütün kuzular kesilmiş yalnızca üç öküz kalmış ve bunları tarlaları sürmek için kullanıyorlardı. Yiyecek bir şey kalmadığı için yoldaş başkan artık herkesin kasabaya inip tencere tava almalarını söyledi. Bundan sonra eskisi gibi herkes evinde yemeğini pişirecek dedi. Ama herkes yemek sıkıntısı çekiyorlardı. Zamanında ellerinde ne var ne yok halk komünesine vermişlerdi.Yemekhane kalan bütün tahılı herkese eşit bir şekilde dağıttı.
Jizenin rahatsızlığı daha da ilerlemiş. Ve bunun üzerine bir de yujin okulu bırakmak istediğini söylemişti. Bunun üzerine Fugui oğlunun okuluna gitti. Hayal kırıklığına uğramıştı. Çünkü yujin annesini, kız kardeşinin ve babasının onun için onca çabalarına rağmen dersi dinlemiyordu.
Fugui büyük bir hata yapmış ve oğlunu bütün okulun önünde küçük düşürmüştü. Fugui, jizene bütün bunları anlattığında suçun kendinde olduğunu anladı ve çok pişman oldu. Yujin bir ay kadar babasını umursamadı. Fugui oğluna bir şey yapmasını söylediğinde direk yapıyor ama onunla konuşmuyordu. Köydeki yemekhane kapandıktan sonra yiyecek hiç bir şey kalmamıştı. Hayat gittikçe zorlaşıyordu. Fugui evde satılabilecek son şeyleri de satıp bir kuzu almayı düşündü.
Fugui askerdeyken kızı fenjia tarlada çalışıyordu ve köydeki vans adındaki adamda ona yardım ediyordu.
Yujin beşinci sınıftaydı ve valinin eşi doğum yaptı ve bir ayağı çukurda deniyordu. Kan kaybediyor ve sonuç olarak yujinin kan grubu uyuyordu.Beden eğitimi öğretmeni hastanede bütün öğrencileri sıraya dizdi.
En katlanılmaz yerde,valinin karısı için yujinden bütün kanı almaları ve çocuğun kalp atışlarının durması. Ne kadar acımasızca. Fugui çaresiz bir şekilde kasabanın yolunu tuttu. Yujin ölmüştü. Burada dayanamadım gerçekten. Nasıl bu kadar acımasız, sadece kendinizi düşünebiliyorsunuz. Fugui çaresiz oğlu yujini aradı. Oğluna sarılmak istedi ama yujinin bedeni kaskatı kesilmiş ve buz gibiydi. İnanmıyorum yaaa beden eğitimi öğretmeninin ağlaması ve üzerine babasına gerçeği söylememiş olması ve sadece çok kan vermekten öldüğünü söylemesi inanılır gibi değil. Fugui hala oğlunun ne sebepten, nasıl, neden öldüğünü öğrenememişti.
Fugui hastanede, askerde komutan olan "çun sen" ile karşılamıştı. Askerde ekmek aramaya çıktığı sırada esir olarak alınmış meğer. Fugui de o gittiği sırada kurtuluş ordusu ile başka birliklere ulaşarak evine gitmeyi tercih etmişti. Oradan beri görüşememişlerdi. Ama şimdi "çun sen" karşısında uzun boylu ve hafif toplanmış vaziyetteydi. Bana bir can borçlusun dedi Fugui çun sen'e. Fugui, o gece yujini kucağında eve taşıdı. Gece yarısı annesi ve babasının yanına gömdü oğlunu. Şimdi jizene ne diyecekti. Sabah oldu ve tarlaya çalışmaya giden insanların seslerini duyunca eve girmeye karar verdi. Ağlamıştı ama bunu jizene belli etmememeliydi. Kendini tutarak içeri girdi ve yujinin okulda bir anda bayıldığı için hastanede bir süre dinlenmesi gerektiği yalanını söyledi kızı ve eşine. Daha fazla dayanamayarak kendi evden dışarı attı. Oğlunu bir daha okula gönderemeyecek ve onu bir daha asla göremeyecekti.
Jizen anlamıştı artık. Her gece fugui'nin Batı tarafından geldiğini farketmiş ve fugui'ye artık saklamana gerek yok, biliyorum yujin öldü. Beni ona götür dedi.
Jizenin hastalığı onu daha da elden ayaktan kesti. Son günleri yatakta geçiriyordu. Doktor bir hafta ömrü kaldığını söyledi. Fugui oğlunu kaybetme acısı ile bir de eşini kaybedeceği düşüncesi ile kendini daha fazla tutamayarak gece yarısı fenjia ve jizen uyuduğunda ağlayabiliyordu. Kasabaya gidip tabut hazırlığına başlamıştı. Tabut için borç para bulmaya çalıştı ama kimsede o kadar para ne arardı. Oğlunu bir kumaş parçası ile gömmüştü ama bu sefer öyle olmamalıydı.
Kızına ne kadar farkettirmese de fenjia babasının neden kasabaya çok sık gittiğini anlamıştı.
