Diyalektik Distopya!
9/10
·270 syf.··
Beğendi
·
2024 8. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2024 15:48
Bertolt Brecht Felsefesi ve Üç ‘‘Kuruşluk Roman’’ı Epik tiyatronun öncülerinden birisi olan Bertolt Brecht'in ölümsüz eseri aslında ''Üç Paralık Opera'' adlı oyununun devamı niteliğindedir. Yani bu romanı, daha iyi anlamanız için oyununu da izlemeniz tavsiye edilir. Öte yandan eğer bir Brecht romanı okuyorsanız, öncelikle onu ve onun düşünce sistemini iyi anlamanız gerekmektedir. Öncelikle Brecht ve düşünce sisteminden bahsetmek gerekirse: Bertolt Brecht Almanya'da dünyaya gelmiş, 1935 yılında Nazi'ler tarafından vatandaşlıktan çıkarılmıştır. Tiyatro kuramcısı, oyun yazarı, tasarımcısı ve bir Komunisttir. Diyalektik Tiyatro türünün öncüsü olmuştur. Zengin Aristokrat bir ailenin çocuğudur. İlk tiyatrolarını Alman Dışavurumcu anlayışıyla yazar. Daha sonraları ise kendi özgün stilini ortaya çıkarmaya başlar. Bertolt Brecht eserlerinde genellikle burjuva sınıfını eleştirir ve proletarya sınıfının yaşadığı zorlukları anlatır. Savaş karşıtıdır. Tiyatroyu, zengin sınıfın eğlence aracı olarak değil de proletaryanın da gözlemci olduğu bir araç olarak görür. Bu nedenle teori ve pratikte Marksist ve Leninist eğilimin tüm boyutlarını oyunlarına yansıtır. Onun için sınıflı toplum değil de sınıfsız toplum vardır. Üç Kuruşluk Roman’da: 19. Yüzyıl İngiltere’sinde yaşayan, savaşta bacağını kaybetmiş bir gazi olan Fewkoombey aynı zamanda dilencilik yapmak zorundadır. Bu dilenci çetesi lideri de Bay Peachum’dur. Onun ve Fewkoombey’in başından geçen olaylar ve farklı olaylar çevresinde kapitalizm eleştirisi yapılır. Olay örgüsü vardır fakat karakterlerde değişiklik olur. Ancak olay örgüleri arasında konu devamlılığı vardır. Yazar anlatmak istediği konuları, bir savaş üzerinden anlatır. Bay Peachum, çevirdiği işlerden büyük ve haksız kazançlar sağladığı halde, bunlarla doymaz. Daha da büyük kazançlı işlere girmek ister. Devlet savaştadır ve savaşa asker göndermek için gemiler satın alması gerekmetedir. Bunu öğrenen Peachum, bir grup üçkağıtçı iş adamıyla bir araya gelip ihaleye girer. Bu grup aslında bir suç çetesinin ta kendisidir. Çetenin başı Coax’tır. Bir de Macbeath vardır. O Peachum'un düşmanı olda çıkarlar ikisini yan yana getirmiştir. Coax, Pek çok yasa dışı, pis işlere bulaşmıştır. O ve yanındakiler bakanlıkta rüşvetçi bir memurla iş birliği yaparak ellerindeki çürük gemileri hükümete satar. Fakat gemiler savaş sırasında batar ve yüzlerce asker şehit olur. Cenazeye kendileri de katılırlar ve beyefendiliklerinden ödün vermezler. Vicdanları da sızlamaz. Romanda Hırsızlık, savaşın zengin ettikleri, kapitalizm ve kapitalizmin nasıl işlediği, geliştiği ve proletarya üzerindeki etkileri, çeteler ve çeteleşme gibi konular işlenir. Hırsız-girişimci- iş adamları ekseninde devletin ve milletin soyuluşu anlatılır. Zenginler savaş gazilerini kullanarak savaşın yarattığı duygusal atmosferi kendi lehlerine çevirirler. Tıpkı Peachum’un bozuk gemileri restore ettirip devlete çok yüksek meblağlara satması gibi. B Dükkanları’nın binlerce ürüne naylon fatura kesip kara para aklanması gibi. Tabii bu konuların zemininde bir de savaşın halkın üzerinde yarattığı etkiler vardır. Kurumlar ve kurumların içini boşaltan yöneticiler. Ahlaki yozlaşma ve toplumsal çürüme gibi halkı derinden etkileyen sorunlar işlenir. Romanda ana karakterler ve yardımcı karakterler bulunur. Fewkoombey, Macbeath, Jimmy Becket, Fanny Crsylera, Bay Coax, Hale, Şeftali vs. birçok