Uyuma Yoksa Dağlar da Uyur
10/10
·200 syf.··
2024 14. kitabı
Bir yemin doktorlar için bu kadar kutsal mıdır? Yani düşmanı bile olsa ona bakar mı? Böyle zorlu koşullarda, göz gözü göremeyecek derecede tipi bile olsa yine de görevini yapıp içini rahatlatmak ister mi bir insan? Vladimir Sorokin ile tanışma kitabım. Türkçeye çevrilmiş ilk eseri ise ''Tipi''. Tanrısal bakış açısı ile yazılan bir roman. Böyle olmasını seviyorum çünkü karakterlerin duygu durumunu derinlemesine bilmek hoşuma gidiyor. Karlı bir Rusya akşamında başlar roman. Dışardaki donmuş kar evlerin camlarının bile buz tutmasına neden olmuştur. Ama bu kadar soğuğa ve donmuş kar'a rağmen 15 verst( yaklaşık 17 kilometre) uzakta olan bir köyde Güney Amerika'dan gelen bir salgın başlamıştır. Doktor Platon İlyiç ise o köye ulaşıp yanında getirdiği iğneleri yapıp insanları iyileştirmek niyetindedir. Yolun belli bir kısmını postacı arabası ile gelen doktor bir yerden sonra atların çok yorgun olmasından dolayı bir menzil istasyonunda beklemek zorunda kalır. Kaldığı bu süre zarfında köydeki hasta insanların durumlarının daha da kötüye gideceğini bildiği için ne yapıp edip yeni bir at bulup köye yetişmeye çabalar. Burada da imdadına Kozma Dayı diğer adı ile Perhuşa yetişir. Doktor ve Perhuşa beraber kızak arabası ile tipiye rağmen yola çıkarlar. Yolda bir sürü zorluk ile başetmeye çalışırlar. Gerek dik yokuşlar, gerek kızağın kırılması gerekse yolda donmaları... Ama yine de doktorun mesleğine bağlılığı, vicdanı ve bunu bir devlet işi olarak görüp üzerine düşeni yapmak istemesi ise saygı uyandırdı bende. Daha önce de defalarca salgınlarla mücadele eden Platon İlyiç yine aynı kararlılık ile bu zorluklara rağmen devam etmek ister. Yolda mahsur kalmalarından dolayı bir değirmene sığınırlar. Perhuşa'nın daha önce geldiği ve bir daha tövbe edip gelmek istemediği bu eve dışarda donma korkusu ile mecburen sığınırlar. Bu evde ise karakterler ilginçtir ki en ilginç olanı ise değirmenci ve karısıdır. Bu ikili arasından geçen ilişki artık bir karı-koca ilişkisinden çok bir anne-evlat ilişkisine dönmüştür. Bu ilişki Doktor Platon İlyiç'in de gözünden kaçmaz ve kadını anaçlığı ile çekici bulur. ''Güzel değil ama anaçlığı içimde haz uyandırdı'' der hatta. İşin tuhaf yanı bana göre işine bu kadar saygılı davranıp ne pahasına olursa olsun yetişmeye çalışması. Ama sığındığı bir evde de kadına haz duyması ve içinde kadının, kocasının fiziksel özelliklerini eleştirip kadına sahip olmanın hakkı olduğunu düşünmesi tezatlıktı. Evet işine saygı duyup işini yapıyor olabilir ama bunu sırf toplum tarafından onaylanmak içinde yapıyor olabilir mi sorusunu getirdi aklıma. Kitabın başından ortasına geldiğim kısma kadar sadece bir buçuk gün geçmişti ama beni öylesine içine çekti ki hiçbir yerinde sıkılmadım. Betimlemelerin şahaneliği, karakterlerin hep aynı şeyi yapıyor olsa bile Vladimir Sorokin'in o güzel anlatışı karşısında sadece okumama devam etmek istiyordum. Vladimir Sorokin, karın yağışını, tanelerin şiddetini, o tanelerin Doktor'un ve Kozmo Dayı'nın yüzlerine gelişini o kadar iyi tasvir etmişti ki sanki o kızak arabasında yanlarında bende oturuyorum ve kar, soğuk, tipi benimde yüzüme çarpıyormuş gibi hissediyorum. İlerleyen kısımda kardan dolayı göz gözü göremediği noktada yine yollarını kaybederler Doktor Ve Kozmo Dayı. Bu sefer de önlerine bir çadır çıkar. Bu fırtınada bu çadırın nasıl ayakta kalıp üstelik içinde insanların donmadığına hayret ederek sahipleri tarafından içeri buyur edildiler. Ama işler onların tahmin ettiği gibi gitmez. Bunlar Kozmo Dayı'nın da dedi gibi ''Tek-nol-loji-ya'' ile hayatlarını süren Vitaminderlerdir. Üstelik onların yaptıkları icat daha bir gün önce At kızağının ayağının kırılmasına neden bile olmuştur. Doktor Platon İlyiç, Vitaminderler sayesinde bir geçiş durumuna geçer ve tıpkı bir arınma gibi koca bir kentin ortasında, insanların önünde, kızgın yağın içinde, cezanladırılmak üzere içine sıkı sıkıya bağlanmış bir halde bulur kendini. İşte artık ölümün geleceğini anlayan Doktor, hayatında daha önce yapmış olduğu hataları söyler ki insanların içinde ona karşı olan ve daha tam olarak tanımlayamadığı kin ve nefret duygusunu söndürmek ve bulunduğu yerden kurtulmak adına resmen haykırır. En güzeli ise Vladimir Sorokin'in, ölümün gelişini ve insanın yavaş yavaş eksilmesini çok güzel anlatmasıydı bu bölümde. Doktor İlyiç, geçiş durumundan geldikten sonra hayatının önemini öylesine anlar ki artık ne tipi, ne kar, ne yolda Perhuşa ile yaşadıkları onca zorluk gözüne bile gelmez. Resmen hayata yeniden gelmiş gibi sevinerek ne pahasına olursa olsun insanlara iyilik yapmak ister ve Perhuşa'nın boynuna atlayarak, içinde bulunduğu zor koşullara rağmen tekrar yola çıkarlar. Ama umdukları gibi olmaz. Gücü elinde bulunduranların zayıfları eze eze istediklerini yaptırdıklarının bir kanıtı bence bu kitap. Doktor her seferinde bu gücünü kullanıp Perhuşa üzerinde iktidar kurar. Ama yaptığı son hataya ise dönüşü olmayacağını bilerek adım atar. Perhuşa, zavallı ve vefakar Perhuşa. Şefkatli, komik ve yürekten Perhuşa. Gönlümde çok ayrı bir yer edindi. Doktor Garin'e ise bu yolculuk varoluşunu sorgulattı. Bana göre kitabın tek kötü yanı 195 sayfada bitmesiydi. Vladimir Sorokin bence bunu uzun uzadıya yazmalıydı. Kullandığı dil, olay örgüsü, betimlemeler, bilimkurgu ögelerini kullanması ve ruhsal durumları o kadar muhteşem anlatmış ki okurken keşke daha da çok yazsaydı yüzlerce sayfa yazsaydı da okusaydım diye hep düşündüm. Eserin alt metninde, Rusya'nın siyasi yapısına da göndermelerde bulunuyor yazar. Diğer kitabı olan Opriçnik'in Bir Günü'nü de okuyacağım. Umarım bütün kitapları Türkçe'ye çevrilir ve okuruz. Büyük çok büyük bir yazar Sorokin.
Rus Edebiyatı
TipiVladimir Sorokin · Can Yayınları · 2019145 okunma
·
92 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.