Yujin öleli bir aydan fazla olmuştu. Bir gün "çun sen" çıkageldi. Artık ona çun sen değil"yoldaş lyu"diyorlardı. Başkaları onu görünce "vali lyu" diye hitap ediyorlardı. Ama Fugui ona hala çun sen diyordu.
Vali yoldaş lyu ve yoldaş başkan fugui'nin evine geldi. Jizen valiyi yani çun sen'i görünce hemen üzerine atladı ve oğlumu, yujinimi geri getir diye bağırdı. Çun sen,artık kabul etmelisiniz dedi. Jizene para verdi ama almadığını gören vali yoldaş lyu (yani çun sen) parayı fugui'ye uzattı. Fugui yalvarırım al bu parayı dedi. Fugui jizeni o halde gördükten sonra nasıl alabilirdi ki bu parayı.Parayı almıştı ki jizenin bakışları üzere geri verdi.Çun sen gelmekte ne kadar ısrar etse de jizen onu içeri almadı. Fugui, çin sen lütfen bir daha gelme dedi. Ve çun sen bir - iki yıl bir daha hiç görünmedi.
Yeni yoldaş başkan mau'nun emirleri hep gece vakti gelirdi. Fugui ve jizen kızlarının artık evlenme yaşının geldide geçmekte olduğunu düşündüler. Yoldaş başkanın çok çevresi olduğu için jizen onun yardım edebileceğini düşündü.Yoldaş başkan ertesi gün fugui'ye, fenjia için kasabada hamallık yapan bir talip olduğunu adının ise"van erşin"olduğunu söyledi. Erşi onları aşağılamamış aksine ertesi gün kulübeyi tamir için köyün girişinden bir araba dolusu malzeme ile geliyordu.
Fenjia ve Van Erşin evlendiler. Üzerinden çok yıllar geçmesine rağmen hiç bir düğün fenjianın ki kadar gösterişli olmadığını söylüyordu herkes. Fugui bile kızını yeni kıyafetlerin içinde görünce bu kadar güzel olduğuna şaşırdı. Erşinin arkadaşları çok şanslı olduğunu söyledi. Erşi, fenjia ile şehre taşınmıştı. Çok mutlu bir hayat yaşıyorlardı. Fenjianın ne kadar zeki ve akıllı bir kız olduğundan bahsediyorlardı her defasında. Erji hala düğünde dağıttığı kutu kutu sigaraların borcunu ödemekte idi.
Yoldaş kızıl muhafızların başkanı bir kız. Kız en fazla on altı-on yedi yaşlarındaydı ama yoldaş başkana küçümser tavırlarla bakıyordu. Yoldaş başkanı zorla götürdüler. Şehirde son zamanlarda ardı arkası kesilmeyen kavga, kıyamet sonunda yoldaş başkanı da bulmaları ile devam ediyordu. Yoldaş başkan, şehre gidemem, oraya gitmek mezara gitmektir diyordu ısrarla. Yoldaş başkan ağzı yüzü şişmiş vaziyette köye dönmüş herkes şaşkınlıkla onun başına üşüşmüştü. Yoldaş başkan köy halkına çok kırılmış, yanında destek çıkmamış olmalarına yakınarak onlara sitemde bulundu.
Fugui şehre gittiğinde çun sen'i uzaktan görmüş ama yanına gidememişti. Şehirde çok büyük bir kargaşa vardı.Vali yoldaş lyu(çun sen)'nun kapitalist yolcu olduğunu düşünerek eziyet ediyor, hiç durmadan onu tekme tokat dövüyorlardı. Fugui onların başına gidip çun sen' i onlardan kurtarmaya çalıştıklarında onu şiddetele itmiş ve sen bu eski valinin kim olduğunu biliyor musun diye bağırdılar.Bildiğim tek şey onun çun sen olduğudur dedi Fugui onlar. Konuşmaya başlayınca ona vurmayı bıraktılar ve çun sen'e ayağa kalkmasını emrettiler. Çun sen fugui ye hemen burada git dedi. Akşam fugui tüm bu olanları jizene anlattığında keşke onu o gün içeri alsaydım dedi. Bir süre sonra çun sen fugui'yi gece yarası ziyarete geldi. Yüzü yara bere içindeydi. Çun sen, fugui'ye artık yaşamak istemiyorum dedi. Buraya da sana veda etmek için geldim. Bana her gün elimi kolumu bağlayarak işkence ediyorlar dedi. Fugui ona, hayat sana anne-babandan hediye. Onlara sormadan karar veremezsin dedi. Gece yarısı boyunca fugui ve çun sen uzunca konuştular. Jizende onları dinliyordu. Sonunda çun sen ikna olmuş görünüyordu ki kalkıp gitmek için yeltendiği sırda jizen ona seslendi ve çun sen"yaşamak zorundasın" dedi. Ağlamaya başladı her biri. Bir ay sonra vali yoldaş lyu'nun(çun sen) kendisini astığı haberi geldi.