karakter vardır. Konular bu karakterler üzerinden ele alınır. Roman sonlarına doğru Fewkoombey’in karısı öldürülür. Fewkoombey’le başlayan roman yine onunla biter. Romanı okurken dikkat etmemiz gereken şey, ana karakterlerin birbirleriyle olan uzun diyaloglarıdır. Anlatıcının bu diyalogları toplu olarak vermesi tiyatroyu andırmaktadır. Ancak bu kısımları dikkatlice okumak romanda verilmek istenen mesajları net bir şekilde zihnimize yerleştirir. Çünkü yazar bu meseleleri bu diyaloglar üzerinden anlatır. Bazı çarpıcı bölümleri olduğu gibi yansıtmak faydalı olacaktır: Örneğin hırsızlıkla ilgili: ‘‘Bir başkan, benzin bidonuyla dolaşmaz. Tabii ki ‘kibar mülk sahipleri kimsenin cebinden para çalmaz, der halk. Elbette adi bir soygunla, Rothschild’in bir bankayı kendisine yontması arasında büyük fark vardır. Bunu herkes bilir! Ama bana sorarsanız, büyük suçları işleyenler, yakalanmadan küçük suç işleyebilecek yegâne kimselerdir ve bu olanaklarından da bolca yararlanırlar.’’ Halk ve yoksulluk: ‘‘Gazetelerde son zamanlarda ortada fazla dilenci haberleri dolaştığını okudum ama dilenciler ancak iki kilometrede bir görünüyorlar, üstelik hep aynı adamlar. Dilencilerin sayısına bakarsan hiç yoksulluk yok sanırsın. Hep kendime soruyordum. Yoksullar nerede? Cevap şu: Her yerde. Kendi yığınlarının altında saklanıyorlar. Yalnız onların yaşadıkları dev kentler var ama oralarda da saklanıyorlar. Güzel yerlerde görünmüyorlar, iyi sokaklardan kaçıyorlar. Çoğunlukla çalışıyorlar. En iyi de bu gizliyor onları. Açlıklarını giderecek bir şey almamaları göze çarpmıyor çünkü dükkanlara girmiyorlar. Bazen tüm bir ulus arka sokakta acı çekiyor. Yok olmaları fark edilmiyor bile(isimsiz olmaları gerçeği de başka). Yok ediliyorlar ama bu yıllarca sürüyor. Hileli gıdalar, pis evler, tüm yaşam fonksiyonlarının azalması, bunların yoksulları yok etmesi uzun zaman alıyor. Devlet kurumlarının milleti soyması: ‘‘Siz eski bir hırsızsınız…küçük bir zanaatkârsınız hepsi bu. Bu, batmakta olan bir sınıf. Bir hırsız bir bonoya karşı nedir ki? Bir banka soygunu banka kurma yanında nedir? Bir işçi kullanmanın yanında bir adam öldürmenin sözü mü olur? Bundan birkaç yıl önce bütün bir sokağı çaldık, tahta parkelerden yapılma bir sokaktı bu, bu tahta parçalarını kazıp çıkardık, yüklendik ve götürdük. Yaptığımızın olağanüstü bir başarı olduğunu sanıyorduk. Aslında boşa uğraşmıştık… Kısa bir süre sonra, belediye meclisi üyesi olarak ihale dağıtımıyla uğraşmanın çok daha verimli bir iş olduğunu öğrendim…’’ Zenginler zevk ü sefa içerisinde yaşarken proletarya vatanı için insan üstü gayretle çalışıyor ve olağanüstü şartlarda yaşıyordu bir tarafta cephedeki askerler için kıyafet dikiliyordu, diğer tarafta saraya zevki için kıyafet dikiliyordu: ‘‘Yirmi yaşındaki Marry Anne Walkley, kraliyet terzihanesinde çalışıyor ve soylu hanımlara tuvaletler dikiyordu. Sezonun en hızlı zamanıydı. Hiç ara vermeden altmış kızla birlikte yirmi altı buçuk saat çalıştı; bir odada otuz kişilerdi. Geceleri havasız bir delikteki yataklarında, ikişer ikişer yatıyorlardı. Biraz likör ve şarap, tükenmek üzere olan güçlerini tazeliyordu. Anne tüm gücünü fedakârca en az ücret karşılığında Kraliçe’nin hizmetine adamıştı. Cuma günü hastalandı, dikişe devam etti ve pazar günü Mafeking’de ölen kahramanlarımızın eriştiği şerefe o da ulaştı. Halkın zaaflarından faydalanıp halkı soymak: Böyle felaketlerden kaçılmaz. Savaşlar, fırtınalar, depremler iflaslar, kıtlıklar, hepsi böyledir. İncil böyle söylüyor bunu. Hep akılda tutmalı. On