"Hayatını birlikte geçireceğin kişinin kusurlarını ne kadar az bilirsen o kadar iyidir.
Dünyayı tanıdıkça gerçekten seveceğim bir erkeğin karşıma çıkmayacağı düşüncesine daha çok inanıyorum.
Tesadüfen çekmiyoruz acılarımızı.
Hiçbir şey beni istemediğim bir şeyi yapmak kadar yormaz.
Akıl sahibi, zeki biriydi fakat her şeye fazla hevesliydi. Acısının, neşesinin bir orta yolu yoktu.
Aşık olsam böyle şimdiki kadar biçare bir kör olmazdım. Aşk değil, kibirdi beni oyuna getiren.
Bir erkek böyle bir kadına kalbini adayarak paçayı kurtaramaz. Kurtaramamalı, kurtarmamalı.
Acılarımız geçtiğinde geride bıraktığı his genelde keyif verir.
Kalbinizi kaptırırken gözünüzü dört açınız.
Öyle huysuz bir adam ki onun sevdiği kişi olmak ne büyük talihsizlik olurdu!
Şöyle bir genel kuralım var Harriet: Bir kadın bir erkeği kabul edip etmemekte şüphe ediyorsa onu mutlaka reddetmelidir.
Eleanor düşünmeye ve mahvolmaya serbest olduğu odasına gitti.
Merakı benim meraklarımla kesişmeyen bir erkekle mutlu olamam. Tüm duygularıma hitap edebilmeli, aynı kitaplar, aynı müzik ikimizi de etkileyebilmeli.
Mutlu olmak için ona ihtiyacım olduğu konusunda şüphelerim var.
İnsanların yanlışlarını düzeltmeye meraklı değilim. Ama insanların çoğu zaman kusurlu olduklarını da görebiliyorum.
Ne var ki mutluluğu elde etmek için kurduğu planlardan biri altüst olunca, insan doğası bir başkasına yöneliverir. İlk hesapta hata etmişsek ikincisinde daha dikkatli oluruz, başka bir şeyle avunmaya bakarız.
İnsanın acısını almak için, iş kadar, acele, önemli, zorunlu bir uğraş kadar güzel çare olamaz. Üzüntülü işler bile üzüntüyü dağıtır.
Dostluk elbette hüsrana uğramış aşklara en iyi gelen merhemdir.
İlgisizlik bir bakıma güvenlidir fakat asla çekici değildir. Kişi kayıtsız bir insanı sevemez.
Elbet bir gün bana şu an olduğundan daha adil olacağına inancım var.
Kendimi, hak ettiğini hiçbir zaman verememiş, seni hak ettiğin kadar sevememişim gibi hissediyorum."