Fenjia artık hamileydi. Van Erşi ve fenji'nın bir oğlu olmuştu. Doğumdan sonra fenjia'nın kanaması artmış ve fenjia son nefesini vermişti. On yıl önce yujin de bu oda da ölmüştü. Fugui kızının cansız bedenini görmeye dayanamadı. Erşi fenjia'yı sırtına aldı ve evin yolunu tuttular. Erşi eşini zor gücülü eve sırtında taşıdı ve onun başında ağlayarak uyuya kaldı. Şimdi ikisi beraber uyuyordu. O gün şafak sökene kadar Fugui erşi'nin mutfağında oturdu. Jizen şu an bender haber beklercesine gözleri kapıdadır diye düşündü Fugui. Fenjia'nın öldüğünü ona nasıl söyleyecekti. Ertesi gün evin yolunu tuttuk.Erşi jizeni görür görmez anne anne diye ağlamaya başladı. Erşi Fugui ile fenjia'yı yujin'in yanına gömdüler. Erşi dönüp babasına, baba benide ölünce fenjia'nın yanına gömün dedi. Bebeği getirmek için tekrar hastaneye gittiler. Erşi oğlunu getirmiş ve babasına ismini onun koymasını istediğini söyledi. Jizen aynı fenjia'ya baktığı gibi bu sefer de bebeğe dalgın bakışlarla bakıyordu. Fugui bu durumdan endişelendi.
Bu çocuk doğar doğmaz annesiz kaldı. Bu yüzden adı "Kugen"olsun. Acı kök demek.
Fenjia'nın ardından üç ay geçmeden jizen'de öldü. Artık sadece Fugui, Erşi ve Kugen kalmıştı.
Beni sevindiren bir olay da fenjia'nın mutlu bir hayat yaşadıktan sonra ölmüş olması. Jizen çok huzurlu öldü dedi Fugui. Erşi bir yandan çalışıyor bir yandan da kugene bakıyordu. Kugeni kimi zaman çocuğunu emziren anneler gördüğünde rica da bulunurdu. Fugui kimi zaman şehre geldiğinde erşi' yi sırtında hem Kugeni taşıdığını hem de hamallık yaptığını görüyordu. Kugen büyüdükçe erşi'nin fugui'ye baba deyişini taklit ediyor ve fugui'yi görür görmez "baba, baban geliyor" derdi. Erşi fenjia'nın gidişine hiç alışamadı. Öncekine göre daha az konuşurdu. Kugen büyüdükçe annesine benziyordu. Ve büyüdükçe ona bakmak fugui ve erşi'yi daha da zorluyordu. Erşi fugui'ye, Fenjia ile olan anılarım benim tek mutluluğum dedi.
Erşi, Kugen dört yaşına geldiğinde öldü. Erşi beton kalıpların üzerine düşmesi üzerine ölmüş. Şimdi sadece Kugen(fenjia'nın ve erşi'nin oğlu)ve fugui hayattaydı. Arkadaşları erşi'nin beton kalıpların altında aniden yüksek bir sesle Kugen diye bağırdığını duyduklarını söylediler. Kimi zaman fugui Erşi ve Kugen ile şehirde kalıyor kimi zaman da Erşi ve Kugen köydeki kulübeye geliyorlardı. Ama şimdi yalnızca Kugen ve dedesi Fugui beraberlerdi. Kugen henüz ölümün ne demek olduğunu bilmiyordu. Babasının ona son çığlığında ikincisini duymayınca oyununa devam etmişti. Yujin ve fenjia gibi erşi'yi de bu hastaneye götürmüşlerdi. Hastaneden herkesin ölüsü çıkıyordu. Ama erşi'nin orada öleceği fugui'nin hiç aklına gelmemişti. Üçüncü defa daha bu odaya girdiğimde orada yatan yine benim canımdı.Kugen babasını bir daha göremeyeceğini bilmiyordu. Fugui Kugen ile köye taşınmıştı. Kugen çoktan beş yaşına gelmiş ve fugui'ye çok iyi bir yardımcı olmuştu. Kugen arkadaşları ile oyun oynayacak yaşında orak kullanmaya ve çalışmaya başlamıştı. Yoldaş başkanda fugui gibi çok yaşlanmış ve ailesi de büyümüştü.Göz açıp kapayıncaya kadar Kugen yedi yaşına gelmişti. Kugen çok çalışmış ve başı dönüyordu. Ateşi vardı. Kugen fasulye yemeğini yerken boğazına kaçmış ve ölmüştü. Fugui tek başına kaldı.
Ailedeki herkesi toprağa fugui gömdü.
Fugui,Kugen öldükten iki yıl sonra nihayet bir öküz alacak parayı biriktirmişti.Yaşlı bir öküz aldı ve adını da Fugui koydu. İki Fugui yerdeki çamurda ayak izlerini de bırakarak yürüyorlardı. Fugui'nin öküze(fugui'ye) şöyle seslendiği duyuldu:Bugün yujin ve Erşi bir dönüp toprağın tamamını ekti. Jizen ve Fenjia'da neredeyse yüzde yetmiş-seksenlik bir kısmını halletti. Minik Kugen bile kendi başına yarım dönümlük tarlayı halletti. Peki ya sen, artık yaşlandın ve güçten düştün dedi. Fugui ve öküz(fugui) gün batımı ile tarla dönüşü... SON.