Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
İki yıl önce Temmuz gecesinde içimi serinletecek, hafif, melül edecek bir kitap okuyayım demiştim.. çok etkilenerek gece boyunca duvardaki saat’in sesiyle kendi mi sorguladığım olmuştu. İnsanlar neden zamanı beyhude ederler ki? Diye… bugün de yine bir yaz sıcaklığını özlediğim için tekrar okumak istedim.
Kitabımız tanınmış bir roman yazarı olan ismini bilmediğimiz ama yazarın R. olarak bize bahsettiği kişi, kırk birinci doğum gününde bir dağ gezintisinde Viyana’ya döner. Evine döndüğünde uşağının getirdiği birikmiş mektuplar içinde hiç bilmediği bir el yazısı ile karşılaşır. Ve ismi bilinmeyen bir kadının ölmeden önce, ömrü boyunca aşık olduğu adama yazdığı bir mektup. Bilinmeyen bir kadının elinden yazılıp çocuğun ölümü ile başlayıp kendi ölümü ile sonlanan bir zaman arasına sığdırılmış bir kandının hayatı…
Aslında ilk başlarda ben o kapının önünde durup ayak seslerini dahi takip edip onun geldiğini anladığında tamam bu aşk işte demiştim.. beyhude yere umutlanmışım.. bunu asıl ikinci kez okuduğumda anladım aslında bir takıntı imiş. Elbet bu benim düşüncem fazla spoiler vermek istemem. Tüm kitap sevenlere, tavsiyemdir.