Kış Rüyası
Tek bir dilek; yuva…
Yusuf Ali, yalnızlığı ve sessizliği içinde yetimhanede büyüyen bir çocuktur. Yaşıtlarına göre fazlasıyla olgun ve sakindir. Yetimhaneye yeni gelen çocuklara abilik yapmayı kendine görev edinmiştir. Oradaki en yakın arkadaşı ise İsmet’tir. Yusuf için bir yuva hayali hep aklındadır ve yatmadan önce dilediği tek şeydir.
Bir gece, karlar içinde bulduğu mavi gözlü küçük kız çocuğu onun için bir dönüm noktası olur. Melek... Yusuf, Melek’i öylesine benimser ki Melek’ de aynı şekilde onu. Yalnızca Yusuf Ali’nin sözünü dinler ve sadece onun yanında tüm sakinliğini koruyordur. Yusuf için artık yuva kavramı tamamlanmıştır. Ta ki Melek bir aileye evlatlık verilene kadar... Yusuf, Melek’i güvenerek bu aileye teslim etse de karşılaştığı tek şey hayal kırıklığı olur.
Günümüzde, Eylül Aksoy geçmişteki Melek’tir. Onu evlatlık alan aile, Melek’in hem ismini hem de benliğini değiştirmiştir. Eylül, ailesini trajik bir kazada kaybeder ve bu kez komşuları ona sahip çıkar, kendi kızlarından ayırmazlar. Eylül, özel bir okulda öğretmenlik yapmaktadır ve yakın zamanda evlenecektir. Ancak, yuva kavramını gerçekten bulmuş mudur? Görünürde her şey tamam gibi olsa da içten içe bu sıcaklığı hissedememektedir. Büyük bir ihanetin ardından Eylül, tüm hayatını geride bırakmaya karar verir ve bir kasabaya yerleşir.
Kaderin cilvesi midir bilinmez, Eylül ve Yusuf Ali’nin yolları sonunda kesişir. Tam her şeyin düzeleceğini, o beklenen yuvanın kurulacağını ve sıcaklığın hissedileceğini düşünürken kader bir kez daha cilvesiyle karşılarına çıkar...
Kitabı o kadar severek okudum ki duygularımı buraya aktarmak gerçekten çok zor, çünkü okurken her anını hissettim. Sonunda her şeyin güzel olacağına inanmıştım; o yuva kurulacak, o sıcaklık hissedilecekti diye beklerken işler hiç de öyle gitmedi. Şimdi en kısa zamanda ikinci kitabı okumayı, biraz daha Yusuf Ali’nin hikâyesine tanık olmayı ve o beklenen yuvanın sıcaklığını hissetmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.