kişiden dokuzu gelecekten korkar. Bunu paraya çevirmek gerekir: Korktukları şeyleri bir düşünelim: hastalık, yoksulluk, ölüm. Korkanlara diyelim ki biz sizi öyle bir geleceğe karşı sigorta edeceğiz. Haliniz vaktiniz yerindeyken bize gelirinizin belirli küçük bir kısmını düzenli olarak ödeyeceksiniz, bir felaket olursa size (ya da ölürseniz mirasçılarınıza) para vereceğiz. Macbeath ve Brown görüşmesinde, devlet kurumlarındaki yozlaşmalara şahit oluruz: ‘‘Biliyor musun Brown? Bu gevezeler beni kızdırıyor. Yasaları yeterince sert uygulamadığımız için durmadan bize saldırıyorlar. Sanki yasalar onlar için yapılmış. Her şeyin doğru ve yasal olması gibi gülünç bir saplantıları var. Politikada ve ticarette her şey tertemiz değildir, düzenli vergilerini ödeyenlere bunlar biraz anlaşılmaz gelir. Macbeath’a göre devlet anlayışı: ‘‘Devletin başında olması gereken insanlar yok. Hepsi şu ya da bu partinin adamları, partiler ise bencil kurumlar. Görüş açıları tek yönlü. Partiler üstü adamlara ihtiyacımız var, bizim gibi ticaret adamlarına. Biz mallarımızı fakir zengin farkı gözetmeden satarız. Herkese görüşüne bakmadan bir kilo patates satar, herkesin elektrik tesisatını yapar, evini boyarız. Devletin yönetilmesi ahlaki bir görevdir. İşverenlerin iyi işverenler, işçilerin iyi işçiler olmaları sağlanmalıdır. Kısaca zenginlerin iyi zenginler, yoksulların iyi yoksullar olmaları sağlanmalı. Böyle bir devlet yönetiminin geleceği günlere inanıyorum. Ben böyle bir devlete bağlanabilirim.’’ Halkın celladına aşık olması ve bunu lehine kullanan politikacıların namussuzluğu üzerine görüşler: ‘‘Herkes bilir… Zengin sınıfın suçlarını belirsizlik kadar hiçbir şey koruyamaz. Politikacılar para alabilirler çünkü insanlar onların çok yüksek ve kibar olduklarına inanırlar birisi ne olduklarını ortaya çıkarsa, yani ne kadar namussuz ve düzenbaz olduklarını olduklarını, o zaman tüm dünya ‘namussuz herif’ diye bu işi meydana çıkarana yönelir. Çünkü suç kesin değildir. Bay Gladstone büyük bir rahatlıkla Westminer kilisesini ateşe verip bunu muhafazakârların yaptığını iddia edebilir. Tabii kimse ikisinin de bunu yaptığına inanmaz; çünkü dünyanın görüşüne göre muhafazakârlar istediklerini almak için daha başka yollar seçerler. Roman üzerine yazılması gereken çok şey var. Olay örgüleri arasında bağlantı olsa da karakterler değişiyor. Bu değişiklikten dolayı olaylar ve karakterler iç içe giriyor. Entrikalar da iç içe giriyor. Okumayı zorlaştırsa da bu unsur, nitelikli okurları zinde tutacak cinsten. Entrikaların iç içe girmesi de yazarın polisiyeyi sevdiğinden kaynaklanıyor. Romanı okurken Brecht oyunu izler gibi okuyoruz. Roman kurgusunun başarısına, Brecht’in yaratıcı zekâsına hayran olmamak imkânsız. Her ne kadar romanda şeyler iç içe girse de havada kalmıyor. Üç Kuruşluk Roman, romanın kötü oluşundan değil içinde işlenen meseleleri gerçekleştiren insanların üç kuruşluk olmasından kaynaklanıyor. Tümüyle satirik olan bu romanda kötü insan tanımının tüm kötülükleri bulunuyor: Düzenbazlık, rüşvet, hilekârlık, cinayet, ahlaksız teklif, yolsuzluk, hırsızlık, dolandırıcılık, her şeyin odağında paranın olması vb. gibi durumlar vardır. Bu durumlarla yazar adeta bir Soddom ve Gomorre evreni yaratmıştır romanda. Roman bizi huzursuz eder, sorgulatır, şaşırtır, vicdanımızı harekete geçirir ve pes dedirtir. İşte Brecht’in de tam olarak istediği şeyler bunlardır.
Üç Kuruşluk RomanBertolt Brecht · Oda Yayınları · 2013725 okunma
·
218 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.