Gönderi

O mu bitti, ben mi bittim?
10/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2024 56. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2024 06:32
Aslında ne diyeceğimi pek bilmiyorum, sadece şunu sormak istiyorum: Bu kitapsa daha önce okuduklarım neydi? Harikaydı. Her bir sayfasını büyük bir zevkle okudum. Hiç bitmeyen aksiyonu ve bir sonraki satırında ne olacağı tahmin edilemeyen sahneleri sayesinde ilk defa bir kitabı okurken bu kadar heyecanlandım. Bazı ters köşeler ve olaylar ağzımı açık bıraktı. Güldüğüm yerler de oldu, üzüldüğüm ve hatta ağladığım yerler de. Her şey istediğim gibi gittiğinde bile öyle şeyler oluyordu ki sadece birkaç sayfa sonra her şeyin aynı şekilde gidebileceğini de, bir anda bozulabileceğini de biliyordum. O son kırk sayfa, o son... Neden? Neden bu kadar fazla olmak zorundaydı? Başka bir şey diyemiyorum. Hikaye o olaydan sonra nasıl dönecek pek bir fikrim yok. Birinci kitabı bitirdiğimde de yaptığım gibi şimdi de direkt üçüncü kitaba başlıyorum. Olmasını istediğim sadece tek bir şey var ki mantıklı olanın da bu olduğunu düşünüyorum. Umarım doğru çıkarım. Finalde daha da acı çekeceğimiz belli, bari öncesinde biraz istediğim gibi gitsin :"). GERİSİ SPOILER İÇERİR . . Bu incelemeyi ilk yazışımın üzerinden bir gün geçti. O sonu hala atlatabildim mi, hayır ama şimdi düşüncelerimi daha iyi toparlayabiliyorken kitap hakkında detaylı olarak da konuşmak istiyorum. İlk kitabı bitirdiğimde çok beğenmiş olmama rağmen seride ağlayacağımı düşünmemiştim fakat bu kitap bana yanıldığımı gösterdi. Hiç umursamadığımı, ölse pek umurumda olmayacağını düşündüğüm karakterleri aslında umursadığımı ve içten içe sevdiğimi gösterdi. Darrow'ın Eo'nun mezarını ziyaret ettiği sahnede mahvoldum, annesinin yanına gittiği ve annesinin onu anında tanıdığı sahnede de mahvoldum. Çok üzücü ama aynı zamanda çok güzeldi. Quinn'in ölmeyeceğine çok inanmıştım ama maalesef yazar acımıyor. Yaptıklarına rağmen Tactus'un ölümüne bile üzüldüm, özellikle de kendisine yeni bir şans verilmişken olduğu için. Her nedense her zaman ona karşı bir sevgi vardı. Sonrasında kendisi hakkında öğrendiklerim de çok daha fazla üzülmeme sebep oldu. Son sahne... Umursamadığımı sandığım ama aslında umursadığım karakterlerden bahsederken Lorn ve Victra'dan bahsediyordum. Ölüm sahneleri o kadar üzdü ki beni, ölmemeleri için içten içe yalvardım. Ve Fitchner... Muhtemelen bir ipucu vardı ama ben asla Ares olduğunu tahmin edememiştim, aslında tahmin etmeye bile çalışmamıştım, o yüzden büyük bir şok oldu benim için. Sonrasında Ares'in bu kadar yakından tanıdığımız bir karakter çıktığına sevindim. Zaten biraz da olsa sevdiğim bir karakterdi, hikayesi öğrendiğimde çok üzüldüm ve bir anda derin bir sempati hissettim. Ölümünü asla beklememiştim. Arkadaşım kitabın son kitabını açıp Fitchner ismini söylemişti. Bu yüzden son sahneyi okurken son sayfaya kadar onun bir anda gelip herkesi kurtaracağına inanmıştım. Eh, buna inanmışken de bir anda ölümü öğrenmek beni yıktı diyebilirim. Zaten ağlıyordum, bir anda daha fazla ağlamaya başladım. Çok ama çok daha fazla okumak istediğim, üçüncü kitapta da görmeyi hak ettiğimiz bir karakterdi. Tabii Fitchner olarak değil, Ares olarak. Off, ölümünü her hatırladığımda mahvoluyorum. Aslında bu karakterlerin ölümüne bu kadar üzülmemin en büyük sebebi onlara duyduğum sevgiden çok hiçbirinin ölmeyi asla hak etmemiş olmasıydı. Sevro mükemmel bir dost, mükemmel bir karakter. Ne olursa olsun Darrow'ın yanında olması, ona olan sevgisi ve bağlılığı... O kadar seviyorum ki onu. Üçüncü kitapta Darrow'u kurtaracak kişilerden biri olacağına inanıyorum. Kısrak da kitap boyunca hep güvendiğim bir karakterdi. Darrow'la olan ilişkileri çok güzeldi ve asla bozulmasını istemiyordum ama o da bozuldu maalesef. Aslında gerçeği öğrendiğinde böyle bir tepki vereceğink tahmin etmiştim. Darrow'a olan sevgisine rağmen babasına ve halkına da çok bağlı bir kızdı ve içinde gerçekten de bir şefkat var. Yine de çok üzüldüm. Darrow ile son yüzleştikleri sahnede Ragnar'ın onu öldüreceğini sandım ve o kadar korktum ki... Kendimi ağlamaya hazırlamıştım ama neyseki Ragnar beni şaşırttı. Bence Kısrak Darrow'ı da biraz yanlış anladı, biraz dinleseydi daha iyi olabilirdi. Tabii şu an tamamen onu bırakmış sayılmaz. Özellikle de abisi Çakal ihanet etmiş, babasını ve dostlarını öldürmüşken ben bu durumda Darrow'ın yanında durmasının daha mantıklı olduğunu düşünüyorum ki eğer ona güvenmeseydi o sahnede şansı varken onu da Ragnar'ı da direkt öldürürdü. Darrow yine harika bir ana karakterdi. İlk kitapta da olduğu gibi kitabı onun ağzından okumak harikaydı, onu okumak ve daha fazla tanımak harikaydı. Şeffaflığına bayılıyorum, duygu ve düşüncelerinin aktarılışına bayılıyorum. O kadar seviyorum ki kendisini... ÇOK SEVİYORUM. Çakal her zaman şüphelendiğim bir karakterdi, keşke Kısrak Darrow'ı uyardığında Darrow onu daha iyi dinleseydi. Roque'nun da Darrow'ı affedeceğini düşünmemiştim ama böyle de bir ihanet beklemiyordum. O ikisi, Antonia ve Cassius umarım ki geberip gidecekler. Tabii onlar ölse bile canımızın çok yanacağından eminim...
Altın OğulPierce Brown · Pegasus Yayınları · 20151,653 okunma
·
201 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.